Etiket arşivi: kamu

kpss-a-b-grubu

Kpss A ve B grubu arasındaki farklar

Kpss A ve B grubu arasındaki Öne Çıkan Farklar;

  • Kpss A grubu dışında girilebilen kadrolara B grubu kadro denilmektedir,
  • Kpss A sınavı her yıl ÖSYM tarafından düzenlenmektedir,
  • Kpss B sınavı ise 2 yılda bir düzenlenmektedir,
  • Kpss B sınavına tüm lisans mezunları girebilmektedir,
  • Kpss A sınavına ise İİBF, SBF, Hukuk, Mühendislik vb fakültelerden mezun olanlar girebilmektedir,
  • Kpss A kariyer meslek kadrosu olarak ta bilinir,
  • Müfettiş, denetçi, uzman, kontroller vb kadrolar A grubu kadrolardır,
  • KPSS-A kadrolar dışındaki mühendislik, teknikerlik, teknisyenlik, memur, psikolog, mimar, veteriner vb. tüm kadrolar KPSS-B grubu kadrolarda yer almaktadır.

Detaylı Açıklamalar;

[EsnekReklamOrta]

B Grubu Memurluk (Lisans) Nedir?

Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS), ÖSYM Başkanlığı tarafından iki yılda bir (çift yıllarda) Lisans öğrencileri için Mayıs 2016’da, Lise – Önlisans öğrencileri için Ekim 2016’da yapılan bir sınavdır. KPSS B lisans sınavına bir lisans programından mezun olmuş ya da mezun olacak durumda bulunan öğrenciler katılabilir.

B Grubu Memurluk (Lisans) Kadroları Nelerdir?

Mühendis, mimar, veteriner, psikolog, sosyolog, hemşire, ebe vb. tüm lisans kadroları B Grubu kadrolarıdır. Kaymakam, müfettiş, uzman, denetmen ve kontrolör yardımcılığı gibi kadrolar ise A Grubu kadrolarıdır.

B Grubu memurluk Kadrolarına Atamalar Nasıl Yapılır?

B Grubu (Lisans) Memurluk adayı, KPSS sonuç belgesinde bulunan P3 puan türünü merkezi atamalarda veya ara atamalarda kullanabilirler. Merkezi atamalar 2 yıl boyunca her yılın Kasım ve Haziran aylarında ara atamalar ise kurumların belirleyeceği tarihlerde yapılmaktadır. Ara atamalara aynı zamanda “Kurumsal Atama” da denilmektedir.

Sınava giren adaylar, KPSSden elde ettikleri puanlar ile Kasım ve Haziran aylarında yapılan merkezi atamalarda ÖSYM tarafından hazırlanan tercih kılavuzu ile tercih yapmaları gerekmektedir. Adaylar bu kadrolara tercih yaparken aranan nitelikleri dikkatlice inceleyerek kendilerine uygun olan kadroları, puanlarını da göz önünde bulundurmak suretiyle tercih yapmalıdır. Ayrıca adaylar bu puanlarını 2 yıl boyunca ara atamalarda yani kurumsal atamalarda da kullanarak tercih yapabilirler.

KPSS B Grubu NEDİR?

B Grubu, A Grubu grubunun dışında kalan kontenjanlar için yapılan sınavdır. Bu sınav KPSS A gibi her yıl değil, iki yılda bir yapılmaktadır. Lisans mezunlarına ayrılan B grubu kadrolar için P3, önlisans mezunlarına ayrılan B grubu kadrolar için P93, ortaöğretim mezunlarına ayrılan B grubu kadrolar için P94 puan türü ile atama yapılmaktadır. Mühendislik, teknisyenlik, memurluk, mimarlık, veterinerlik gibi alanlarda B Grubu grubu sınavı ile yerleştirme yapılmaktadır.

A Grubu Grubu NEDİR?

KPSS-A sınavı; müfettiş, uzman, denetmen ve kontrolör yardımcılığı ile kaymakam adaylığı gibi yüksek düzey memur kadrolarına atama yapılan sınav türüdür.Bu sınav, her yılgerçekleşmektedir. Her bir kurum  ÖSYM’nin belirlediği 120  puan türünden kendisi için belirlediği puan türüne göre yerleştirme yapar.

