Kategori arşivi: Otomobil-Ulaşım

Tork ve Beygir arasındaki farklar

Tork ve Beygir arasındaki Öne Çıkan Farklar;

  • Tork motordaki krank milinin dönüş sayısı olup tekerleğe iletilen itme kuvvetidir,
  • Beygir ise araçlarda kullanılan motorun ürettiği güce denir, halk diliyle 10 beygir gücü 10 at gücü şeklinde tahmin edilip günümüze kadar gelmiştir,
  • Tork’u ölçerken krank milini yaptığı dönüş sayısının az veya çok olması arabanın hızını ve çekiş gücünü artırır veya azaltır, piston kollarının uzun veya kısa olması ise performansı etkiler,
  • Beygir değeri çok olan bir araç daha hızlı, Tork değeri çok olan bir araç daha güçlü demektir,
  • Tork halk dilinde otomobilin çekişini temsil eder,
  • Tork kamyon, otobüs, traktör ve vb yük taşıyan veya ağır işlemlerde bulunan araçlar için çok önemli olup yüksek değerler taşıması gerekmektedir,
  • Torku düştükçe vites değiştirme sıklığı genellikle artar,
  • Tork ve Beygir değerleri kullanım alanlarına göre değişir,
  • Torku yüksek araçlar genellikle ticari olarak kullanılan araçlardır,
  • Aslında Tork kavramı dönme momenti olan kuvvet X kuvvet kolu formülüdür,
  • Aynı beygir gücüne sahip bir benzinli motor ile bir dizel motor arasında iki kat tork farkı oluşabilir,
  • Beygir HP ile, Tork T ile gösterilir,

Detaylı açıklamalar;

[EsnekReklamOrta]

Tork, motordan tekerleğe iletilen itme(dönme momenti) kuvvetidir. Birimi Nm (Newtonmetre)’dir. Halk ağzıyla arabain çekişi olarak da tarif edebileceğimiz tork, kamyon, otobüs, traktör gibi araçlarda çok yüksek değerler almaktadır. Bunun nedeni yük taşıyan araçlarda hız yapmaktan çok çekişe ihtiyaç duyulmasıdır.

Tork, matematiksel olarak bir cismin açısal momentumundaki değişimin oranı olarak tanımlanır. Torkun tanımına göre, bir cismin bir veya iki açısal hızı ya da eylemsizlik momenti değişmektedir. Ve moment terimi, uygulanan bir ya da birkaç kuvvetin nesneyi bir eksende dönmeye zorlaması eğilimi olarak kullanılmaktadır. Ancak genellikle cismin açısal hızı değişmemektedir ( bu konsept fizikte tork olarak adlandırılır).

Örneğin, döndürücü kuvvet hızlanmaya sebep olan mile uygulandığında, geriye kalanı hızlandıran bir matkap gibi, elde edilen moment torktur. Tam aksine, bir kiriş üzerine uygulanan yan kuvvet moment (bükücü moment) üretir, ancak kirişin açısal momentumu değişmediği için, bu bükücü kuvvet tork olarak adlandırılamaz. Benzer şekilde, bir nesne üzerindeki kuvvet ikilisi açısal momentum üzerinde herhangi bir değişime sebep olmaz, bu şekilde bir moment de tork olarak adlandırılamaz.

Aslında bu kavram fizikte dönme momenti olarak bilinen kuvvet x kuvvet kolu formülünden başka bir şey değildir. Yandaki resimde anahtarla somunun sıkılması gösterilmekte. Burada elle uygulanan kuvvet vida ile somun arasında vidaya paralel yönde bir gerilim ve dairesel yönde moment oluşturmakta. İşte bu momente tork denir. Anahtarın sapı ne kadar uzun olur ve ne kadar geriden tutulabilirse, somun o kadar kolay dönecektir. arabain tekerleklerinde olan da bunu aynısıdır. Tekerleğin çapı küçültülürse tork yükselir ve daha ani tepki veren daha esnek bir sürüş karakteristiğine sahip olunabilir. Tabi bu durumda maksimum sürat düşecektir. Bir yerden kazanılırken bir yerden fire vermek gerekir, bu işin doğasında olan birşeydir.

Aynı devir bandında Torku yüksek olan arabaler ara hızlanmalarda yani sollamalarda örneğin 60km/h hızdan 120km/h hıza ulaşmada daha başarılıdır. Bu da arabain esnekliği olarak tanımlanır. Torku yüksek olan bir araba özellikle rampa çıkarken fazla devir çevirmeye ihtiyaç duymadan hızını koruyabilir fakat torku az olan araba ivmesini koruyabilmek için vites düşürerek hızını artırmak zorundadır.


Beygir gücü kavramı genellikle araba ve elektrik motorlarının güçlerinin belirlenmesi için kullanılmaktadır. Aslında basit bir kavramdır fakat halk arasında tanımlanırken yapılan bazı yanlışlıklar bu kavramı içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Öyleki 100 beygirlik araba deyince, 100 tane atın ürettiği güç şeklinde anlaşıldığı oluyor. Beygir gücü ifadesi günümüzde en fazla arabaleri tanıtırken kullanılmakta ancak bu kavramın temeli çok eskilere dayanmaktadır.

Beygir gücü, ingilizce karşılığı ile HorsePower (HP) kavramını ilk kez 1872 yılında kullanan kişi james watt’tır. James watt kim derseniz buharlı makinalar üzerinde çalışan ve onları geliştiren iskoçyalı başarılı bir mucit ve mühendistir. Bu mucit geliştirdiği buharlı makinaları pazarlarken müşteriye makinanın gücü hakkında bilgi vermesi gerekiyordu ve o zamanlarda makinalar fazla gelişmemiş olduğu için güç deyince insanların aklına atlar gelmekteydi. James Watt’da bu yolu izledi ve gücün simgesi haline gelen atlar üzerinden işe koyuldu.

Kömür madenlerinde yük taşıyan atları bir süre gözlemleyen Watt, ölçümleri sonucunda bir atın 45 kilogramlık kömürü 1 saniyede 1,11 metre uzağa taşıyabildiğini tespit etti.
Böylece bir at Ağırlık x Yol olarak 50 Kilogram-Metrelik iş yapmış oluyordu. James watt nedeni bilinmemekle birlikte bu sonucu yüzde 50 oranında arttırarak 75 Kilogram-Metreye tamamladı ve buna da 1 beygir dedi.

 

Yol ve Otoyol arasındaki farklar

Öne Çıkan Farklar;

  • Otoyol, çok şeritli ve çift yönlü geniş yoldur,
  • Yol ise çift tek şeritli ve tek yönlü olabilir,
  • Otoyollar erişime kontrollüdür, giriş ve çıkışlar belirli yerlerden olur, onun dışında otoyola giriş ve çıkış yapılamaz,
  • Otoyollara yaylar ve hayvanlar giremez, normal yollar için böyle bir kısıtlama yoktur,
  • Otoyollarda zaruret hariç duraklama yasaktır, normal yollarda ise duraklama yapılabilinir,
  • Otoyollar ücretlidir, normal yollar ücretsizdir,
  • Otoyollarda yolcu indirmek ve bindirmek yasaktır, normal yollarda serbesttir,
  • Otoyollara motorsuz araçlar giremez,

Otoyol Tarihi

[EsnekReklamOrta]

Otoyolların yapıldığı yerlerde genelde trafik akımı baz alınır. Trafiğin yoğun olduğu bölgelerdeki trafik karmaşasını en aza indirmek en önemli hedeftir. Dünyada ki ilk otoyol 1921 yılında Almanya´da açılan Berlin´in güneyinde kiAVUS isimli 9 kilometrelik yoldur. Ancak bu yol trafiğe kapalı olup sadece yarış amaçlı kullanılıyordu. Trafiğe açık ilk otoyol ise İtalya´nın Milano ve Como şehirlerini birbirine bağlayan yoldur. Burası 1924 yılında araç trafiğine açıldı. 1925´ten sonra Almanya´da kamu ve özel kurum-kuruluşlar hızla bütün ülkede otoyol inşaatlarına başladılar. Türkiye´deki ilk otoyol ise 1973 yılında hizmete giren ve içinde boğaz köprüsünüde barındıran 23 km’lik 1. çevre yoludur. Günümüzde Metrobüs hattının inşa edilmesinden sonra 18 km kısmı otoyol vasfını yitirmiştir. Şu an bağlantı yolu statüsünde kullanılmaktadır. Kalan 5 km bölüm O-1 ismiyle hizmet veren otoyol vasfındadır ve Boğaziçi köprüsü, yaklaşım viyadüklerinden oluşur.

