Kategori arşivi: Genel

kpss-a-b-grubu

Kpss A ve B grubu arasındaki farklar

Kpss A ve B grubu arasındaki Öne Çıkan Farklar;

  • Kpss A grubu dışında girilebilen kadrolara B grubu kadro denilmektedir,
  • Kpss A sınavı her yıl ÖSYM tarafından düzenlenmektedir,
  • Kpss B sınavı ise 2 yılda bir düzenlenmektedir,
  • Kpss B sınavına tüm lisans mezunları girebilmektedir,
  • Kpss A sınavına ise İİBF, SBF, Hukuk, Mühendislik vb fakültelerden mezun olanlar girebilmektedir,
  • Kpss A kariyer meslek kadrosu olarak ta bilinir,
  • Müfettiş, denetçi, uzman, kontroller vb kadrolar A grubu kadrolardır,
  • KPSS-A kadrolar dışındaki mühendislik, teknikerlik, teknisyenlik, memur, psikolog, mimar, veteriner vb. tüm kadrolar KPSS-B grubu kadrolarda yer almaktadır.

Detaylı Açıklamalar;

[EsnekReklamOrta]

B Grubu Memurluk (Lisans) Nedir?

Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS), ÖSYM Başkanlığı tarafından iki yılda bir (çift yıllarda) Lisans öğrencileri için Mayıs 2016’da, Lise – Önlisans öğrencileri için Ekim 2016’da yapılan bir sınavdır. KPSS B lisans sınavına bir lisans programından mezun olmuş ya da mezun olacak durumda bulunan öğrenciler katılabilir.

B Grubu Memurluk (Lisans) Kadroları Nelerdir?

Mühendis, mimar, veteriner, psikolog, sosyolog, hemşire, ebe vb. tüm lisans kadroları B Grubu kadrolarıdır. Kaymakam, müfettiş, uzman, denetmen ve kontrolör yardımcılığı gibi kadrolar ise A Grubu kadrolarıdır.

B Grubu memurluk Kadrolarına Atamalar Nasıl Yapılır?

B Grubu (Lisans) Memurluk adayı, KPSS sonuç belgesinde bulunan P3 puan türünü merkezi atamalarda veya ara atamalarda kullanabilirler. Merkezi atamalar 2 yıl boyunca her yılın Kasım ve Haziran aylarında ara atamalar ise kurumların belirleyeceği tarihlerde yapılmaktadır. Ara atamalara aynı zamanda “Kurumsal Atama” da denilmektedir.

Sınava giren adaylar, KPSSden elde ettikleri puanlar ile Kasım ve Haziran aylarında yapılan merkezi atamalarda ÖSYM tarafından hazırlanan tercih kılavuzu ile tercih yapmaları gerekmektedir. Adaylar bu kadrolara tercih yaparken aranan nitelikleri dikkatlice inceleyerek kendilerine uygun olan kadroları, puanlarını da göz önünde bulundurmak suretiyle tercih yapmalıdır. Ayrıca adaylar bu puanlarını 2 yıl boyunca ara atamalarda yani kurumsal atamalarda da kullanarak tercih yapabilirler.

KPSS B Grubu NEDİR?

B Grubu, A Grubu grubunun dışında kalan kontenjanlar için yapılan sınavdır. Bu sınav KPSS A gibi her yıl değil, iki yılda bir yapılmaktadır. Lisans mezunlarına ayrılan B grubu kadrolar için P3, önlisans mezunlarına ayrılan B grubu kadrolar için P93, ortaöğretim mezunlarına ayrılan B grubu kadrolar için P94 puan türü ile atama yapılmaktadır. Mühendislik, teknisyenlik, memurluk, mimarlık, veterinerlik gibi alanlarda B Grubu grubu sınavı ile yerleştirme yapılmaktadır.

A Grubu Grubu NEDİR?

KPSS-A sınavı; müfettiş, uzman, denetmen ve kontrolör yardımcılığı ile kaymakam adaylığı gibi yüksek düzey memur kadrolarına atama yapılan sınav türüdür.Bu sınav, her yılgerçekleşmektedir. Her bir kurum  ÖSYM’nin belirlediği 120  puan türünden kendisi için belirlediği puan türüne göre yerleştirme yapar.

B Grubu Hakkında Bilinmesi Gerekenler Nelerdir?

A Grubu kadroları dışında kalan tüm kadrolar B Grubu kadrosudur. Kaymakam adaylığı, müfettiş, uzman, denetmen ve kontrolör yardımcılığı gibi bölümlerden farklı olan alanlar B Grubu kadrosudur.

Bu kadrolara atanmak isteyen personelin ÖSYM tarafından yapılan KPSS’ye girerek ÖSYM tarafından yayınlanan KPSS Tercih Kılavuzundaki kamu kurum ve kuruluşlarına ait boş olan kadrolardan özelliklerine uygun olanları tercih etmeleri gerekir. Adayın puanı ve tercihleri doğrultusunda puan üstünlüğüne göre bilgisayar ortamında atama yapılmaktadır.

  1. B Grubu kadrolar için her yıl alım yapılmakta mıdır?

B Grubu kadrolarına iki yılda bir çift yıllarda alım gerçekleşir. 2014 yılında da B grubu için KPSS yapılacaktır. B grubu mesleklerinden birine atanmak isteyen adaylar bu sınava katılmak zorundadır.

  1. B Grubu kadrolarına atanmak için hangi sorular yanıtlanmalıdır?

KPSS B kadrolarına başvuracakların sadece Genel Yetenek – Genel Kültür sorularını yanıtlamaları yeterlidir. Yabancı dil sınavı ise adayın tercihine bağlıdır.