B Grubu Hakkında Bilinmesi Gerekenler Nelerdir?

A Grubu kadroları dışında kalan tüm kadrolar B Grubu kadrosudur. Kaymakam adaylığı, müfettiş, uzman, denetmen ve kontrolör yardımcılığı gibi bölümlerden farklı olan alanlar B Grubu kadrosudur.

Bu kadrolara atanmak isteyen personelin ÖSYM tarafından yapılan KPSS’ye girerek ÖSYM tarafından yayınlanan KPSS Tercih Kılavuzundaki kamu kurum ve kuruluşlarına ait boş olan kadrolardan özelliklerine uygun olanları tercih etmeleri gerekir. Adayın puanı ve tercihleri doğrultusunda puan üstünlüğüne göre bilgisayar ortamında atama yapılmaktadır.

  1. B Grubu kadrolar için her yıl alım yapılmakta mıdır?

B Grubu kadrolarına iki yılda bir çift yıllarda alım gerçekleşir. 2014 yılında da B grubu için KPSS yapılacaktır. B grubu mesleklerinden birine atanmak isteyen adaylar bu sınava katılmak zorundadır.

  1. B Grubu kadrolarına atanmak için hangi sorular yanıtlanmalıdır?

KPSS B kadrolarına başvuracakların sadece Genel Yetenek – Genel Kültür sorularını yanıtlamaları yeterlidir. Yabancı dil sınavı ise adayın tercihine bağlıdır.

  1. B Grubu kadrolarına atanmak için hangi puan türleri kullanılmaktadır?

B Grubu kadroları için gerçekleştirilen atamalarda önlisans mezunu adaylar için P 93, ortaöğretim mezunu adaylar için P 94 ve lisans mezunu adaylar için P 3 puan türleri geçerli olmaktadır.

  1. B Grubu kadrolarına atanmak için girilmesi gereken KPSS sınavlar ne zaman yapılmaktadır?

KPSS B kadrolarına girmek isteyen lisans mezunu adaylar, 2014 yılının Temmuz ayında yapılacak olan Genel Kültür – Genel Yetenek sınavına;  önlisans ve ortaöğretim mezunu adayların ise 2014 yılının Eylül ayında yapılacak olan  Genel Kültür – Genel Yetenek sınavına gimek mecburiyetindedir.

  1. Bir mühendis hem KPSS-A’ya hem de KPSS-B’ye başvurabilir mi?

B Grubu kadroları ÖSYM tarafından merkezi yerleştirme yoluyla atama yapılmak için ilan edilen kadrolardır. KPSS’ye girerek genel kültür ve genel yetenek testlerine katılan tüm adaylar B Grubu kadrolarına başvurabilirler.

Kaymakam adaylığı, müfettiş, uzman, denetmen ve kontrolör yardımcılığı kadrolarını tercih edebilmek için KPSS’nin pazar günü yapılan alan bilgisi sınavlarına (İktisat, Muhasebe, Maliye vb) katılma zorunludur.

Sadece lisans mezunlarının katılabileceği bu sınavın haricinde de kadronun açıldığı kamu kurumu tarafından yapılacak mülakatlardan da geçmek gerekmektedir.

 

Kamu ve Özel Sektör arasındaki farklar

Öne Çıkan Farklar;