Türkiye´deki otoyolların yakın bir geçmişe sahip oluşu yolların modern olmasında büyük bir etkendir. Buradaki otoyollar en az üç şeritli (İzmit Doğu-Gebze hariç)(tek yön) olup 1892 kilometrelik bir uzunluğa sahiptir. 1586 kilometre de inşaat halindedir. Türkiye´deki otoyolları OGS ve KGS sistemlerine sahiptir. Ayrıca Hızlı Geçiş Sistemi (HGS), 17.09.2012 tarihinde İzmir-Aydın Otoyolu, İzmir-Çeşme Otoyolu, Boğaz Köprüleri, Avrupa Otoyolu, Anadolu Otoyolu ve Niğde-Mersin-Şanlıurfa otoyollarındaki ücret toplama istasyonlarında (Batı Hereke, Doğu Hereke, Dörtdivan, Çamlıdere ve Kızılcahamam ücret toplama istasyonlarındaki çıkış gişeleri hariç) PTT Genel Müdürlüğü tarafından devreye alınmıştır. Hız limiti saatte 120 kilometredir. Türkiye´nin dağlık bir yapıya sahip olmasından ötürü otoyol yapmak hem masraflı hem de zahmetli bir iştir. Bu tip yerlerde tek yönde çift şeritli yol yapımına ağırlık verilmektedir.

 

ABS ve ESP arasındaki farklar

ABS ve ESP Arasındaki Fark

  • ESP İngilizce “Electronic Stability Program” kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. ABS Almanca “antiblockiersystem.” teriminden kısaltılmıştır ve İngilizcesi de benzer anlamdaki Anti-lock Brake System dir
  • ESP olan araçta ABS kesinlikle olmak zorundadır. Fakat ABS olmayan araçta ESP kesinlikle olamaz.
  • ESP ve ABS beraber çalışan bir güvenlik mekanizmasıdır.
  • ESP aracın virajlarda kontrolden çıkmamasını sağlar, ABS fren mesafesini kısaltmaya yarar.
  • ESP’yi aslında tek başına bir sistem gibi düşünmemek lazımdır. ABS (Kilitlenmeyi önleyen fren sistemi) ve TCS(veya ASR) (Patinaj önleme sistemi) ikisi birlikte ESP sistemine destek verirler. Yani ABS ve TCS olmadan bir araçta ESP’nin varlığından söz edilemez.

ABS nin Temel Özellikleri

[EsnekReklamOrta]

ABS, kullanıldığı taşıtın kararlılığını, manevra ve durma yeteneğini artırabilen bir fren sistemidir. Dört-tekerlek ABS, tekerlek kilitlenmesini önleyerek, sürücülere acil frenleme durumlarında kararlılık ve yön kontrolü sağlamaktadır. İlk kez 1936 yılında Almanya’da geliştirilen ve patenti alınan ABS, Almanca “antiblockiersystem.” teriminden kısaltılmıştır ve İngilizcesi de benzer anlamdaki Anti-lock Brake System dir. ABS, her tekerleğin yakınında dönme hızını algılayarak tekerleklerin çekiş kaybettiği ve kilitlenmek üzere olduğunu algılayan sensörlere sahiptir. Elektronik kontrol ünitesi (ECU- Electronic Kontrol Unit) bu sinyalleri değerlendirerek, fren basıncını değiştirmek yoluyla tekerlek kilitlenmesini önleyen hidrolik kontrol ünitesine (HCU- Hydraulic Kontrol Unit) komutlar gönderir.

ABS nasıl çalışır?
Sürücü dört-tekerlek ABS ‘li bir taşıtın fren pedalına sertçe bastığında, sistem otomatik olarak fren basıncını dört tekerlekte düzenleyerek, tekerlek kilitlenmesini önlemek üzere her tekerleğin fren basıncını bağımsız olarak ayarlar. ABS, frenleri saniyede 18 defa kadar pompalayarak, sürücülere belirli ölçüde yönlendirme yeteneği kazandırmaktadır.

Dört tekerlek ve iki arka tekerlek ABS’lerin farkı
Dört-tekerlek ABS, acil durma koşullarında taşıt kararlılık ve geliştirilmiş manevra yeteneğini sürdürmek için tasarlanmıştır. Dört-tekerlek ABS donatılmış bir taşıtta frenleme sistemi, dört tekerleğin her birinde tekerlek kilitlenmesini önleyerek, sürücüye geliştirilmiş yönlendirme kontrolü sağlamak için frenleme basıncını düzenler.

Arka-tekerlek ABS ise, daha çok kamyonet, minibüs ve spor taşıtlarda görülmekte ve sadece arka tekerleklerin tekerlek kilitlenmesini önlemek için kullanılmaktadır. Bu sistem sürücüye doğrultu kararlılığını sürdürmek ve taşıtın arkasının yanlara kaymasını önlemekte yardımcı olmaktadır. Arka-tekerlek ABS sistemlerinde ön tekerleklerin hâlâ tıpkı geleneksel frenlerdeki gibi kilitlenme eğilimi vardır. Eğer kilitlenme olursa, sürücü fren pedal basıncını ön tekerleklerin tekrar dönmeye başlamasına yetecek kadar azaltmalıdır. Böylece sürücü taşıtı yönlendirebilir.

ABS’nin çalıştığı nasıl anlaşılır?
ABS’lerin çoğunda sistemin etkin hale gelmesi sürücü tarafından anlaşılabilmektedir. Sürücü mekanik bir ses duyar ve bazı basınç dalgalanmalarını veya fren pedalının sertliğinin daha da arttığını hisseder. Gürültü işitildiğinde veya basınç dalgalanmaları hissedildiğinde, ayağın fren pedalında tutulması önemlidir. Sert basınç uygulamasına devam edilmelidir.

ABS ile yapılması ve yapılmaması gerekenler
Uygun kullanılması halinde dört-tekerlek ABS güvenli ve etkin bir frenleme sistemidir. Maksimum güvenlik ve sistemin tüm avantajlarından yararlanmaları için, sürücülerin ABS sistemlerinin nasıl çalıştığını doğru olarak bilmeleri ve uygulamaları gerekmektedir. Bu kurallar aşağıda sıralanmıştır:

-Ayağınızı frenin üzerinde tutun
Yönlendirme yaparken dört-tekerlek ABS’nin uygun çalışmasını sürdürmek için fren üzerinde sert ve sürekli basıncı koruyun. Fren pedalı salınımlar yaparken bile freni pompalamaktan kaçının. Ancak, arka-tekerlek ABS ile donatılmış taşıtlarda, ön tekerleklerin geleneksel frenler gibi kilitlenme eğilimi vardır. Eğer kilitlenme olursa, sürücü taşıtı yönlendirebilmek için, fren pedal basıncını ön tekerleklerin tekrar dönmeye başlamasına yetecek kadar azaltmalıdır.