  1. B Grubu kadrolarına atanmak için hangi puan türleri kullanılmaktadır?

B Grubu kadroları için gerçekleştirilen atamalarda önlisans mezunu adaylar için P 93, ortaöğretim mezunu adaylar için P 94 ve lisans mezunu adaylar için P 3 puan türleri geçerli olmaktadır.

  1. B Grubu kadrolarına atanmak için girilmesi gereken KPSS sınavlar ne zaman yapılmaktadır?

KPSS B kadrolarına girmek isteyen lisans mezunu adaylar, 2014 yılının Temmuz ayında yapılacak olan Genel Kültür – Genel Yetenek sınavına;  önlisans ve ortaöğretim mezunu adayların ise 2014 yılının Eylül ayında yapılacak olan  Genel Kültür – Genel Yetenek sınavına gimek mecburiyetindedir.

  1. Bir mühendis hem KPSS-A’ya hem de KPSS-B’ye başvurabilir mi?

B Grubu kadroları ÖSYM tarafından merkezi yerleştirme yoluyla atama yapılmak için ilan edilen kadrolardır. KPSS’ye girerek genel kültür ve genel yetenek testlerine katılan tüm adaylar B Grubu kadrolarına başvurabilirler.

Kaymakam adaylığı, müfettiş, uzman, denetmen ve kontrolör yardımcılığı kadrolarını tercih edebilmek için KPSS’nin pazar günü yapılan alan bilgisi sınavlarına (İktisat, Muhasebe, Maliye vb) katılma zorunludur.

Sadece lisans mezunlarının katılabileceği bu sınavın haricinde de kadronun açıldığı kamu kurumu tarafından yapılacak mülakatlardan da geçmek gerekmektedir.

 

Lake ve High Gloss arasındaki farklar

Lake ve High Gloss Arasındaki Fark

  • Lake uygulama el işçiliği isteyen bit uygulama olup, High G Fabrikasyon dur.
  • Lake Mdf üzeri boya uygulamadır. High G Pres baskı ile yapılan bir uygulamadır.
  • Lake uygulamalı bir salon takımı High G bir takıma göre daha pahalıdır.
  • Lake malzeme itibari ile daha iyi ve prestijli durur.
  • Lake malzemenin üretim süreci daha yavaştır. High G malzeme daha hızlı üretilir.
  • Çizilmelere karşı High G malzeme Lake malzemeye göre daha dayanıklıdır.
  • Leke uygulama eğer kaliteli boya malzemesi ile üretilmezse çok kısa sürede renk solması meydana gelebilir, High G malzemede bu tarz sorunla karşılaşılmaz.

[EsnekReklamOrta]

Lake boya mobilya ile high gloss mobilya arasındaki farklar

Lake uygulaması itibari ile işçilik gerektiren ve üretimi diğerine göre meşakkatli olan bir malzeme biçimidir. İlk önce ham mdf tabaka güzelce zımparalanır (lakenin pürüssüz olması gerekir) sonrasında boya uygulanır. Boya kuruduktan sonra son olarak parlaklığı vermek adına pasta poliş atılır ve işlem tamamlanır.

Hig Gloss malzeme ise fabrikasyondur. Yine mdf malzeme kullanılır ancak fabrikada belli boyutlardaki plaka üzerine presleme yapılır ve parlak mdf tabaka oluşturulur. Üretimi için ek bir sarfiyat gerektirmez ve sadece kesim sonrası mdfnin görünmemesi için pvc yapıştırma uygulanır, delikler delinir ve mobilya üretimine geçilir.

Lake ile High Gloss mdf farkının dayanıklılık bakımından karşılaştırılması

Lake boyalı mdf malzeme kullanılan boyanın kalitesi, işçilik ve uygulanan pastapoliş işlemine göre dayanıklılığı değişmektedir. Bu üç ana etken güzellikle uygulandıktan sonra lake boyalı bir mobilyanın kesinlikle dayanıklı olduğunu söyleyebiliriz. Nem ve rutubete karşı ağacı çevrelediği için mukavemetini ciddi oranda arttıracaktır. Yine mobilyanın kullanım ömrünü pozitif oranlı etkileyecektir. Ancak bütün bu artılara rağmen lake boyama çizilmeye daha duyarlıdır.

Hig Gloss mdf kullanılan mobilya da en az lake kadar dayanıklıdır. Ana malzeme mdf plak üzerine fabrikada başarılı bir şekilde işlenen pres (birinci kalite lam kaplama) ile birlikte bu malzeme ciddi oranda dayanıklı olacaktır. Nem ve rutubete karşı da başarılı olan bu malzeme sadece kenar pvc den su sızarsa şişme yapacaktır. Ayrıca bu malzeme insan gücü ile kolaylıkla kırılmaz.

Lake ile High Gloss mdf farkının fiyat bazlı karşılaştırılması

Lake hem üretim sürecindeki zaman kaybı, hem de kaliteli malzeme kullanma gerekliliği bakımından daha meşakkatli olan bir uygulamadır bu sebeple daha pahalı olması çok doğaldır. Buradan hareketle tamamı mdf lake boyama bir mobilya yatak oda takımının 3000tl gibi fiyatlara alınabileceği söylenemez.