  • Özel sektör, kamu sektörüne göre daha fazla serbestliğe sahiptirler.
  • Kamu kurumları, devletin birer parçasıdırlar ve dolayısıyla değişik organlarca yoğun bir denetime tabidirler,
  • Kamu hizmetleri devamlıdır, herkese eşit olarak sunulur ve müşteriye göre farklılık göstermez
  • Özel bir kurulu­şun amacı, kuruluşun çıkarını geliştirmektir. Bu çıkar ya kâr ya da sosyal bir deği­şiklik olabilir. Buna karşılık, kamu yöneticilerinden halkın çıkarlarına uygun hareket etmeleri beklenir.
  • Kamu kurumlan, kendi çıkarlarını belirlemede ve geliştirmede, özel kuruluşlar gibi serbest ya da bağımsız değildir.
  • Kamu yöneticileri kamu hizmetlerini genişletmek ya da daraltmak yetkisine sahip değildirler.
  • Kamu hizmetleri, doğrudan kâr amacına göre değil, “kamu yararı”na uygun olarak halka sunulur.
  • Yoksulların ve kimsesizlerin korunması, evi olmayanlara uygun fiyatlarla konut verilmesi, çiftçilerin çeşitli şekillerde desteklenmesi, işsizliği azaltmak için, çalışanların daha genç yaşta emekli edilerek yeni istihdam imkânlarının sağ­lanması, üretimi artırmak için devlet tarafından verilen teşvikler, hep “sosyal fayda” kavramı içinde değerlendirilebilecek hususlardır
  • Özel firma ve kişiler, halkın genel arzularına uyup uymamakta ya da başkalarının değerlerine önem verip vermemekte tamamıyla serbesttir.
  • Kamu yönetiminde uygulanan usul ve kurallar yasalarla ayrıntılı olarak belir­lenmiştir
  • Kamu yönetiminin örgütlenmesi, görev ve yetkileri, kamu personeli­nin hizmete alınması, haklan ve yükümlülükleri, kamu kurumlarının mal ve hizmet satın almaları çok sayıda yasal düzenlemenin konusunu oluşturmaktadır.
  • Özel sektörde de yasal düzenlemeler vardır. Ancak yasal düzen­lemeler genel niteliktedir, fazla ayrıntılı değildir ve ayrıca sayı bakımından da azdır.

[EsnekReklamOrta]

Özel sektörü ilgilendiren denetleyen veya ilişki içinde olan kurumlardan bazıları şunlardır

  • Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)
  • Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)
  • Türk Patent Enstitüsü (TPE)
  • Rekabet Kurumu Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK),
  • Muhasebe Standartları Kurulu Telekomünikasyon Kurumu (TK)
  • Şeker Kurumu Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK)
  • Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK)
  • Kamu İhale Kurumu (KİK)
  • Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)

 

Detaylı açıklamalar;

Benzerlikler

Yönetimle ilgili örgüt teorilerinin büyük bir kısmı, özel sektör kuruluşlarında yapılan araştırmalara dayanmaktadır. Kamu yönetimi, bu araştırmalardan büyük ölçüde yararlanmaktadır. Mühendis, doktor ve iktisatçı gibi uzmanlar, ister özel kesimde isterse kamuda çalışsınlar, işlerini yürütürken aynı bilgileri, usulleri ve teknikleri kullanırlar. Her iki kesimde de, kurallar sistemi, örgüt, personel, malî kaynak ve dış çevre gibi ortak Öğeler ve sorunlar bulunmaktadır. Esas itibariyle bütün yönetimler, insan kaynakları, malî yönetim, örgülün yapı ve işleyişini idare etme; siyasa, program ve yöntem geliştirme gibi dört temel işlev yürütür­ler,

Dünya’daki genel değişmelere uygun olarak kamu yönetimi ve özel yönetim arasında önemli bir yakınlaşma ve işbirliği görülmekledir. Çalışma yöntemleri bakımından iki kesimin giderek birbirine benzemekte olduğu söylenebilir. İki yönetim arasında işbirliğinin arttığını gösteren en önemli olay, kamu yönetimi­nin çoğu proje ve faaliyetlerini ihale ya da başka yöntemlerle özel sektöre yap­tırması, Özelleştirme ve bazı işletmelerini kiraya vermesi; toplam kalite yöneti­mi, stratejik yönetim, performans yönetimi, insan kaynakları yönetimi gibi kav­ram ve anlayışların kamuda da benimsenmesidir. Yukarıda da belirtildiği gibi, işletme yönetim ve tekniklerinin kamuda da uygulanabileceğine ilişkin teori ve uygulamalar son zamanlarda öne çıkmıştır. Yeni kamu yönetimi anlayışı, kamu sektöründe   idareden   (administration)   işletmecilik  (management)  anlayışına geçişi simgelemektedir. Kamuda öteden beri uygulanan geleneksel yönetim anlayışı yerine, özel sektör yönetiminden esinlenerek geliştirilen yeni kamu yönetimi anlayışı egemen olmaya başlamıştır.