Durmak için yeterli mesafe bırakın
İyi koşullarda öndeki taşıtlar üç saniye, kötü koşullarda daha fazla süre geriden takip edilmelidir.

ABS ile sürüş pratiği yapın
ABS çalışırken meydana gelen basınç dalgalanmalarının nasıl hissedildiğini öğrenin. Acil frenleme yapmak için boş alanlar ve park yerleri uygun olabilir.

-Aracın kullanım kataloğuna bakın
ABS ile ilgili ilave sürüş bilgileri için aracın kataloğuna bakmayı ihmal etmeyin.

-ABS’li taşıtı çılgınca kullanmayın
ABS’li taşıt size virajları hızlı dönme, şeritleri ani değiştirme veya ani manevralar yapma hakkı vermez. Bu tür davranışlar ne uygun ne de güvenlidir.

-Frenleri pompalamayın
Dört tekerlek ABS’li taşıtlarda freni pompalamak, sistemi açıp kapatmaktadır. ABS frenleri sizin yerinize otomatik ve çok daha hızlı oranda pompalamakta ve iyi yön kontrolü sağlamaktadır.

-Direksiyonu unutmayın
Dört tekerlek ABS, acil frenleme durumunda sürücünün yön kontrolü yapmasını sağlar. Yönlendirme sırasında taşıt tam olarak duruncaya kadar, ayağınızı fren pedalına sertçe basılı olarak tutun. Ayağınızı fren pedalından ayırmayın zira bu ABS’yi ayırır. ABS ile frenleme sırasında yönlendirme yeteneğiniz olsa bile, taşıtınız kaygan yolda kuru yoldaki kadar keskin dönemeyebilir. Arka-tekerlek ABS’li taşıt kullanan sürücüler dikkatli ve sertçe fren yapmalı ve tekerleklerin kilitlenmeye başladığını hissettiklerinde, basıncı bir miktar azaltmalıdırlar.

-Mekanik gürültüler ve/veya küçük pedal titreşimlerinden paniklemeyin

ABS-donatılmış taşıtla fren yaparken meydana gelen mekanik gürültüler ve/veya küçük pedal titreşimlerinden paniklemeyin. Bu koşullar normaldir ve sürücünün ABS’nin çalıştığını anlamasını sağlar.

-ABS genellikle geleneksel frenlerden daha çabuk durdurur ancak, fizik kanunlarını değiştiremez

ABS genellikle ıslak yüzeylerde ve buzlu veya sertleşmiş kar kaplı yollarda iyi frenleme sağlayabilmektedir. Her ne kadar genellikle geleneksel sistemlerdeki sert frenlemede karşılaşılan tehlikeli tekerlek kilitlenmesi kadar olmasa da, kumlu çakıllı yollarda veya yeni yağmış kardaki frenlemede durma süreleri daha uzun olabilir.

ESP nin Temel Özellikleri

ESP kısaltmasını son zamanlarda daha sık duymaya ve görmeye başladığınıza eminim. Neyin nesi olduğunu bilenleriniz elbette vardır. Bir de hiç yahut ucundan bilenleriniz… İşte biz sizlere de anlatalım istedik bu harika sistemi…

Öyle zamanlar olur ki, siz kendiliğinizden istemeseniz bile, aracınız sizi dinlemez. Hele de virajlı bir yola süratli girmişseniz, hele de yerde kar varsa, yahut önünüze aniden kavlar, tavuklar fırlamış, siz de direksiyonu aniden kırmışsanız… Böyle durumlarda otomobilinizde meydana gelen, bazen tehlike boyutlarına ulaşabilecek bu halin adına genel olarak “oversteering” denir. Önüne geçebilmeniz, yahut bu durumdan zararsız bir şekilde sıyrılmanız ise şansın yanında kuvvetli bir otomobil hakimiyeti gerektirir. Ancaak, varsayalım şansınız yaver gitmedi, yahut siz, bu durumun önüne geçecek kadar kendinizi profesyonel hissetmediniz. Ya da oldu ki, aracınız sizden aldığı emirleri yerine getirecek kadar marifetli değil. Ne yaparsınız?

İşte, başta Mercedes olmak üzere birçok üretici firma, bu gibi durumları şansa ve ustalığa bırakmamak amacıyla, ESP denilen bir sisteme başvurmayı tercih etti. Açılımını söylersek Electronic Stability Program… Türkçesini deyiverecek olursak da Elektronik Stabilite Programı. Türkçesi de pek açıklayıcı olmamış gibi görünüyorsa, o halde biz açıklamamıza devam edelim…

ABS kadar gerekli

Bu sistem, sensör yani algılayıcılarla çalışan akıllı bir şey. Hem direksiyonun hareketlerini, hem de gaz pedalının konumunu inceleyen bir dolu algılayıcı ile birlikte görev yapıyor. Daha doğrusu onlardan aldığı bilgileri değerlendirip, ona göre hareketlerini ayarlıyor. Görevi ise gerekli durumlarda devreye girip, az önce sözünü ettiğim durumlarda aracın istenmeyen bir pozisyona düşmesini önlemek. Yani ani girilen bir virajda, ani yapılan direksiyon hareketlerinde (bir engel veya bir cisimden aniden kaçmak isterken) aracın kayarak kontrolden çıkmasını, dolayısıyla da kaza yapmasını veya yoldan çıkmasını engellemekle görevli.

Şayet aracın direksiyonunu ani hareketlerle çevirmişseniz, aracın o anki devri, bu virajı dönmenize uygun değilse, ESP “Ben buradayım” diyerek duruma müdahale ediyor. Ne yapıyor? Motor işletim sistemine müdahale ederek tekerleklere ayrı güçler verilmesini sağlıyor. Fren sistemine hükmederek, her tekerleğe ayrı ayrı basınç gönderilmesini, ayrı şiddetlerde fren yapılmasını sağlıyor. Böylece araç, hızlı girilen bir virajda savrulmayıp, çizgide kalıyor. Ani engelden kaçma hareketlerinde yine kolayca çizgisine kavuşuyor.

Birçok lüks markada artık standart haline gelen bu sistem, artık küçük sınıfta ve dengesi kolayca bozuluverecekmiş gibi görünen araçlara da takılıyor tabii. Bazen isteğe bağlı olarak, ek bir bedelle takılan sistem, neredeyse “ABS kadar gerekli” denebilir.

Otomobil yolculuklarımızın daha güvenli, keyifli ve pratik olması için 110 yıldır çalışan Bosch Otomotiv’in geliştirdiği sistemler arasında Elektronik Stabilite Programı da var. Yakın geçmişte Alman otomotiv devinin geliştirdiği ESP Premium ise otomobil üreticilerini hedefleri kolaylaştırıyor.

Son yılların en çok duyduğunuz otomobil terimlerinden birisi olan ESP, bugün 10 yaşında… Bosch Otomotiv tarafından 10 yıl önce geliştirilen ESP, bir basamak daha gelişmişi ESP Plus ve Alman otomotiv devinin en son yeniliği ESP Premium. Başlangıçta otomobillerde ve hafif ticari araçlarda kullanılmaya başlıyan ESP Premium’u diğer ESP’lerden ayıran en önemli yenilik, otomobilde frenleme anında daha sessiz çalışan ve daha az titreşime sebep olan yeni fren hidrolik pompası.