High Gloss malzeme ile üretilen mobilya da zaman kaybı söz konusu olmaz ancak bugün hemen hemen hiçbir mobilya üretiminde tamamen (ana iskeleti de dahil) high gloss malzeme kullanılmaz. Aksi halde mobilya takımı aşırı ağır olur ve “bence” ana iskeletinde high gloss kullanmak ta abartıdan ibarettir.

Lake ve High Gloss Mobilya da kullanılışı

Her iki malzeme açısından da benzer nitelik taşımaktadır. Bir yatak oda takımı ve yemek oda takımı bütünsel olarak mdf ya da high gloss yapılmamaktadır. Genellikle kapak ksıımlar, çekmeceler ve masa üstü gibi alanlar dışında ana iskelet ve dikmeler suntalam malzemeden üretilmektedir. Bunun en önemli sebebi fiyatın şişmesini engellemek ve mobilyanın aşırı ağır olmamasını sağlamaktır. Ayrıca üretim sürecini hızlandırmak ta bir etkendir.

Lake Avantajları.
  • Lake malzeme itibari ile daha iyi ve prestijli durur.
  • MDF yi tamamen kapladığı için mukavemetlidir
Lake Dezavantajları
  • Çizilmeye daha kolay gelir.
  • Üretim süreci daha yavaştır.
High Gloss Avantajları
  • Üretim süreci hızlıdır.
  • Çizilmeye (lakeye göre) daha dayanıklıdır.
  • Lake gibi parlak bir yüzey sunar.
High Gloss Dezavantajları
  • MDF tabakayı lake gibi tam kaplamadığı için kenar pvc de açma olursa nem e duyarlı olur.
  • Çizildiğinde Lake boya da ki gibi pasta poliş atılarak düzeltilemez.
  • Yenilenemez.
  • Kenar pvc lerinden dolayı lake gibi başarılı durmaz.

Rüya, Düş ve Hayal arasındaki farklar

Öne Çıkan Farklar;

  • Rüya ve Düş aynı anlama gelmekte olup, uyku esnasında insanın zihninde beliren tabiri caizse sanal ve kısa süreli geçici yaşantı,
  • Hayal ise insanın zihninde canlandırdığı, kendi tasarladığı, gerçekleşmesini istediği veya istemediği olaylardır,
  • İkisi de çok kısa sürebilir,
  • Rüya ve Düş kişinin kontrolünde değildir, Hayal ise kişinin kontrolündedir,
  • Hayal gücü tabiri insanın hayal kurma kapasitesini anlatan bir kavramdır,
  • Rüyalar yorumlanabilir, Hayaller yorumlanamaz,

Detaylı Açıklamalar;

[EsnekReklamOrta]

Hayal gücü, imajinasyon veya imgelem zihinsel görüntüler oluşturabilme veya birinin zihninin içinde kendiliğinden görüntüler üretebilme yetisidir. Gerek deneyimlere anlam vermeye gerekse bilgiyi anlamaya katkıda bulunur; insanların dünyaya anlam verebilmelerine olanak sağlayan önemli bir yetenektir[1][2][3] ve öğrenme sürecinde (işleminde) önemli bir rol oynar

Hayal gücü çeşitli hikâyeler yoluyla örneğin masallar ve fantaziler yoluyla ifade edilebilir. Ünlü icatların veya eğlence ürünlerinin birçoğu kişinin hayal gücünün ilhamı sayesinde üretilmiştir. Kişi hayal gücüyle oluşturduğu görüntüleri “akıl gözü” ile görür.

İnsanların hayal gücünün evrimine dair bir hipoteze göre hayal gücü, zihinsel simülasyon sayesinde bilinçli canlıların çeşitli sorunları(nı) çözmelerine olanak sağlamıştır.

Rüya, uykunun genel ve karakteristik özelliklerinden biri olup, uykunun hızlı göz hareketi (REM) adlı evreleriyle yakından ilişkili bulunan, görsel ve işitsel algı ve duygulardır. Rüyaların biyolojik içeriği, işleyişi ve maksatları tümüyle anlaşılmış değildir.[not 1] Rüyalara “duyusuz algı”nın bir türü veya nesnesiz algı olarak da bakılabilir. Çeşitli inanışlara ve tahminlere de neden olan rüyalar, her zaman için ilginç ve yoruma açık bir konu oluşturmuşlardır. Farklı psikoloji ekollerinin, parapsikologların vedeneysel spiritüalistlerin rüyaları farklı biçimlerde açıklama çabaları olmuştur. Rüyaların işleyişinin açıklanması bilimsel topluluğun genel kabulüne göre varsayımlar düzeyinden öteye pek gidememiş olup, rüyalar halen esrarını korumakta olan bir inceleme alanını oluşturmaktadır. Rüyaların bilimsel incelenmesi oneiroloji adını alır.

Rüyaların gerek tahminlere konu oluşturması bakımından, gerekse ilham kaynağı olması bakımından uzun bir geçmişi vardır. Tarih boyunca insanlar mesaj taşıdıklarına inandıkları rüyalardan anlamlar çıkarmaya çalışmış ve rüyalar aracılığıyla gelecek hakkında tahminlerde bulunmuşlardır. Rüyalar, fizyolojik açıdan uyku sırasındaki nöral süreçlere bir tepki ya da yanıt olarak tanımlanır, psikolojikaçıdan bilinçaltının yansımalarıdır, maneviyat açısından ise en azından bazı rüyalar ya gelecek hakkında ya da başka bir konu hakkında (uyarı, yardım vs. amaçlı) haber içeren, ilahî âlemden gelen mesajlar olarak kabul edilmişlerdir. Birçok kültürde ilahî âleme danışmak ya da bir konu hakkında bilgi edinmek üzere istihare yöntemlerine başvurulduğu görülür.

