Etiket arşivi: Din

Zekat ve Sadaka arasındaki farklar

Zekat ve Sadaka arasındaki başlıca farklar;

  • Zekat durumu iyi olan her Müslümanın yılda bir defa vermesi gereken İslam’ın beş şartından birisidir,
  • Sadaka ise İslam’ın şartlarından olmayıp bir dinen bir mecburiyeti bulunmamaktadır,
  • Zekat vermek için akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış olmak gerekir, Sadakada bu şartlar aranmaz,
  • Herkes sadaka verebilir,
  • “Bir sadaka bin belayı def eder” şeklinde atasözü mevcuttur,
  • Zekatın sözlük anlamı artma, çoğalma, bereket ve temizliktir,
  • Zekat vermek için kişinin kimseye borcu olmaması gerekir, veya önce borçlarını kapatarak refaha eriştikten sonra zekat verebilir,
  • Zekâtın, hicretin ikinci yılında, Ramazan orucundan sonra farz kılındığına inanılır.
  • Kur’an-ı Kerim de zekâttan bahsedilen ayetler şunlardır; Ahzap Suresi 33, Araf 156, Bakara 43, 83, 110, 177, 277, Beyyine 5, Enbiya 73, Fussilet 7, Hac 41, 78, Lokman 4, Maide 12, 55, Meryem 31, 55, Mücadele 13, Müminun 4, Müzzemmil 20, Neml 3, Nisa 77, 162, Nur 37, 56, Rum 39, Tevbe 5, 11, 18, 60, 71. ayetleri.

Detaylı Açıklamalar;

Sözlükte artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hâl ve övgü anlamlarna gelen zekât, dinî bir terim olarak, belirli bir malın bir kısmının Allah rızası için dinen zekât alabilecek durumdaki muayyen kişilere verilmesi demektir. Malî ibadetlerden biri olan zekât, ‹slam’ın beş temel esasından olup, hicretin ikinci yılında Medine’de farz kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin…” (Bakara, 2/43, 110; Hac, 22/78; Nur, 24/56; Mü- cadele, 58/13; Müzzemmil, 73/20); “Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, arıtıp yücelteceğin bir sadaka al ve onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah işitendi

Zekât kimlere farzdır?
Bir kimsenin zekât vermekle mükellef olması için Müslüman, hür, akıllı, büluğ çağına erişmiş olması; borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla hakikaten ya da hükmen artıcı mahiyette yani kazanç sağlayıcı nitelikte ve üzerinden bir yıl geçmiş nisap miktarı mala sahip olması gerekir.

Nisap ne demektir? Miktarı ne kadardır?
Nisap, zekât, sadaka-i fıtır ve kurban gibi ibadetler için konulan bir zenginlik ölçüsüdür. Nisap, asgarî zenginlik ölçüsü şeklinde de tanımlanabilir. Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olarak bu kadar mala sahip olan kişi dinen zengin sayılır. Böyle bir kişi, zekât veya sadaka alamayacağı gibi; sadaka-i fıtır vermek ve kurban kesmekle de yü- kümlü olur. Borçtan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olan bu malın artıcı olması ve üstünden bir yıl geçmesi hâlinde zekâtının verilmesi gerekir. Zenginliğin asgari sınırı olan “nisap” Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir.
Bu asgarî sınırlar, o dönem ‹slam toplumunun ortalama hayat standardını ve zenginlik ölçüsünü göstermektedir. Hadislerde belirlenen nisap miktarları şöyle sıralanabilir; 80,18 gr. altın veya bunun tutarında para veya ticaret malı; 40 koyun veya keçi, 30 sığır, 5 deve. Nisap miktarının belirlenmesinde kullanılan bu malların, o dönemin en yaygın zenginlik aracı olduğu açıktır. Nisabın bu mallar üzerinden belirlenmesi, sosyal ve ekonomik şartların fazla değişmediği ileriki dö- nemlerde de aynen korunmuştur

Taksitli olarak zekât verilebilir mi?

Asıl olan kişinin üzerine terettüp eden zekâtı ödemesidir. Bu itibarla, zekât bir defada ödenebileceği gibi, taksitle de ödenebilir.
Zekât vermenin belirli bir zamanı var mıdır?

Zekât vermenin belli bir zamanı olmayıp, farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir ayı veya Ramazanı beklemeye gerek yoktur. Zekât vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekâtlarını vermeleri uygun olur.

Ticaret malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir mi?

Ticaret mallarının zekâtı, malın değeri üzerinden hesaplanıp parayla verilebileceği gibi, malın kendi cinsinden de verilebilir.

Ticaret malının zekâtı neye göre hesaplanır?