Bu yenilik sayesinde sürücünün yola olan dikkati dağılmazken daha güvenli sürüş sağlanıyor. Mekanikle elektroniğin büyük bir uyum içinde çalıştığı otomobilde, üreticilerin en büyük amaçlarından bir tanesi de trafik kazalarını önlemektir. Üreticiler trafik kazalarını nasıl önler? Sürücüyü kontrol altına alamayan üreticiler, otomobili denetleyerek hareket alanlarını sınırlandırmaya başladı. İşte elektronikle mekanik bu noktada devreye girdi ve fren sistemi üzerinde yapılan çalışmalar ABS fren sistemi geliştirildi.

Bosch Otomotiv kısa zamanda büyük başarı yakalayan ABS sistemiyle otomobil sürüşünü daha mükemmel için ESP sistemini geliştirdi. ESP (Elektornik Stabilite Programı) başta ABS olmak üzere çekiş kontrol sistemleri ve benzeri sistemle beraber çalışır? Peki ESP nedir? Nasıl çalışır? ESP, hareket halindeki otomobilin savrulmaması ve kaymaması için sensörler yardımıyla dört tekerliğin dönüşünü sürekli olarak kontrol eder, tekerleklerden birisinin devrinin artması durumunda devreye girerek o tekerleği frenleyip yavaşlatır.

Bu sayede otomobil yola daha iyi tutunur. Geliştirilmiş ESP Premium ise aynı amaç için, aynı yöntemle çalışan daha hassas bir sistem. ESP Premium’un en önemli farkı, sistemde kullanılan fren hidrolik pompasının tasarımı ve pompanın iç bölümünde kullanılan altı adet piston. Tıpkı plastik bir şişeye daha fazla delik açıldığında içindeki akışkanın daha seri akması gibi, yeni geliştirilen altı adet piston sayesinde düşük frenlemeyle yüksek frenleme arasında geniş aralıklarda yapılan pompalama hızı sayesinde frenleme süresini önceki sistemlere göre %90 azaltarak, otomobilin sarsılması veya titreşimlerini en aza indirir. Bu sayede sürücünün ani hareketlerine karşı araç kontrol altındadır.

Hızlıca devreye giren otomotik acil fren sistemi aracın çevikliğini ve kontrolünü olumlu olarak etkiler. Bosch Otomotiv tarafından yapılan testlerde ESP Premium sistemini kullanan bir araç, ESP’ye oranla buzlu yollarda %50 daha hızlı sürüş sağlar. Otomobillerin seri üretime geçişini hızlandıran ESP, ESP Plus ve ESP Premium sistemi ile ilgili Bosch Fren Kontrol Sistemleri İş Kolu Başkanı Herbert Hemmin’in de ESP Premium bir yandan güvenlik ve çeviklik sağlarken aynı zamanda konfor düzeyini de yükseltiyor. Sistem daha sessiz ve hemen hiç titreşimsiz çalışmasına rağmen çok daha hızlı fren basıncı oluşturuyor. diyor.

ESP’nin sistemi:

1 ESP-Hidrolik ünitesi ile ECU arasındaki bağlantı

2 Tekerlek devir sensörleri

3 Direksiyon açı sensörü

4 Devir ve ivmelenme dengeleyici sensor

5 ESP Sisteminin yöneten ECU

ESP ile çalışan sistemler:

Brake Assist Reducer (BAS): Sürücünün uyguladığı fren kuvvetinin şiddetini artırark ABS sisteminin çalışması için gerekli fren basıncına ulaşmasını sağlar.

Traction Control System (TCS): Tekerleğin boşa dönmesini, yani patinaj yapmasını engelleyen ve gerektiği zaman boşa dönen tekerleği kilitleyip hareketi diğer tekerleğe aktaran elektronik kontrolü sistemdir. TCS ile ASR aynı amaç için kullanılan iki ayrı sistemdir.

Anti-lock Brake System (ABS):
Yüksek hızlarda frenleme esnasında tekerleğin kilitlenmesini önleyerek sürücüye direksiyon hakimiyeti sağlar. Bu sayede otomobil sürücünün kontrolü altındadır.

ESP Premium’un frenleme pompası: Bu sistem önceki ESP’lerden ayıran fark, altı adet pistona sahip fren hidrolik pompasında gizli.

Geçmişten günümüze ESP:

ESP: 1997 yılında Mercedes CL Serisi ile seri üretime geçen ESP, o dönemlerde başta Mercedes A Serisi olmak üzere çok sayıda aracın hayatını kurtardı. İlk ESP yerini ESP Plus’a bırakmıştı.

ESP Plus: ESP’nin daha gelişmişdir ve günümüzde birçok araçta standart kullanılıyor. Gelecekteyse yerini ESP Premium alacak.

ESP Premium: En yüksek teknolojiyle çalışan bu sistem. ağır ve yüksek hıza sahip üst sınıf otomobillerde test edilerek geliştirildi.

Tekne, Kayık, Gemi, Yat, Feribot arasındaki farklar

Öne Çıkan Farklar;

  • Tekne ve Kayık ölçü olarak ve özellik olarak aynıdırlar,
  • Tekneler genellikle 15 metreden daha küçük deniz araçlarıdır,
  • Gemi ise genellikle 15 metreden büyük deniz taşıtları dır,
  • Sal ise en basit deniz taşıtıdır, günümüzde sadece ağaç kütüklerini ırmaklar vasıtasıyla göndermek için kullanılabilirler,
  • Tekne ve Kayıklar genellikle kürekle hareket ederler, ancak günümüzde motorlu kayık ve teknelerden da oldukça mevcuttur,
  • Tekneler; Gezi teknesi, Sürat teknesi ve Yolcu teknesi olarak isimlendirilirler,
  • Teknelerin yapımında genellikle polyester veya ahşap malzeme kullanılır,
  • Yat ise deniz taşımacılığından ziyade seyahat, gezi ve iş amaçlı kullanılan lüks deniz araçlarıdır,

[EsnekReklamOrta]

Sal’ın Kullanıldığı Yerler ve Yapını

  • Gemi kazaya uğradığında kazazedelerin üstüne çıkacağı yüzer cisime denir,
  • Gemi ile rıhtım arasına konulan yüzer cisim.
  • Birçok kalın direğin yan yana birbirine bağlanmasıyla yapılan ve genellikle akarsularda taşıma işlerinde kullanılan, düz ve korkuluksuz taşıt.
  • Sallar daha çok suda yapılır. Çünkü karada yapılacak olursa, ağaç parçalarının her birinin suya atılınca başka bir durum alması bunların bir araya getirilmesini güçleştirir.
  • Bir sal yapmak için ağaçların kalın ve ince uçları bir kalın uç ve bir ince uç olmak üzere yan yana getirilir. Böylece, salın ön ve arka ucunda bir kalın uçla bir ince uç yan yana getirilmiş olur.
  • Ayrıca, en uzun ağaçlar da orta sıralara konur. Bundan sonra, su üstünde yüzen bu ağaçlar yan yana getirilerek salın kenarına tutturulmuş bir iple sıkıştırılır, üstlerine, dikey durumda daha kısa ağaçlar konarak alttaki kütüklere saz iplerle bağlanır. Aradaki boşluklar da çalı demetleri veya dallarla doldurulur.böylece meydana gelen sal, çoğu zaman, sıkıca kapanmış varillerin üzerine oturtularak hızlı akıntılarda dengesinin bozulması önlenir. Bu sallarla, inşaatta veya yakıt için kullanılan ağaçlar taşınır.