Seçim ve Referandum arasındaki farklar

Öne Çıkan Farklar;

  • Seçimde belli bir adayı veya adayları seçmen tarafından seçilir,
  • Referandum ise halk sunulan bir teklif biçimidir, kabul edip etmemesi halka bırakılmıştır,
  • Seçimde birden fazla konu ve aday olabilir,
  • Referandumda ise bir konu ve iki adet seçenek bulunur, bunlar Evet ve Hayır seçenekleridir,
  • Genelde seçimlerde devletin yapısını oluşturacak kişilerin halk tarafından seçilen kişiler olması beklenir, en azından halk oyunu bunun için verir,
  • Seçimler özgür, adil, demokratik ve yasalara uygun olmalıdır.
  • Türkiye’de seçimler yerel ve genel olmak üzere ikiye ayrılır,
  • Referandum ise genelde yeni teklif, yasa ve kanunların kabul veya reddi için yapılır.
  • Referandum  demokrasinin en güzel örneklerinden biridir,
  • Referandumlar zorunlu ya da zorunlu olmayabilir,
  • Seçime katılmak zorunlu değildir,

Detaylı Açıklamalar;

[EsnekReklamOrta]

Seçim, kendilerine memuriyet, temsil yetkisi veya bir vekalet verilecek, kanuni şartlara uygun kişilerin, bir kısım veya bütün vatandaşlar tarafından tercih ve tespit edilmesi işlemi; intihab. Toplu bir iradenin birden fazla aday arasında tercihte bulunması. Tayin etme, atama işleminin zıddı. Milletvekili, herhangi bir meclis veya encümen üyelerinin, dernek yöneticilerinin vs. seçimi. Demokratik ülkelerde çeşitli seçim sistemleri, değişik usullerle uygulanmaktadır. Seçim,yasama, yürütme ve yargı organlarının üyelerinin seçiminde de kullanılır.

Modern dünyada genel manada kabul gören bugünkü seçim anlayışı aslında antik Yunan’daki seçimlerden hayli farklıdır. Zira oligarşik nitelikler taşıyan bu sistemde siyasi pozisyonlara atamalar genellikle kura yöntemiyle yapılırdı.

Siyaset teorilerine göre devlet ve hükümetin otoritesi yönettikleri insanların ona rıza göstermesi ile ortaya çıkar ve bu durumu somutlaştırmanın temel yolu da seçimdir. Bütün dünyada genel kabul gören yaklaşımlar uyarınca tüm seçimler adil ve özgür bir ortamda yapılmalıdır.

Referandum ya da plebisit; anayasa değişikliği, yasaların kabulu gibi bazı önemli meselelerde halkın iradesini belirlemek amacıyla yapılan oylamadır. Referandumda halkın iradesi idareye doğrudan doğruya yansımakta olup doğrudan demokrasi’nin güzel bir örneğidir. Temsili demokraside ise, halkın seçtiği insanlar, halkın iradesini yansıtmaya çalışmaktadır. Ancak bu tür oylamalar, muhalefetin onayını almadan, popüler uygulamaları hayata geçirmekte kullanılabildiğinden, totaliter rejimlerde yönetimin isteklerini hukuka uydurmaya alet edilebilirler.[1]

Plebisit genelde yasama organlarının biri tarafından halkın oylamasına sunulan bir sorudur. Plebisitlerde genellikle seçmene farklı seçenekler sunulmaz, sadece bir teklifin kabulü veya reddi oylanır.[1] Bu nedenle plebisit bir şekilde “güven oylaması” manasını ihtiva ettiği için, günümüzde referanduma nazaran daha az kullanılır.

 

Türkiye’de yapılan diğer referandumlar:

  • 1961 Türkiye anayasa referandumu
  • 1982 Türkiye anayasa referandumu
  • 1987 Türkiye anayasa değişikliği referandumu
  • 1988 Türkiye anayasa değişikliği referandumu
  • 2007 Türkiye anayasa değişikliği referandumu
  • 2010 Türkiye anayasa değişikliği referandumu

Kar ve Dolu arasındaki farklar

Kar ve Dolu Arasındaki Fark

  • Kar küçük buz taneciklerinin bir araya gelmesiyle oluşur. Dolu daha büyük buz taneciklerinin (fasülye boyutunda) bir araya gelmesiyle oluşur.
  • Kar havanın çok soğuk olduğu durumlarda havada bulunan su donarak kar’a dönüşür. Dolu çok hızla yükselen fırtına bulutlarında oluşur.
  • Kar normal yağışlarda yeryüzünde herhangi bir zarar yaratmaz, Dolu araçlarda, evlerde ve ekinlerde zarar yaratabilir.
  • Kar yumuşak, Dolu ise çok serttir.
  • Kar metreler boyunca yağarken, dolu genellikle kısa süreli yağdığı görülür.
  • Kar uzun süreli erimeden yeryüzünde dururken, dolu yağdıktan çok kısa sürede eridiği görülür.