 

  1. Siyasal Çevre

Kamu yönetimi, siyasal sistemin yürütmeye ilişkin kolunu oluşturmaktadır. Bu nedenle kamu yönetimi, siyasal sistem içinde alınan kamu politikası kararlarını uygulamakla ilgilenir. Kamu yöneticileri, yürüttükleri faaliyetler konusunda siyasal yönetici ve organlara karşı sorumludurlar; yönetsel kararlar alırlarken ve bunları uygularken bu sorumluluğu göstermek zorundadırlar. Siyasal yöneticiler ve organlar, zaman zaman yaptıkları denetimlerle, kamu yöneticilerinin bu so­rumluluğunu değerlendirirler ve böylece onların eylem ve işlemlerini siyasal iradeye uygun olarak yönlendirmeye çalışırlar. Kamu kurumlan, içinde seçmen­ler, politikacılar, üretici ve tüketici çıkar gruplarıyla gönüllü kuruluşlardan olu­şan siyasi bir ortamda faaliyet gösterirler. Bu nedenle, kamu kurumlarının faa­liyetleri her bakımdan geniş bir kesimin ilgi merkezi halindedir. Kamu yöneti­mi, siyasal çevrenin dışında, bir de hizmet sunduğu topluluk bakımından “sos­yal çevreye” sahiptir. Kamu kurumları hizmetlerini yürütürken, her iki çevreye karşı sorumluluklarının bilinciyle hareket etmek durumundadır.

  1. Kamu Yararı ve Özel Yarar

Kamu kesiminin ürettiği mal ve hizmetlerin büyük bir kısmı “kamusal” ya da “yarı kamusal” niteliktedir. Kamusal mal ve hizmetler demek, faydası ülke ge­neline yayılmış ve bütün bir toplumun ortak çıkarı olan mal ve hizmetlerdir. Bu mal ve hizmetlerin faydası çoğu kez bölünemez, kullanıcılara göre fiyatlandırılamaz ve hizmete ilişkin fiyatı ödemeyenler bu hizmetten malınım edilemezler. Bu hizmetler, genellikle vergiler yoluyla finanse edilir. Millî savunma ve genel güvenlik hizmetleri bu türdendir.

Yarı kamusal hizmetler de, faydası belirli bir bölge ya da toplum kesimi ile sınırlı ve bu ölçekte bölünemez olan ortak hizmetlerdir. Her iki niteliği taşıyan hizmetlere “kamu hizmeti” denilir. Bu hizmetler diğerlerine göre daha acil ve zorunludur.

Özel mal ve hizmetler ise, faydası ferdî ve bölünebilir niteliktedir; hizmete ilişkin fiyatı ödemeyenler hizmetten yararlandırılmazlar. Özel mal ve hizmet­lerden yararlanmanın tek yolu, fiyatını ödeyerek onu satın almaktır. Para, özel mal ve hizmetlerden yararlanma aracıdır ve piyasa sisteminin egemen gücüdür. Özel mal ve hizmetlerin fiyatı, serbest ekonomik şartlarda piyasa koşullarına göre belirlenir. Kişiler, özel bir kuruluşun ürettiği mal ve hizmetleri alıp alma­makta serbesttir. Çünkü bunların alternatifleri piyasada daima bulunmaktadır. Oysa kamu hizmetinin bir bedeli olacaksa, fiyatını siyasî organlar belirler ve dolayısıyla bu fiyat, piyasa fiyatı değil daha çok “siyasî fiyat” özelliğini taşır. Siyasî organlar, kamu hizmetlerinin fiyatlarını belirlerken, toplumu meydana getiren çeşitli grupların gelir düzeyini dikkate almak durumundadır. Kamu hiz­metlerinin fiyatı ticari güçler tarafından belirlenemez.