Detaylı Açıklamalar;

Gemiler, su üstünde dengede durabilen, manevra kabiliyeti bulunan (makine, yelken, kürek yardımı vb.) belli bir büyüklüğe sahip olan ulaşım aracıdır. İlk olarak M.Ö. 4000 yıllarında Eski Mısırlılar’ın uzun kamışlı tekneler yapması gemilerin bilinen en eski örneğini oluşturmuştur. M.Ö. 3000 yıllarından sonra Polinezyalılar Pasifik Okyanusu’nda uzun mesafeler katedebilmelerini sağlayan Polinezya navigasyon sistemini oluşturdular. M.Ö. 15. yüzyıldan itibaren Fenikeliler kurdukları ticaret kolonileri aracılığıyla bütün Akdeniz’e yayılmışlardı. Koloniler arasında ulaşım ve ticaret, gemiler aracılığıyla sağlanıyordu. 700-1000 yılları arasında Vikingler uzun tekneler yapmışlardır. 1500’lü yıllardan itibaren kalyon adı verilen tekneler yapılmıştır. 19. yüzyılda yelkenlerin yerini buhar gemileri almaya başlamıştır. Bunlar halen kullanılmaktadır. Çeşitli gemi tipleri bulunmaktadır. Tanker, konteyner, cevher, LASH, kurtarma, buzkıran, yat, fabrika, frigorifik,savaş ve tekne başlıca gemi çeşitlerindendir.

Feribot veya arabalı vapur, taşıt araçlarının taşınmasında kullanılan vapurların genel adıdır. Genellikle şehir içi ya da yakın mesafe araç taşımacılığında kullanılırlar.

Türkiye’de İstanbul ve İzmir şehir içi ulaşımında, Marmara Denizi’nde sıkça kullanılan şehir hatları vapurları, arabalı vapurlar, hızlı feribotlar, deniz otobüsleri bu tip gemilere birer örnektir.

Batı Akdeniz, Adriyatik, Ege, Manş Denizi, Kuzey Denizi, Baltık Denizi feribot hatlarının sıkça çalıştığı bölgelerdir. Bazı bölgelerde hem karayolu araçları, hem demiryolu araçlarınauygun olarak inşa edilmiş gemiler de işlemektedir.

Sahil ve Plaj arasındaki farklar

Öne Çıkan Farklar;

  • Plaj, deniz kenarına paralel, denize girmeye uygun şekilde düzenlenmiş, kumlu veya çakış taşından olan alana denir,
  • Sahil, deniz ile karanın buluştuğu hattır,
  • Genellikle Plajların tümünde denize girme mümkün olur,
  • Sahillerde ise sert kayalıklar ve derinlikler yüzünden, tümünde ise denize girmek mümkün olmaya bilir,
  • İkisi de genellikle doğal oluşumlardır,
  • Dünya’daki sahil sayını Plaj sayısından oldukça fazladır,
  • Plaja elverişli Sahiller, bir çalışma ile plaj haline getirilebilinir,

[EsnekReklamOrta]

Detaylı Açıklamalar;

Plajlar genelde, tuzlu su kıyı şeridi boyunca uzanan yatay ve doğal oluşumlardır. Dalga ve rüzgarınetkisiyle kenara vuran kayaları ve denizden gelen diğer jeolojik kalıntıları barındırır.

Plaj, Türkçeye aynı anlamdaki Fransızca “plage” sözcüğünden geçmiştir. Kökeni Latince “plaga” (geniş açı, geniş bölge) sözcüğüdür. Kumsal sözcüğü ile Türkçe “kum” ve “sal” (dağ eteğindeki geniş düzlük) sözcüklerinden oluşturulmuştur. Çimerlik ise Türkçe “çimmek” (yıkanmak) kökünden gelir.

Brezilya’daki Praia do Cassino (Gazino Plajı), yaklaşık 253 km uzunluğundadır ve dünyanın en uzun kumsalıdır.

 

Sahil sözcüğü Türkçeye, Arapça “sahil” sözcüğünden geçmiştir ve erozyonanlamındaki “sahl” kökünden gelir. Eski Türkçe “kıdığ” (kenar, sınır) sözcüğünden gelen kıyı sözcüğü ise, kesmek anlamındaki kıd- köküne dayanır.

Gelgitler genellikle tortul yapılar üzerinde ve aşınmış düzlüklerde belirir. Yüksek gelgit aralıkları, dalgaların kıyıdan daha öteye ulaşmasına izin verir ve daha düşük gelgit aralığına sahip olanlar daha küçük yükseklik aralığında depresyon üretirler. Gelgit aralığı sahil şekli ve genişliğinden etkilenir. Gelgitler genellikle kendileri tarafından erozyona uğramazlar, ancak gelgit delikleri okyanuslardan nehrin yukarı kısmına kadar dalgalarla aşınabilir. Dalga aşındırması sahil çizgisinde enerjisini serbest şekilde açığa çıkartır; en büyük dalga daha fazla açığa çıkarır ve daha fazla aşındırma gerçekleştirir

Cadde ve Sokak arasındaki farklar

Öne Çıkan Farklar;

  • Cadde, ana yolların her birine cadde denir, Sokak ise ara yollara denir,
  • Caddeler genellikle Sokaklar dan büyük ve geniştir,
  • Caddeler, Sokaklara göre daha düzgün asfalt atılmıştır,
  • Caddeler sokaklardan daha kalabalık ve yoğundur,
  • Sokaklarda daha az araç trafiği olur,
  • Cadde sözcüğü Türkçe’ye Arapça’dan geçmiştir,
  • Ana ulaşımlarda Caddeler bulunur, yaya olarak çevredeki binalara erişimde sokaklar kullanılır,
  • Sokaklar asfalt, stabilize veya toprak olabilir.

[EsnekReklamOrta]

Detaylı açıklamalar;

Cadde, bir yerleşim birimindeki ana yollardan her biri. Bununla birlikte bazı tali yollar da cadde olarak adlandırılabilir. Caddeler genellikle sokaklardan büyüktür ve ağırlıklı olarak taşıt trafiğine ayrılmıştır. Genellikle her iki yanında sıralı ağaçlar bulunan kaldırımlar ve binalar bulunur.

Büyük şehirlerde caddeler çoğunlukla asfalt yüzeylidir.

Caddeler, çok eskilerden beri ulaşımda kullanılmaktadır. Özellikle Mezopotamya’da bulunan Ur şehrindeki caddeler, Çin’de, Roma’da ve Antik Yunanistan’da rastlanan yollar dünyanın en eski caddelerini oluşturmaktadır.

Cadde tanımı çağlara göre değişiklik göstermiştir. Başta, taştan örülmüş tüm yollar cadde niteliği görürken, günümüzde özellikle otomobilin icadıyla beraber asfalt yollar cadde standardını oluşturmaktadır. Günümüz dünyasında ise caddeler, günlük yaşamda oldukça yoğun bir dolaşıma sahip, yayalara ve taşıtlara hizmet eden bir tür ulaşım birimi olarak görülmektedir.

 

Sokak, Mahalle aralarındaki bazı küçük sokaklar taşıt trafiğine uygun olmayabilir. Bununla birlikte yerleşim yerlerindeki sosyo-ekonomik değişikliklere bağlı alarak caddelerden daha geniş sokaklar veya sokak büyüklüğünde caddeler de görülebilir.

Batı Dünyası’nda sokaklar, Sokak tanımı, Orta Çağ Avrupa’sında dar ve uzun yaya geçitleri için kullanılmıştır. Zamanla hemen hemen tüm Avrupa’da bugün bile görülebilen dar sokaklar, çağların ilerlemesiyle, yayalar dışında atlı taşımacılık için de kullanılmaya başlanmıştır. 19. yüzyılda otomobilin icadıyla beraber geniş sokakların bu taşımacılığa yetmemesi yüzünden, çoğu sokak yerini caddelere bırakmıştır.