Kar’ın genel özellikleri

[EsnekReklamOrta]

Çok sayıda kar kristal çeşidi olmasına rağmen hepsi altı köşelidir. Kar tanelerinin kristal yapıları birbirinin tıpa tıp aynısı değildir. Mikroskoplabüyütülen kar taneleri üzerinde yapılan araştırmalarda, kristal yapıları birbirinin aynı olan iki kar tanesine rastlanmamıştır. Kar kristalleri üzerinde ilk araştırmaları yapan ABD’li Wilson Bentley, gördüğü muhteşem sanat karşısında adeta büyülenmiş ve elli yıl boyunca sürekli kar kristali fotoğrafı çekmiştir. Elde ettiği 6000 resim içinde kristal yapıları birbirinin aynı olan iki kar tanesine rastlayamamıştır. Daha sonraları diğer bilim adamlarının sürdürdüğü çalışmalar neticesinde şimdiye kadar kar tanecikleri arasında aynı büyüklükte, aynı şekilde ve aynı sayıda su molekülü ihtiva eden iki kristal bile bulunamamıştır.

Kar yağışının görüldüğü yerler:

  Her yıl deniz seviyesinden 1.000 metrelik rakımın altında kar yağar.
  Her yıl deniz seviyesinden 1.000 metre yükseklikte kar yağar, ancak deniz seviyesinden 1.000 metrelik rakımın altında kar yağabilir.
  Sadece deniz seviyesinden 1.000 metre yükseklikte kar yağar.
  Kar yağışı görülmez.

Kar kristallerinin şekillerinin çok fazla çeşitlilik göstermesi, popüler olan “birbirine benzer iki tane yok” ifadesine yol açmıştır. İstatistik olarak mümkün olmasına rağmen, yere inerken kristalin maruz kaldığı sıcaklık ve nem çok fazla değişkenlik gösterdiği için aynı şekilde iki kristal oldukça ender oluşur. 1885 yılından itibaren mikroskopla fotoğraflama yöntemi ile ikiz kar kristali arama girişimleri sonucunda bugün binlerce kar kristalinin farklı varyasyonlarını bilmekteyiz. Aynı koşullarda oluşan kar kristallerinin birbirlerine benzer olmaları, oluşum ortamları birbirine ne kadar çok benzerse, o kadar olasıdır. Birbirinin aynısı iki kar kristali 1988 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Wisconsin eyaletinde tespit edilmiştir.

Büyük Britanya Adası’nın tamamı karlarla kaplı iken çekilmiş bir uydu fotoğrafı.

Çapları 2-4 mm, ağırlıkları ise yaklaşık 0,005 gram olan kar tanecikleri havanın gösterdiği direnç sebebiyle süzülerek (limit hızla) yere inerler. Bu inme sırasında tanecikler birbirlerini ittiklerinden yapışmazlar. Özelliklerini koruyarak yere inerler. Bunlar güneş ışığını tamamen yansıttıkları için beyaz olarak görülürler. Kar yağışı genellikle hava sıcaklığı -4 °C ilâ -20 °C arasındayken olur. Bu yağış, sıcaklık sıfırın altında birkaç derece olduğunda ağır, nemli, ebatları bir santimetreye ulaşan parçalar halinde gerçekleşir. “Lapa lapa kar yağması” tabiri bu durum için kullanılır. Atmosfer ile toprağın sıcaklıkları eşit olursa yüzeye ulaşan kar hemen erimez. Topraksıcaklığı atmosfer sıcaklığının üzerinde ise, yere düşen kar kısa sürede erir.

Dünya üzerinde bir bölgede, kar yağışı olma ihtimali, o bölgenin ekvatordan uzaklık ve deniz seviyesinden yüksekliği ile doğru orantılıdır. Buna rağmen ılıman bölgelerin kara iklimi görülen kısımlarında, ekvatordan uzaklık ve denizden yükseklik şartları yeterli durumda olmasa bile, kar yağışı görülür. Yapılan araştırmalarda bütün yağışların altı veya sekizde birinin kar olarak gerçekleştiği anlaşılmıştır. Karın, tarım toprağını koruması ve nemli tutmasında önemi büyüktür. Kar, yeryüzü ve yeraltı su rezervlerinin ana kaynağıdır.

Kar, -8 °C’de, bitkilerin üzerinde ince bir hava tabakası bırakarak, bu bölgeyi 0 °C olacak şekilde örter. Kış boyunca toprak ve bitkileri donmaktan koruyan kar, ilkbaharda sıcaklığın artmasıyla eriyerek nehirlere ulaşır. Ayrıca kışın yağan ve dörtte üçü üst kısımlarda kalan kar, yaz kuraklığına karşı da toprağı ve bitkileri korumuş olur. Karda bulunanamonyak, kar erimesiyle birlikte toprakta kalır. Bu amonyak, azot bakterileri tarafındankalsiyum nitrat gibi azot tuzlarına çevrilerek bitkilerin azot ihtiyacını karşılar.

Kar tanelerinin kristalizasyonu

Genellikle çapları 2-4 mm, ağırlıkları ise yaklaşık 0,005 gram’dır. Kar tanesi, oluşmaya başladığı zamanki sıcaklığa ve neme göre şekil alır. Nadiren yaklaşık -2 ° C derecede kar taneleri simetrik üçgen şeklinde oluşur. Kar tanelerinin çoğu çıplak gözle düzensiz görünür, ama resimlerde şekillerin çekiciliği nedeniyle mükemmele yakın görülebilir. İnce ve düz şekilli kristaller hava 0 ° C ila -3 ° C arasında oluşur. -3 ° C ila -8 ° C arasında kristaller iğne, içi boş sütunlar veya prizmalar (uzun ince kalem şekli) şeklinde oluşur. -8 ° C. ila -22 ° C arasında tabak şekline döner ve bazen dallı ve dendritik özellikler taşır. Sıvı ile buz arasındaki buhar basıncının maksimum farkı yaklaşık -15 ° C derecede görülür ve bu ısıda kristaller sıvı damlacıklarını tüketerek hızla büyürler. -22 ° C derece altında kristaller sütun şekline girer ancak çok daha karmaşık büyüme modellerine de sahiptir. Sütunlar, düzlemler, yan-düzlemler, kurşun-rozetler gibi şekiller oluşur. Eğer bir kristal yaklaşık −5 °C derecede sütun şeklinde bir büyüme eğiliminde ise, bu sütunlar daha sıcak bir havaya rastladığında sütunun sonunda bir tabak-plaka veya dendritik şekiller oluşur, ve bu kristallere “şapkalı sütun” denir.