Bu nedenle kamu hizmetleri, doğrudan kâr amacına göre değil, “kamu yararı”na uygun olarak halka sunulur. Kamu yönetimindeki kâr kavramı, farklı bir özelli­ğe sahiptir. Kamu kurumlarında “kâr”ın yerini “sosyal fayda” kavramı alır. Yoksulların ve kimsesizlerin korunması, evi olmayanlara uygun fiyatlarla konut verilmesi, çiftçilerin çeşitli şekillerde desteklenmesi, işsizliği azaltmak için, çalışanların daha genç yaşta emekli edilerek yeni istihdam imkânlarının sağ­lanması, üretimi artırmak için devlet tarafından verilen teşvikler, hep “sosyal fayda” kavramı içinde değerlendirilebilecek hususlardır. Ancak sosyal faydayı, bütün siyasî partilerin kabul edebileceği kriterlerle ölçmek mümkün değildir. Çünkü hangi politika ve uygulamanın “sosyal fayda” kavramı kapsamında ol­duğu konusu, siyasal partilerin programlarındaki ilke ve önceliklerinden dolayı farklılık göstermektedir. Nitekim bir parti, işsizlikle mücadele için erken emek­liliği savunurken; diğer bir parti de, erken emeklilik sisteminin, sosyal güvenlik kurumlarının kaynaklarını sıkıntıya sokacağı, işsizliğe de bir çare olamayacağı görüşünü belirtebilir.

Kamu hizmetlerinden yararlananlara “halk”, “kamu” ya da “toplum”; Özel mal ve hizmetleri satın alanlara ise “müşteri” denilir. Ancak 1980’den sonra, yeni kamu yönetimi anlayışının gelişmesiyle birlikte, kamu kurumlan da hizmet sunduğu kesimlere müşteri nazarıyla bakmaya başlamışlardır.

Özel firma ve kişiler, halkın genel arzularına uyup uymamakta ya da başkalarının değerlerine önem verip vermemekte tamamıyla serbesttir. Özel bir kurulu­şun amacı, örgütün çıkanın geliştirmektir. Bu çıkar ya kâr ya da sosyal bir deği­şiklik olabilir. Buna karşılık, kamu yöneticilerinden halkın çıkarlarına uygun hareket etmeleri beklenir. Kamu kurumlan, kendi çıkarlarını belirlemede ve geliştirmede, özel kuruluşlar gibi serbest ya da bağımsız değildir. Kamu kurumlarının görevi kendileri tarafından değil, seçimle işbaşına gelen organlarca be­lirlenir. Kamu kurumlarının görevleri ve politikaları, büyük ölçüde seçim esası­na bağlı olarak oluşan siyasi kişi ve organlara dayandığına göre (hükümet prog­ramı, anayasa ve yasal değişiklikler, yerel yönetim karar organlarının kararları, kamu politikaları vb.), kamu kurumların eylem ve işlemlerinde kamu yaran anlayışının egemen olduğu düşünülür. Bununla beraber, kamu kurumlarının bütünüyle kamu yararına yönelik olmayan işleri de söz konusu olabilmektedir. Personelin kendi sosyal imkânlarını geliştirmek için yaptıkları harcamalar (araç, gereç, dinlenme tesisleri vb.), lüks yatırımlar, aşın istihdam, hizmet ka­yırması, adam kayırma ve rüşvet gibi yozlaşma olayları, kamu kurumlarında kamu kaynaklarının, birey ya da grup amaçlarına göre kullanabildiklerini göste­rir. Kamu yaran, çoğu zaman, bu tür eğilimlerin gerçekleştirilmesinde arkasına saklanılan bir kavram haline gelebilmektedir. Eğer yöneticiler, moral değerler itibarıyla kamu yararına yönelik bir düşünce ve eylem içinde değillerse, görev tanımlamalarının, yasal sınırlamaların ve idari denetimlerin fazla yapacağı bir şey yoktur.

Özel sektör yönetiminin, yasal yönden kamu yararına karşı ilgisi daha azdır ya da fazla duyarlı değildir. Bununla beraber özel sektör daha fazla kâr edebilmek için kamuda olumlu bir imaj bırakmak ister. Son zamanlarda, kamu-özel sektör işbirliğinin gelişmesiyle birlikte, özel sektör yönetiminde sosyal sorumluluğun ve kamu duyarlılığının giderek artmakta olduğu görülmektedir. Ayrıca, özel sektör kuruluşları, siyasî organlar ve kamu yönetimleri tarafından, sağlık ve eğitim gibi konularda, toplumun yararı dikkate alınarak hazırlanmış usul ve kurallara uymak durumundadır.