Doğu’da sokaklar, Sokaklar, Asya’da sadece ticaret yollarını, şehirdeki hatları kapsamaktadır. Asya ve Afrika’da sokaklar batıdaki gibi taşlarla döşeli olarak yapılmamış, bunun yerine topraktan yapılmıştır. Özellikle, kimi yerlerde hiçbir sokak & cadde izine rastlanmamıştır. Ancak günümüzde dünyanın her yerinde olduğu gibi doğu şehirleri asfalt sokaklara sahiptir.

Benzin ve Dizel arasındaki farklar

Öne Çıkan Farklar;

  • Dizel araçların maliyeti benzinli araçların maliyetinden daha yüksektir. Daha ekonomiktir.
  • Dizel aracın torku benzinli aracın torkundan daha fazladır.
  • Benzin li araç dizel araca göre daha sessiz çalışır.
  • Benzin li motor dizel motordan daha çabuk ısınır.
  • Kış aylarında benzinli aracın kaloriferin ısı verme süresi dizel araçlardan daha hızlıdır.
  • Dizel araçlarda çok soğuk havalarda yakıtta donma meydana gelebilir., benzinli araçlarda donma ile ilgili problemler yaşanmaz.
  • 18.04.2015 tarihinde alınan fiyat karşılaştırması şu şekildedir, Benzin litre fiyatı 4,60tl, Dizel lite fiyatı 3.90tl dir.
  • Dizel yakıt, benzinden daha ağırdır.
  • Dizel yakıt benzine göre daha yavaş buharlaşır.
  • Dizel yakıt benzinden daha fazla yağlıdır.
  • Dizel yakıtta benzinden daha fazla sayıda karbon bulunur.
  • Dizel in kimyasal yapısı C14H30 dur. Benzinin kimyasal yapısı ise C9H20 dir.
  • Dizel daha az rafineri işlemiyle elde edildiği için fiyat olarak daha ucuzdur.
  • Dizel yakıtlar daha fazla güce ihtiyaç duyarlar. Bu sebepten sanayi sektöründe daha fazla tüketilirler.
  • Dizel yakıtlar gemileri, otobüsleri, trenleri, vinçleri, zirai araçları, jeneratörleri  hareket ettiren motorlarda kullanılırlar.
  • Yük taşımacılığının  %94 ü dizel yakıt kullanan araçlar ile yapılır.
  • Çevre kirliliği açısından dizel yakıtında küresel ısınmaya neden olan, karbonmonoksit, hidrokarbon ve karbondioksit emisyonu oldukça azdır.

[EsnekReklamOrta]

Motor yakıtı olarak fonksiyonlarını tam yapabilmesi için, ticari benzin, şu özelliklere sahip olarak üretilmelidir:

  1. Değişik yük altında ve hızda durmadan yanabilmeli;
  2. Motorun kolay çalışması için soğuk havalarda yeterli olarak buharlaşmalı;
  3. Sıcak havalarda aşırı derecede buharlaşarak tıkanmalara sebep olmamalı;
  4. Motorda kurum teşkiline yol açan kaynama noktası yüksek olan bileşikleri bertaraf etmeli;
  5. Depo içinde oksitlenmeye yol açmamalı;
  6. Buji tıkanmasını ve karbüratör buzlanmasını minimuma indirmelidir.

 

Dizel Emisyon Kontrolü

Dizel motorlarının en büyük sorunlarından biri, yanma veriminin düşük olmasıdır. Bir başka deyişle; yanma odasına giren yakıt homojenize bir şekilde yanmaz. Bunun sonucunda ortama çok fazla sera etkisi yapacak gazlar verilir. Bunun kontrolü son yıllarda Dizel motoru üreticilerinin en büyük sorunlarından birisi haline gelmiştir. Avrupa Birliğinin almış olduğu karara göre Kasım 2008’de Euro V standartları Avrupa’da devreye girmiştir.

Emisyon değerlerini düşürmek için ise araştırmalar hâlâ devam etmekte. NADI konsepti diye tabir edilen bir uygulama ile emisyon değerleri düşürülürken performans artışı da kayda değer bir şekilde artmaktadır. Bu uygulama ile enjeksiyon açıları düşürülerek küresel ısınmaya etkisi olacak gazların oluşumu bir nebze olsun azaltılmaktadır…


 

Benzin için detaylı bilgi : http://tr.wikipedia.org/wiki/Benzin

Dizel motor için : http://tr.wikipedia.org/wiki/Dizel_motor

LPG de Prins ve BRC arasındaki farklar

Öne Çıkan Farklar;

  • Prins, BRC’ye göre daha pahalı bir LPG dönüşümüdür.
  • Prins 1986 yılına kurulmuştur. BRC ise 1977 yılında lpg dönüşümüne başlamıştır.
  • Prins Hollanda markarsıdır. BRC bir italyan markasıdır.
  • Prins 18.04.2015 tarihinde alınan fiyatı 2200tl dir, BRC aynı tarihde alınan fiyat 1650tl dir.
  • Her iki oto gaz dönüşüme de yakıttan ortalama %45 tasarruf sağlamaktadır.
  • Her iki dönüşümde TSI ve TFS motorlarına uyumludur.

Prins ile ilgili Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları

[EsnekReklamOrta]

1.Prins marka LPG sistemi aracıma uyumlu mudur?
Aracınız MPI (Multi Point Injection – Çok noktadan enjeksiyon) motorlu ise Prins Marka sıralı enjeksiyon sistemi aracınız için uyumludur.Ülkemizde binek araç motorlarının çoğunluğunu bu motor tipi oluşturmakta. Ancak gelişen teknoloji ile birlikte MPI motorlu araçların yerini DI (direct injection – direkt enjeksiyonlu) motorlar almakta. Yakıtın emme manifoldunu kullanmadan direkt yanma odalarına püskürtüldüğü bu sistemler için de en doğru çözümlerden birini Prins sunmaktadır.

2.Aracımda performans kaybı olur mu?
Prins VSI “Vapour Sequential Injection – Sıralı Enjeksiyon sistemi” piyasada bulunabilecek en gelişmiş LPG otogaz dönüşüm sistemidir. VSI-LPG sistemiyle aracın benzin veya LPG ile sürüşünde bir fark yoktur. Ancak teknik cihazlarla fark edilebilecek kadar düşük oranda bir performans kaybı gözlenebilir.

3.Sisteminiz aracımın supaplarına, supap yataklarına ya da motorun bir başka parçasına zarar verir mi?
Prins’in üniversiteler ile yaptığı detaylı araştırmalar, LPG’nin direkt yakıt enjeksiyonlu motorlar dahil tüm içten yanmalı motorlar için çok elverişli bir yakıt olduğunu göstermiştir. Motora veya supaplara zarar veren en önemli etken yanma sırasında ve sonrasındaki hava+yakıt karısımıdır. Karışımın fakir veya zengin olması aracınıza zarar verilmesine neden olur. Özellikle euro5 sınıfı araclarda emisyonlar, dolayısıyla karışım oranı araç için çok kritiktir. Teknolojik olarak araca uyum sağlayamayacak sistemler aracınıza zarar verebilir. Prins, üstün teknolojisi sayesinde benzinle bire bir özelliklerde çalışır. Prins sistemi bulunan tüm motorlarla uyumlu çalışabilen ValveCare dozlama sistemimiz sayesinde LPG ile birlikte ihtiyaç duyulan katkı, basınç altında motora enjekte edilir. Böylece supaplar ve supap yataklarında aşınmanın önemli ölçüde önlenmesi sağlanır.