Kâr amacıyla alınıp satılan mallara “ticaret malları” denir. Borçtan ve aslî ihtiyaçlarından fazla 80.18 gr. altın değerinde ticaret malına sahip olan kişinin, bu malın elde edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesi hâlinde, kırkta bir (%2,5) oranında zekâtını vermesi gerekir. Sıkça Sorulanlar 15 Zekât, ileride elde edilmesi muhtemel kârdan değil, mevcut sermayeden ödenmesi gereken mali bir ibadettir. Bu itibarla, ticaret malının zekâtı verilirken, kârsız olarak zekâtının verildiği tarihteki değeri esas alınır.

Alacakların zekâtı nasıl verilir?

Geri ödeneceği kesin olan alacakların, her yıl alacaklı tarafından zekâtlarının ödenmesi gerekir. Alacak tahsil edilmeden önce zekâtı verilmemişse, tahsil edildikten sonra, geçmiş yıllara ait zekâtlar da ödenmelidir. İnkâr edilen veya geri alınma ihtimali olmayan alacakların her yıl zekâtının verilmesi gerekmez. ayet böyle bir alacak daha sonra ödenirse, alacaklı bu tarihten itibaren zekât mükellefi olur; geçmiş yıllar için zekât ödemez.

Alacaklar zekâta mahsup edilebilir mi?

Ödeme güçlüğü çeken borçlu kişi, kendisine zekât verilebilecek kişilerden ise, böyle bir kişide alacağı bulunan kişi, ondaki alacaklarını zekâta mahsup edebilir.

Arazî mahsulünden zekât verilmesi gerekir mi?

Odun, kamış (şeker kamışı hariç) ve ottan başka topraktan elde edilen her türlü ürünün, nisap

Sadaka vermenin faydaları nelerdir?
1- Sadakalar günahlara keffaret, cehennem ateşine karşı siperdir. Peygamber Efendimiz, bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Bir hurma ile de olsa sadaka verin. Çünkü o bir hurma, açlığı giderir. Su ateşi söndürdüğü gibi hataları da söndürür, yok eder.” “Bir hurmanın yarısı ile bile olsa Cehennem ateşinden korunun. Onu da bulamazsanız, tatlı ve güzel söz söyleyin. (Bu da sadaka yerini tutar).”
2- Sadakalar kıyamette, sahibini mahşer gününün dehşetinden korur. Peygamberimiz bu hususu şu şekilde belirtmişlerdir:
“Kıyamet günü hesap görülünceye kadar, herkes sadakasının gölgesinde olacaktır.”
3- Sadakalar Cenab-ı Hakk`ın gazabını da söndürür. Hadiste: “Gizli sadaka, aziz ve celil olan Allah Teala`nın gazabını teskin eder” buyurulmuştur.
4- Sadakalar bela ve musibetleri de def`ederler. Peygamberimiz:
“Sadaka, belaları def`eder” buyurmuştur. İnsan, kendisinden bir şeyler isteyen kimseyi boş çevirmemeli, elinden geldiğince ona bir şeyler vermeye çalışmalıdır. Resulüllah Efendimizin şu ikazını hiçbir zaman unutmamalıdır: “Sail (dilenci) sadık olup, cidden muhtaç halde ise, onu kovan felah bulmaz.”
Hz. İsa (A.S.): “İsteyen kimseyi eli boş çeviren eve, bir hafta melekler uğramaz” buyurmuştur. Peygamber Efendimiz, bir muhtaca vereceği sadakayı bizzat kendi eliyle verir, araya başka birini vasıta kılmazdı… Sadakanın gizli verilmesi efdaldir.
Nitekim Peygamberimiz: “Üç şey iyilik hazinelerindendir. Biri de verdiği sadakayı gizlemektir” buyurmuştur. Kur`an`da da sadakalar gizli verilmeğe teşvik edilmiştir: “Eğer sadakaları gizler ve gizlice fakirlere verirseniz; işte bu sizin için daha hayırlıdır.” (el-Bakare, 271). Sadakayı gizli vermenin en mühim faydası, sadakayı verenin riyadan kurtulmasıdır. Ayrıca, sadaka alanın da şeref ve haysiyeti rencide olmaktan korunmuş olacaktır.

Hamd Olsun ve Çok Şükür arasındaki farklar

Dinimizde insanın günlük hayatında sıkça kullandığı bazı terimler vardır. Bu terimlerin an başında Hamd Olsun ve Çok Şükür kelimeleridir. Bu iki terim çok karıştırılmakla birlikte, kullananların bir çoğu bu terimlerin ne anlama geldiğini ve hangisinin nerede kullanılacağını bilmemektedir.