  1. Serbestlik

Özel işletmeler, kamu örgütlerine göre daha fazla serbestliğe sahiptirler. Kamu örgütleri, devletin birer parçasıdırlar ve dolayısıyla değişik organlarca yoğun bir denetime tabidirler. Kamu hizmetleri devamlıdır, herkese eşit olarak sunulur ve müşteriye göre farklılık göstermez; dolayısıyla hizmetlerin belirli standartla­ra ve usullere uygun olarak yürütülmesi gerekir. Bu nedenle kamu yöneticileri, önceden belirlenen kurallara uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. Kamu yöneticileri kamu hizmetlerini genişletmek ya da daraltmak yetkisine sahip değildirler.

Yasalar ve planlar, ya da başka düzenleyici işlemler, yargı kararlan, çoğu kere kamu yöneticilerinin hareket özgürlüğünü kısıtlayıcı bir nitelik gösterirler. Ay­rıca kamu yöneticileri, hem yasama ve yürütme organlarına karşı, hem de ka­muoyunun eleştiri ve denetimine konu olabilirler. Kamu yöneticilerinin, görev­lerinden dolayı mahkeme önünde sorumlu tutularak yargılanması ihtimali her zaman vardır. Kamu yöneticilerinin sorumluluğu, daha çok hizmetlerin yasalara uygun olup olmadığı konusunda toplanmaktadır. Öte yandan hizmetlerde ve­rimlilik konusu, kamu yönetiminde, özel işletmelerde olduğu gibi en çok dikkat edilen hususların başında yer almaz. Buna karşılık özel kesimdeki işletmelerde en önemli sorumluluk sebebi, işlerin kötü ve verimsiz yönetilmesidir.

4.  Kamu Gücü

Özel kişi ve kuruluşlar arasındaki ilişkiler, tarafların eşitliği esasına dayanır. Karşı tarafın istemediği bir şeyi yaptırma imkânı yoktur, dolayısıyla karşılıklı ilişkilerde anlaşma esastır. Buna karşılık kamu yönetimi, amacını gerçekleştir­mek için kamu gücünden yararlanır ve gerektiğinde karşı tarafın rızası olmadan tek taraflı kararlar alarak uygulayabilir. Kamu gücü, “tek yanlı işlem”dir. Kamu ile özel kişiler arasındaki ilişkilerde çoğu kere eşitlik yoktur. Örneğin belediye, yol veya köprü yapmak için, kişilerin rızasını aramak ihtiyacını hissetmeksizin kamulaştırmada bulunabilir. Yasaları uygulamak ve gerektiğinde zor kullan­mak, ceza vermek kamunun görevleri arasındadır.

Kamu yönetimi, kamu gücünü temsil ettiği ve yürüttüğü için, kendini toplumun üzerinde görür ve halktan uzak olma eğilimi içine girer. Yönetimin dışa kapalı­lığı, gizliliği, kural ve usullere aşın bağlılığı, hep halkın karşısında üstün bir konumda olma eğiliminden kaynaklanır. Vatandaş, çok sayıda ve karmaşık usul ve kurallar karşısında boynu bükük olarak yönetimin iradesine teslim olmak zorunda kalır.

5. Kuralların Yoğunluğu

Kamu yönetiminde uygulanan usul ve kurallar yasalarla ayrıntılı olarak belir­lenmiştir. Kamu yönetiminin örgütlenmesi, görev ve yetkileri, kamu personeli­nin hizmete alınması, haklan ve yükümlülükleri, kamu kurumlarının mal ve hizmet satın almaları çok sayıda yasal düzenlemenin konusunu oluşturmaktadır. Özel kesimde de yasal düzenlemeler vardır. Ancak özel kesimdeki yasal düzen­lemeler genel niteliktedir, fazla ayrıntılı değildir ve ayrıca sayı bakımından da azdır. Yeni kamu yönetimi anlayışı, ayrıntılı kurallar yerine, yöneticilere uygu­lamada geniş bir takdir alanı oluşturmak ve serbestlik vermek için kuralların azaltılması, genel esaslar halinde düzenlenmesi ve sadeleştirilmesini savunur. Son zamanlarda, kamu yönetiminde uygulanan kuralları azaltmak yönünde bir eğilim dikkati çekmektedir. Kamuda bazı ülkelerde uygulanan “düzenleyici etki analizi” gibi çalışmalar, esas itibariyle düzenlemeyi asgari düzeyde tutmak ve düzenlemenin kalitesini iyileştirmek amacına yöneliktir.