4.Valve Care sistemi Prins LPG otogaz dönüşüm sistemine dahil midir?
Autogas Components NV ve Prins işbirliği ile Prins sistemleri için geliştirilen Valve Care sistemi opsiyonel bir üründür. Valve Care katkısı supapları ve supap yataklarını aşırı yıpranmaya karşı korur. Motor yüküne bağlı olarak Valve Care sıvısı enjekte edilir. Motor ömrünü uzatır. CO2 emisyonunu düşürür.Sistemdeki metal parçaların olası oksitlenmelerini önler.Motorun yanma odasındaki birikintileri azaltır. Turbo şarjlı motorlar da dahil olmak üzere her zaman için doğru miktarda katkı enjekte edildiğinden, katkı maddesi tüketimi oldukça ekonomik düzeydedir.

5.Aracımda LPG dönüşümü sonrasında arıza ışığı yanar mı?
Bosh ve Keihin gibi dünya devi firmaların ürünlerinin Prins kalitesi ve tecrübesi ile birleşmesiyle arıza ışığı sorunu yaşamazsınız.

6.LPG dönüşümü sonrası benzine göre ne kadar tasarruf ederim?
LPG tüketimi ile benzin tüketimi, kilometre başına litre olarak kıyaslandığında, LPG tüketimi teorik olarak benzin tüketimine göre % 15 – %20 aralığında, daha fazladır. Gerçekte ise LPG’nin hava ile daha iyi karışması ve daha homojen yanmasından dolayı tüketim bu kadar çok artmaz. Mali olarak tasarruf miktarı tamamen benzin ve LPG otogaz fiyatlarına bağlı olarak değişmektedir. Ancak son bir kaç yıla bakıldığında ve benzin LPG Otogaz fiyatları incelendiğinde benzinden otogaza dönüşüm yaptıktan sonra % 35 – % 45 aralığında mali tasarruf sağlandığı görülmektedir

7.Direkt enjeksiyonlu olmayan normal ve turbo araçlarda, olduğu gibi; direkt enjeksiyonlu araçların da tamamına Prins sistemini uygulayabiliyor musunuz?
Direkt enjeksiyonlu araçlar için üretilen otogaz kitleri araca özel olarak üretilmektedir. Aracınıza dönüşüm yapılıp yapılamayacağını net söyleyebilmek için araç motor koduna ve aracınızın Benzin ECU- MED numarasına ihtiyacımız vardır. Bu iki bilgiyi bizimle paylaşmanız halinde sizlere net cevap verilebilecektir.

8.Prins’in hangi modelini aracıma taktırabilirim?
Motorun orijinal yönetim sistemi ile entegre çalışabilen Prins otogaz kitleri aracınızın özelliklerine göre itina ile seçilir. Aracınız 4 silindirli, turbosu olmayan bir motora sahip ise Prins’in Silverline modeli, aracınız için uygundur. Ayrıca 4,5,6,8 ve 10 silindirli turbosu olan veya olmayan motorlar için Prins VSI2 modelinin seçenekleri ile aracınızı kullanırken sürüş konforunuzdan taviz vermeden tassarruf etmenin keyfini yaşayabilirsiniz. Bu saydıklarımız Direkt enjeksiyonlu olmayan araçlar için geçerliydi. Direkt enjeksiyonlu araçlarınız için Prins VSI-DI piyasada bulunabilecek en gelişmiş LPG otogaz dönüşüm sistemidir.

9.Garanti süreniz nedir? Motor garantisi veriyor musunuz?
Garanti süresi, kitin teslim tarihinden başlar ve 2 (iki) yıl veya 100.000 km’dir (hangisi önce dolarsa). Garanti şartları yerine getirildiğinde geçerlidir. 0-50 km araçlarda Prins VSI2 ve Valve Care montajı yapılan araçlara yukarıda bahsi geçen standart garantiye ek olarak motor garantisi de veriyoruz.

10.Aracıma nerede Prins taktırabilirim?
http://www.prins.com.tr/prins-bayi-agi

Yukarıdaki linki kullanarak sitemizden sizlere en yakın bayimize başvurabilir ve gerekli desteği alabilirsiniz.


Neden BRC? Diğerlerinden ne farkı var?

BRC tüm dünyada tanınmış ve müşteri memnuniyeti sağlamış bir İtalyan markasıdır. Arkasında yılların tecrübesine sahip güçlü bir firmanın desteği vardır. Tüm otogaz ekipmanlarını kendi bünyesinde üretir.
BRC Türkiye’nin tek yetkili distribütörü olarak 14 yıldır otogaz sektöründe 220’yi aşkın bayimizle Türkiye genelinde hizmet veriyoruz. Tüm ülke sathına yayılmış geniş bir servis ağına sahibiz.
2A “Kaliteyi zaman belirler” sloganıyla yola çıkarak müşteri nezdinde kendini kanıtlamış, yaygın bir müşteri memnuniyeti sağlayarak BRC’yi otogazda ilk tercih edilen marka yapmıştır.
LPG dönüşüm kitlerimizde ürünler aynı markadan oluşur. Farklı markalardan oluşan melez kit bizde bulunmaz. Tüm ürünler Avrupa Birliği ECE R 67-01 normlarına göre yangın dahil tüm güvenlik testlerinden geçmiş olup, Avrupa’da yeni uygulamaya giren ECE R 115 regülasyonuna da uygundur.
Montaj esnasında aracın orijinal kabloları kesilmez.
Otomotiv teknolojisi ve Avrupa Birliği normları gereği motor bölümündeki tüm bağlantıların hem EMC (Elektro Manyetik Uyumluluk) testinden geçmiş hem de IP-54 sınıfı sızdırmazlığa sahip özel konektörlerle yapılması zorunludur. Ürünlerimiz bu şartları sağlamaktadır.
Patenti BRC’ye ait gaz enjektörleri benzin enjektörleriyle aynı prensipte çalışır ve son derece hızlı tepki süreleriyle E4 sınıfı araçların, hatta direkt enjeksiyonlu araçların LPG dönüşümünü mümkün kılar.
Uygulamalarımızı farklı kılan diğer bir özelliğimiz, gaz girişlerinde emme manifoldunun delinmemesidir. Diğer sıralı sistem montajlarında gaz girişleri için emme manifoldu delinmekte, bu işlem silindirlere çapak kaçması gibi bir takım riskleri de beraberinde getirmektedir. Patenti firmamıza ait “Gaz Piposu” uygulamasıyla silindirlere çapak gitme riski ortadan kalkmakta, montaj süresi kısalmakta, gaz benzinle aynı noktadan püskürtüldüğünden hissedilir bir ekstra konfor sağlanmaktadır.
Kullandığımız “PLUG&DRIVE”-“TAK ve SÜR” LPG programı insan faktörünü ortadan kaldıran, aracın benzin ECU’su ile teknolojik olarak uyumlu en gelişmiş kalibrasyon programıdır. Üstün teknolojiye sahip ürünler ve gelişmiş kalibrasyon programı sayesinde BRC kullanıcıları benzinle aynı sürüş konforu yaşar, zamanla bozulmayan kalibrasyon ayarları ve istikrarlı yakıt tasarrufu ile ekonomik yakıt kullanmanın keyfini sürer.
Montajını yaptığımız BRC kitleri uluslararası “ÜRÜN MALİ MESULİYET” ve “3. SAHIŞ MALİ MESULİYET” sigortalarına sahiptir. BRC ile LPG dönüşümü yapılan araç gerek ürün ve gerekse montaj hatası nedeniyle oluşabilecek hasarlar bu sigorta sayesinde güvence altına alınmaktadır.
Montaj sonrasında GARANTİ BELGELERİ web sitemiz üzerinden elektronik ortamda düzenlenir ve bir çıktısı bayimiz tarafından imzalanarak müşterilere verilir. Garanti belgesinde araç ve müşteriyle ilgili tüm bilgiler ve takılan ürünlerin seri numaraları da yer almaktadır. Böylece ürünlerimiz sağlıklı bir şekilde araç bazında izlenebilmekte, garanti ve periyodik bakımlar titiz bir şekilde kontrol edilmektedir. Yetkili bayilerimizde montajını yaptırmış bir kullanıcı herhangi bir 2A yetkili servisine gittiğinde veri bankamızdan araçla ilgili tüm detaylara ulaşılabilmekte, hangi tarihte montaj veya bakım yapılmış, hangi seri numaralı ürün takılmış görüntülenmektedir.
Yukarıda sıralanan nedenlerle, Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de otomobil firmalarının BRC’yi seçmeleri bir tesadüf değildir.