Öne Çıkan Farklar;

  • En öneli farklardan biri, Hamd, Şükürden daha kapsamlıdır.
  • Hamd, Sena, Hamd etmek ve şükürü kapsar.
  • İkisi de tam anlamıyla birer ibadet ve duadır.
  • Hamd, şükür yerine kullanılabilir ancak şükür hamd yerine kullanılamaz.
  • Hamd, nimete de yapılır, belaya da yapılır.
  • Şükür ise sadece nimete yapılır.
  • Hastalığa, fakirliğe ve iyiliğe de hamd edilebilir.
  • “Elhamdülillah” şükreden her kimsenin kullandığı bir kelamdır.
  • Hadis-i Şerif diyor ki, Elhamdülillah diyen hangi nimet olursa olsun şükrünü yapmış olur.
  • Hadis-i Şerif diyor ki, Elhamdülillah dan daha üstün bir dua yoktur.
  • Elhamdülillah Allahu-Teala’nın zatına dır. Alınan veya verilen, artırılan veya eksilen nimetlerde Hamd değişmemelidir.
  • Alınan veya verilen her şeye Hamd edilebilinir, ancak Şükür öyle değildir.
  • Hamd fiile dönüşemeyebilir, fakat şükür fiil omalıdır.
  • Fiil olmasını bir örnekle açıklayabilir, “Zekat bir şükürdür”,”İlim bir şükürdür”,”Nasihat bir şükürdür” çünkü Allah’ın size verdiği akıl nimetinin bir teşekkürüdür.

[EsnekReklamOrta]

Şükür Başka Hamd Başkadır

Burada şükür ile hamdin farklılığına dikkat çekmek de yararlı olacaktır. ‘Şükür’ mevcut bir nimet karşılığında Allah’a mukabelede bulunma demektir. ‘Hamd’de ise bir mukabele meselesi söz konusu değildir. Bu itibarladır ki bu dört esas arasında hamd değil de şükür tabiri kullanılmıştır. Aslında burada ciddî bir şekilde şuura parmak basma hususu da söz konusudur.

Allah’ın, üzerimizde mevcut olan nimetlerine karşı mukabelede bulunma şükür ile eda edilmektedir. ‘Hamd’ kelimesi bundan farklıdır; zira o, hem ‘fedail’ hem de ‘fevadıl’a bakar. Yani Allah Teâlâ, Mabud-u Mutlak olması itibarıyla O’ndan bize, -farz-ı muhal- bir lütfu erişmese de O, kemal ve cemal mutlak sahibi olması itibarıyla “mabûd-u bilhak” ve “maksûd-u bil istihkak”tır. Şükre gelince o, nimet ve teveccühün vücuduna vabestedir. Onun için musibetler karşısında hamd edilir de onlara karşı şükredilmez; evet, şükür, bir nimet mukabilinde olur. Bu açıdan burada şuur ve idrak çok önemlidir. Acz ve fakrın doğru sezilmesi, insanı yönlendiren bu iki faktörle şevke yönelmek ve sürekli hizmet atmosferinde bir metafizik gerilim içinde bulunmak öyle ilâhî bir lütuftur ki bunu tatmayan bilmez. Ancak bu metafizik gerilim bazen insanın bu mevzudaki gayretleriyle olur; bazen de mümin-i âşıkın cezb ü incizâbı ölçüsünde kendini gösterir, gösterir de o, Allah tarafından çekilmeye başlar ve irade edilene faik mazhariyet ve maiyetlere erer, erer de göz açıp-kapayıncaya kadar olsun nefsiyle baş başa bırakılmaz. Bu da Allah’ın insana lütfettiği derinlerden daha derin bir ihsandır. İşte bu lütufların derinliğini idrak eden bir insan artık hep şükreder ve bu şükrüyle bütün ubûdiyetin envâını câmi bir mukabelede bulunmuş olur.

1- Bediüzzaman hazretlerinin de belirttiğine göre; kâinatın gayesi hayat, hayatın gayesi ise Allah’a karşı şükürdür.

2- Klasik kitaplarda şükrün; kavlî, fiilî ve hâlî olmak üzere üç çeşidi zikredilir. Bunlara fikrî şükrü de eklemek gerekir.

3- Şükür, nimet karşılığında Allah’a mukabelede bulunma demektir. Hamdde ise bir mukabele söz konusu değildir.

Hurafe ve Batıl İnanç arasındaki farklar

Öne Çıkan Farklar

– Hurafelerin büyük bir bölümü din ile ilgilidir.
– Batıl inanç ise mantıksal bir temele dayanmayan inanışlara denir.
– İkisi de gerçekte olmayan inanışlardır.
– Batıl inançların kökeni paganist inançlara dayanmaktadır.
– Her iki inançlarda gerçek ve hiçbir zaman kanıtlanamayacak inanışlardır.
– Batıl inançlar genellikle kadınlara dayanır.
– Hurefeler genellikte kötü yönde insan hayatını etkileyebilir


[EsnekReklamOrta]

Örnek Bazı hurafeler
– Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal, hurafedir.
– Salı günü yola çıkmamak,
– Siyah kedi gördüğünde saçını çekmek,
– Merdiven altından geçmemek,
– Ağaçlara çaput bağlamak,
– Dert ve Dilek için yatırlardan medet ummak, mum yakmak.