Dolu’nun genel özellikleri

Dolu, bir yağış türü. Kule tipi bulutlardaki düşey hava sirkülasyonuna kapılan bulut damlacıklarının bulut içindeki 0 ile -40 derecesantigrat seviyelerini geçerken (donma ve erimeler ile) tabaka tabaka büyümesi ile oluşur.

Bulut içinde düşey hava sirkülasyonunu ve yerçekimini yenilerek yere düşen dolu taneleri bulut ile yer arasındaki hava sıcaklığından çok fazla etkilenmez. Ama bulut tabanından ayrılan kar kristalleri içinden geçtiği hava tabakasının sıcaklığına göre, kuşbaşı kara, granülşeklindeki kara, sulusepkene, yağmura veya donan yağmura dönüşebilir.

Yağmur damlaları fırtına nedeniyle donar. Yere doğru inerken hava akımları bunları bir aşağı bir yukarı sürükleyerek daha büyük buz parçaları hâline getirir. Ağırlaşan buz parçaları yere düşer. Buna dolu denir.

Sentetik yağ ve Madeni yağ arasındaki farklar

Detaylı Açıklamalar

Mineral ve tam sentetik olmak üzere iki ana baz yağı türü vardır. “Kısmi” veya “yarı sentetik” ya da “sentetik teknoloji” olarak etiketlenen motor yağlarında bu iki türün bir karışımı bulunmaktadır.

Mineral baz yağlar, bir rafineride işlenerek fraksiyonlarına ayrılan, yağlayıcı özellikleri mum gibi istenmeyen bileşenlerinden arındırılan ham petrolden elde edilmektedir. Bazı motor yağı üreticilerinden farklı olarak Shell, en iyi ham petrolü seçerek ve üretim sürecinin tamamında en katı kalite kontrol işlemlerini uygulayarak kendi birinci sınıf mineral baz yağlarını üretmektedir.

Sentetik baz yağlar daha fazla performans sağlar, çünkü mineral yağ üretimindekinden daha detaylı kimyasal bir proses kullanılarak üretilmektedir. Bu nedenle, Shell Helix Ultra gibi tam sentetik yağlar en yoğun aşınmanın meydana geldiği çalıştırma sıcaklıklarında daha kolay  akar. Isıya karşı da daha dirençlidirler ve antioksidan katıklar ile daha kolay şekilde korunurlar (oksidasyon zaman içerisinde yağda oluşan doğal bir bozulma sürecidir).

Ayrıca mineral yağlardan daha az uçucudur. Aracınız için sentetik yağ önerip önermediğimizi görmek için, Shell LubeMatch programımızdan yararlanın.

[EsnekReklamOrta]

Şayet bir yağın temel (baz) yağı ham petrolün rafine edilmesi ile elde ediliyorsa o yağa “Mineral Yağ” denir. Ham petron dünyanın çeşitli yerlerinden özel petrol kuyuları vasıtasıyla çıkartılmaktadır.Ham petrol fosil yakıtdır ve çoğrafi konumuna bağlı olarak bir çok farklı bileşen oranına sahiptir. Ham petrolün bir bileşeni de yağlamada kullanılan mineral yağdır. Rafinerilerde bu bileşen ham petrolün geri kalan kısmından ayrıştırılır. Ancak burda uygulanan teknik basit bir ayrıştırma metodudur ve ortaya çıkan mineral yağ, sadece benzer fizikokimyasal özellikleri olan birçok farklı bileşenden oluşmaktadır. Bu nedenle mineral bazlı yağlar mekanik uygulamalarda ancak sınırlı bir koruma sağlayabilen özelliklere sahiptir. Ayrıca tamamiyle yenilenebilir bir enerji olmayan ham petrol üretimine bağımlıdırlar.

Mineral yağlar ham petrolün damıtılmasıyla oluşturulan yağlardır. Rafinasyon sürecinde bazı işlemlere maruz kalır ve üretimi yapılır. Mineral bazlı yağlar ve sentetik bazlı yağların karışımıyla kısmi sentetik yağlar üretilir.

Bu yağlar mineral yağlara göre daha gelişmiş yağlardır. Düşük sıcaklıklarda daha akıcı, yüksek sıcaklıklarda ise yağ eksilmesi azdır. Günümüzde motor teknolojisinin de gelişimiyle kullanılması zorunlu hale gelen yağ tam sentetik motor yağıdır. Bu yağların üretimi madeni yağların üretiminden çok farklıdır. Etişen gazı distil edilerek polialfaloetinle özel bir bağ oluşturur ve sonrasında zincir baz yağıyla karıştırılır ve çok ileri teknoloji bir ürün elde edilir. Böylece düşük sıcaklıklarda akışkanlığı artar, yüksek sıcaklıklarda buharlaşma azalır. Bu tip yağlar -50 ve altı derecelerde akışkanlık özelliğini korur.