Helikopter ve Quadcopter arasındaki farklar

Helikopter, dikey kalkış ve iniş yapabilen döner kanatlı bir hava taşıtıdır. 1907 yılında Fransız Paul Cornu ilk motorlu helikopteri uçurdu. Helikopterler dikey olarak kalkış ve iniş yapabilir ve havada sabit olarak tutunabilirler. Helikopterler taşıma kuvveti elde edebilmek için döner kanat yani pervane kullanılır. Pervane iki ya da daha fazla palden meydana gelir.Pervane palinin profili uçak kanadının profili ile aynıdır. Helikopterler çift ve tek rotorlu olmak üzere ikiye ayrılır. Çift rotorlu helikopterler daha karmaşık olmakla birlikte yük ve yolcu taşımaya daha elverişlidir.

Quadcopter (Dörtdöner), dört pervanesi bulunan, sabit kanatlı uçan sicimlerin aksine kaldırıcı gücü ve rotası daha fazla olan uçan araçlardır. Genelde insansız hava aracı olarak kullanılırlar.  Yapımı ve kontrolü basit olduğu için, Dörtdöner amatör hava aracı model projelerinde sık sık kullanılır.

[EsnekReklamOrta]

Özellik Helikopter Quadcopter
Tanım Helikopter, dikey kalkış ve iniş yapabilen döner kanatlı bir hava taşıtıdır. Pervane iki ya da daha fazla palden meydana gelir dört pervanesi bulunan, sabit kanatlı uçan sicimlerin aksine kaldırıcı gücü ve rotası daha fazla olan uçan araçlardır
Verim Yüksek Düşük
Mekanik Aksamı Çok Karışık Az Karışık
Elektrik ve Elektronik Aksamı Az Karışık Çok Karışık
Çeviklik Yüksek Manevra Kabiliyeti Düşük Manevra Kabiliyeti

 

Araba – Otomobil Segmentleri arasındaki farklar

Araç segmentleri piyasadaki otomobilleri sınıflandırmak amacı ile ortaya çıkan ve otomobilleri bulunduğu sınıfa göre kıyaslamaya yarayan sistemdir.  Beğendiğiniz veya almayı düşündüğünüz aracın hangi sınıfa ait olduğuna bakıp o sınıftaki rakipleriyle her konuda kıyaslama yapabilirsiniz.

En bilinen segmentler aşağıdaki gibidir.

A Sınıfı : Şehir içi kullanım için tasarlanan, yakıt olarak ekonomik boyut olarak küçük, maliyeti düşük araçlardır.
Piyasadaki araçlardan sınıfa örnek teşkil eden araçlardan bazıları şunlardır:
Renault Twingo
Suzuki Alto
Peugeot 107
Peugeot 106
Citroén C1
Citroén C1
Citroén C2
Citroen DS3
Fiat Panda
Fiat 500
Fiat Uno
Chevrolet
Daewoo Matiz
Suzuki Splash
Ford Ka
Hyundai i10
Kia Picanto
Tata Nano

[EsnekReklamOrta]

B Sınıfı : A sınıfından büyük ancak yinede küçük sınıf otomobillerdir
Opel Corsa

Volkswagen Polo
Seat Ibiza
Skoda Fabia
Renault Clio
Dacia Sandero
Nissan Micra
Peugeot 206+
Peugeot 207
Citroén C3
Fiat Palio
Fiat Punto
Chevrolet Aveo
Chevrolet Kalos
Chevrolet Aveo
Opel Corsa
Ford Fiesta
Mazda 2
Toyota Yaris
Daihatsu Sirion
Honda Jazz
Mitsubishi Colt
Suzuki Swift
Hyundai i20
Kia Rio

 

C Sınıfı : Orta sınıf küçük aile otomobilleri olarak ta adlandırılır.
Hatchback

Renault Clio IV
Volkswagen Golf
Ford Focus HB
Honda Civic HB
Seat Leon
Peugeot 308
Renault Megane
Fiat Bravo
Fiat Stilo
Hyundai i30
Kia Cee’d
Citroén C4
Opel Astra HB
Chevrolet Lacetti HB
Mazda 3
Toyota Auris
Subaru Impreza
Mitsubishi Lancer Sportback
Chrysler PT Cruiser

Hatchback Premium modeller
Audi A3
BMW 1 Serisi
Volvo C30
Alfa Romeo Giuletta
Lancia Delta

Sedan
Volkswagen Jetta
Skoda Octavia
Fiat Linea
Renault Fluence
Dacia Logan
Hyundai Elantra
Ford Focus Sedan
Honda Civic Sedan
Toyota Corolla Sedan
Subaru Impreza Sedan
Mitsubishi Lancer
Opel Astra Classic
Opel Astra Sedan
Citroén C4 Sedan
Chevrolet Cruze
Mazda 3
Peugeot 307 Sedan

Station Wagon
Volkswagen Golf Variant
Skoda Octavia SW
Opel Astra Caravan
Ford Focus SW
Peugeot 308 SW
Hyundai i30 CW
Kia Cee’d Sportywagon
Renault Megane Sport Tourer
Toyota Corolla SW
Dacia Logan MCV

Coupé
Volkswagen New Beetle
Volkswagen Scirocco
Renault Megane Coupe
Scion tC (A.B.D.)
Peugeot 308 RCZ
Mazda RX-8

D Sınıfı : Büyük aile otomobilleri olarak bilinir.
BMW 3 Series
VW Passat
Audi A4
Mercedes C Sınıfı
Opel Insignia
Peugeot 508
Audi A5
Ford Mondeo
Volvo S60/V60
Škoda Superb
Honda Accord
Hyundai i40
Mazda6
Citroën C5
Alfa Romeo Giulia
Kia Optima
Citroën DS5
Renault Laguna
Saab 9-3
Subaru Legacy
Toyota Avensis
Škoda Superb
Renault Fluence
Toyota Camry
Infiniti QX50/EX

E Sınıfı : E sınıfı arabalar genelde yönetici araçları olarak da anılır.
BMW 5 Series
Mercedes E Class
Audi A6
Volvo V70/XC70
Jaguar XF
VW CC
Mercedes CLS
Audi A7
Volvo S80
Lancia Thema
Chrysler 300
Renault Latitude
Infiniti Q70/M
Saab 9-5

F Sınıfı : Hacim olarak en büyük otomobiller arasında yer alır ve genelde lüks araçlardır.
Mercedes S Class
BMW 7 Series
Audi A8
VW Phaeton
Porsche Panamera
Jaguar XJ
Maserati Quattroporte
Rolls Royce Ghost
Hyundai Genesis
Bentley Continental Flying Spur
Bentley Mulsanne
Rolls Royce Phantom