Örnek Bazı Batıl İnançlar

– Bir nesnenin uğur getirdiğine inanmak,
– Büyücülük,
– 13 rakamının uğursuzluğu,
– Esnafın siftah parasını yüzüne sürmesi,
– Akşam tırnak kesilmesinin hoş olmaması,
– Ruh ve Peri çağırma
– Nazardan korunmak için mavi boncuk takılması,


Dini açıdan inceleme

İslam dininde Hurafe ve Batıl inanç yoktur, dini alimler insanların bunlara inanmamalarını ve hayatlarını bunların üzerinden etkilenmemesi gerektiğini söylerler.


Detaylı Açıklamalar

Batıl inaçların kökenini, eski paganist inançlarda aramak gerekir. Bu çağlardan kalma batıl inanç dediğimiz alışkanlıklar devam etmiş, oysa bir zamanlar bunları anlamlı kılan inançlar çoktan unutulup gitmiştir.

Batıl inançların büyük bir bölümü kadınlara dayanır.[kaynak belirtilmeli] Bazıları çok eski tarihlerden gelen boş inançlara ilişkin yalnızca bazı varsayımlarda bulunabiliriz. Günümüzde Ay’ın Dünya’nın bir uydusu olduğunu biliyoruz. Oysa bundan binlerce yıl önce yaşamış insanlar Ay’ın bir tanrıça olduğunu sanıyor, insanlara zenginlik ve uğur getirdiğine inanıyorlardı. Günümüzde yeni ay çıktığında sevdiği kişinin yüzüne bakmak ya da altına el sürmek türünden davranışlar o dönemlerden kalmış olabilir. At nalının uğurlu sayılmasının nedenlerinden biri, belki de eski Avrupa topluluklarından Keltlerin atın kutsallığına inanmalarıdır. Eskiçağlarda topraktan çıkarılan demir cevherinden demir eşya üretme sanatının büyücülük olduğuna inanılması da bu inancı doğurmuş olabilir.

Aksıran bir kimseye “çok yaşa!” denmesinin, aksırma sırasında ruhun geçici olarak bedenden ayrıldığına ilişkin eski inançlardan doğmuş olduğu düşünülebilir. Aksıran kimseyi bu sözlerle sevindirmek, belki de ruhun esenlikle geri dönmesine yardımcı olma amacını taşır.

13 rakamının uğursuz olduğu batıl inancının ise; 13 Ekim 1307 Cuma günü Tapınak Şövalyeleri‘nin tutuklanması ve işkence edilerek öldürülmesine dayandığı sanılmaktadır. Bu batıl inanç hâlâ öylesine güçlüdür ki, bazı kimseler 13 kişiyi aynı masaya oturtmaktan kaçınır. Bazı ünlü otellerde 13 rakamı taşıyan oda ve kat yoktur. BMW‘nin Münih‘te bulunan merkez binasının 13. katı boştur.

Anadolu’da halk arasında boş inançlara günümüzde de rastlanır. Bunlardan birkaç örnek şöyledir: İlk rastlanılan kişinin toplumsal durumu ve halk arasındaki itibarına göre işlerin rast gidip gitmeyeceği konusunda yorumlar yapılır. Esnaf, o gün işlerin iyi gitmesi için siftah parasını yere atar ya da yüzüne sürer. Birine kesici alet verilirken düşmanlığa yol açmasın diye üzerine tükürülür. Akşam tırnak kesmek iyi sayılmaz. Ay tutulması ve Güneş tutulması sırasında silah atılıp, teneke çalınarak önlerini kapatan cin-peri topluluğun kaçırılabileceğine inanılır.

Batıl inançların çoğu çok eskilere dayanmakla birlikte, yenileri de vardır. Örneğin, aynı kibritle art arda üç sigara yakmanın uğursuzluk getireceğine inanılır. Bu inancın 1899-1902 yılları arasında İngilizlerin Güney Afrika’da yaşayan Afrikanerler ile yaptığı Güney Afrika Savaşı‘ndan kaynaklandığı söylenmektedir. Söylenceye göre, usta Afrikaner nişancıları üç İngiliz askerinin tek bir kibritle sigaralarını yakmaları sırasında yerlerini saptamış ve yanık kibriti elinde tutan askeri öldürmüştür. Bu yeni bir batıl inanç böyle doğmuştur.

Hurafe için bakınız