Arpa ile Buğday arasındaki farklar

Arpa ile Buğday Arasındaki Fark

  • Arpa genellikle karasal iklimde yetişirken buğday genellikle akdeniz ikliminde yetişir.
  • Buğdaydan un yapılır ve ekmek vb. tahıllar oluşur fakat arpadan oluşmaz.
  • Arpa yetişme olanakları bakımından buğdaya göre soğuğa daha dayanıklıdır.
  • Arpa buğdaya göre şekil itibarı ile daha kabadır. Kabuğu kalındır.
  • Öğütülmemiş buğday öğütülmemiş arpadan daha incedir.
  • Arpa kepeğinden yapılan ekmek ise çok sert olur.

Arpa Özellikleri

[EsnekReklamOrta]

Arpa (Hordeum vulgare L.) buğdaygillerden taneleri malt ve yem olarak kullanılan önemli bir tahıl bitkisidir. Tarih öncesi devirlerdeki en önemli kültür bitkilerinden biri olmakla birlikte, ekonomik önemi olan bitkilerin başında gelmektedir.[Yaklaşık 10.500 yıl önce, bugünkü İsrail, Ürdün, Lübnan, batı Suriye, batı İran, Irak ile güneydoğu Türkiye’yi kapsayan ve Bereketli Hilal olarak isimlendirilen bölgede kültüre alındığı bilinmektedir. O zamanlarda ekimi yapılmakta olan arpa, bugün yabani arpa (Hordeum vulgare L. ssp. spontaneum (K. Koch.) Thell.) olarak da bilinen ve ilk defa Türkiye’de keşfedilmiş olan bir alt türdür. Bu alt türü, insanlar en az 18.000–19.000 yıldan beri, önemli bir besin kaynağı olarak kullanmaktadırlar.[ İnsanlar arpayı 10.000 yıl öncesinde Orta Doğu’dan başlayarak, 2.000 yıl öncesinde Çin’e kadar, dünyanın farklı yerlerinde ıslah etmişler böylece bugün kullandığımız arpayı (Hordeum vulgare ssp. vulgare L.) elde etmişlerdir.[

Dünyada, tahıllar arasında üretimde mısır, buğday ve pirinçten sonra 4. sırada yer alan arpa, Türkiye’de ise buğdaydan sonra ikinci sıradadır. 2008’de dünya genelinde toplam üretimi 157.644.721 ton olup, 2009 yılı itibarı ile Türkiye 7.4 milyon ton üretim ile 6. sıradadır. Üretimde başı çeken ülkeler sırasıyla, Rusya, Ukrayna, Fransa, Almanya, Kanada ve İspanya’dır. Arpanın ekimi dünyada 56.774.297 hektarlık alana yapılmaktadır

Arpa neolitik dönemden itibaren milyonlarca insan tarafından önemli bir besin kaynağı olarak tüketilmiş olsa da, bugün daha çok hayvan yemi ve bira yapımında kullanılmaktadır. 1980’lerde Avrupa ve Amerika’da besin değerinin anlaşılmasıyla gıda sektörüne yeniden girmiştir. Ancak, Asya ve kuzey Afrika’daki bazı kültürlerde arpanın gıda sektöründeki yeri eski çağlardan beri değişmemiştir. Bunun yanı sıra, buğdayın ekilemediği kutup bölgelerinde ve yüksek dağlık bölgelerde arpa ekilerek besin maddesi olarak kullanılmaktadır. Bugün dünyada ekimi yapılan arpanın % 65’i hayvan yemi olarak, % 33’ü maltlık olarak bira ve viski yapımı ile biyodizel üretiminde, % 2’si de insan besini olarak gıda endüstrisinde kullanılmaktadır. Türkiye’de ise tüketimin % 90’ı hayvan yemi olarak, kalan kısmı maltlık olarak bira sanayinde ve gıda endüstrisinde kullanılmaktadır. Gıda endüstrisinde kullanılan oran çok düşük olup, bira sanayinde kullanılan oran her geçen yıl artmaktadır.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Arpa

Buğday Özellikleri

Buğday; (Lat. Triticum) Buğdaygillerden bir yıllık otsu tarım bitkisidir. En eski kültür bitkilerinden biri olup ülkemizin en önemli ve en çok yetiştirilen tahılıdır. Buğday bitkisinin kökü saçaklı gövdesi ortalama 100 cm boyunda ve içi boştur. Gövdenin boğumlarından çıkan yapraklar şerit biçimindedir. Çiçek ve meyvesi başak biçiminde, meyvesi çatlamayan tek tohumlu uzunca açık kahverengi tanedir. Tane; kabuk, alwron besi dokusu ve embriyo kısımlarından oluşur. On kadar türü ve bu türlerin de pek çok çeşidi vardır. Dünyada bugüne kadar saptanabilen buğday çeşitlerinin sayısı 3.000 civarındadır. Yalnız Türkiye’de 500’den fazla çeşidi bulunur. Buğday, ekmek ve öteki pek çok hamurlu yiyeceğin yapımı için en uygun unu veren besi dokusuna sahip tahıldır. Ayrıca nişasta elde etmek için de çok uygundur. Tanelerde ortalama % 51 nişasta, % 9 protein, % 13 su, % 2 yağ, % 1.8 mineral (B, P, A, D, E vitaminleri) vardır.

Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun yüksek yaylaları dışında Türkiye’nin hemen her yanında, başta yumuşak ve sert buğday olmak üzere yaygın olarak yetiştirilir. Güney ve Doğu Anadolu bölgeleri toplam üretimin % 60’ını yetiştirir. Sert buğday makarnalık ötekiler, ise ekmekliktir. Bazı buğday başaklarında uzun kılçıklar bulunur. Buğday türlerinin belirlenmesinde kılçığın rolü yoksa da kılçıklı ve kılçıksız oluşuna göre ayrılan buğday çeşitleri de vardır. Örneğin, adi yumuşak buğday kılçıklı ve kılçıksız olmak üzere iki çeşittir. Dünyanın önde gelen buğday üreticileri eski SSCB ülkeleri (Dünya üretiminin yaklaşık dörtte biri), ABD, Kanada, Fransa, Hindistan, Çin, Arjantin ve Avusturalya’dır. Türkiye’de buğday üretimi büyük ölçüde iklim koşullarına bağlıdır. Bu nedenle bazı yıllar dış ülkelerden buğday alma gereği doğar.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Bu%C4%9Fday

Şeftali ile Nektarin arasındaki farklar

Şeftali ile Nektarin Arasındaki Fark

  • Şeftali nektarine göre daha tüylüdür.
  • Nektarin şeftaliye göre aroması daha fazla olan bir meyvedir.
  • Nektarin şeftaliye göre daha ufaklı bulunur.
  • Şeftali nektarine göre bol sulu ve daha tatlıdır.
  • Dünyaya Çin’den yayıldığı düşünülen şeftali yaşam ve ölümsüzlük sembolüdür.
  • Şeftali ve nektarinin ağaçları farklıdır.Nektarin ağacında elma aşısı kullanılmaktadır.

[EsnekReklamOrta]

Şeftali Özellikleri

Şeftali (Prunus persica), gülgiller (Rosaceae) familyasından bir yaz meyvesi. Dünyaya Çin’den yayıldığı düşünülen şeftali, uzun yaşam ve ölümsüzlük sembolüdür. Bol sulu ve tatlıdır.

Ilıman iklimi seven bir bitkidir. Genellikle 30 yıl yaşar. Türkiye’de en çok Bursa ve Akdeniz bölgelerinde tarımı yapılır. Meyvesi taze tüketildiği gibi suyu çıkarılarak meyve suyu yapılır. Bu meyvenin ekonomik değeri yüksek olup çok tüketilmektedir. Ağaç boyu genellikle 2 ve 2,5 metre olup yaz mevsiminde meyve verirler. Dona karşı dayanıksızdır.

Şeftalinin içinin geniş kullanım alanının dışında çekirdeği de yakıt olarak kullanılabilir. Çok sayıda olan ve ağacı örten yaprakları, sapında 2-5 adet balozu bezi bulunan kenarları dişli, yeşil renkli ve ok ucu biçimlidir. İlkbaharda erkenden ve yaprağından önce açan pembe renkli çiçekleri yabani güle benzer. Çeşitlerine göre Haziran’dan Eylül ayına kadar olgunlaşan şeftali meyvelerinin pek çok çeşidi (Türkiye’de yaklaşık 64 çeşit) vardır.

Şeftali çekirdeği, kabuğu yakıt olarak kullanılabilir ayrıca bazı fiziksel işlemlerden sonra çekirdeğin içerisindeki tanecik hayvan yemi olarak da kullanılabilir. Şeftali çekirdeğinin kabuğu yakacak olarak kül oranı az ve kükürt oranı düşük bir temiz enerji kaynağıdır. Fırınlarda, seralarda, hamamlarda, kalorifer sistemlerinde, tavuk çiftliklerinde kullanılabilen alternatif bir enerji kaynağıdır. Şeftali çekirdeği gibi ürünler biyokütle olarak adlandırılan sıvı ve gaz yakıtların dışında tutulan yenilenebilir bir enerji kaynağı olarak küresel ısınma, kirlilik, doğal kaynakların azalması gibi sebeplerden dolayı tavsiye edilmektedir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eeftali

Nektarin Özellikleri

Nektarin Ağacı ve Nektarin Meyvesi:

Önceleri botanik adına (Prunus persica) bakılarak şeftalinin anavatanının İran yada Kafkasya olduğu sanılmaktaydı. Ancak zamanla yapılan araştırma çalışmaları, yabani şeftalinin İran’da asla bulunmadığını göstermiştir. Bununla birlikte, anavatanının da Doğu Asya ve Çin olduğu belirlenmiştir (Orta Çin).

Şeftali, dünya üzerinde çok geniş yetişme alanına sahip bir meyve türüdür. Avrupa’nın İngiltere ve kuzey memleketleri (Finlandiya, Norveç, İsveç) dışında hemen her tarafında yetiştirilmektedir. Amerika’ya 16. yy.’ da İspanyol gemicileri tarafından götürülmüştür. Amerika’nın hem kuzey ve hem de güneyinde yetişmekte olup, Avustralya ve Yeni Zellanda’da en fazla yetiştirilen meyve türüdür. Afrika kıtasında da şeftali yetiştirilen alanlar her geçen gün genişlemektedir. Dünya üzerinde en büyük şeftali yetiştiricisi ülkeler sırasıyla; İtalya, ABD, Çin, Yunanistan, İspanya, Fransa, Rusya, Türkiye, Meksika ve Arjantin ‘dir (Anonim,1993).

 

 

 

 

Çinliler ile Japonlar arasındaki farklar

Çin liler ile japonya lılar arasındaki fark

  • Çinliler Japonlulara göre  daha uzundur
  • Çinlilerin saçları ve kaşları japonlulara göre daha seyrektir.
  • Yüz ifadelerine bakıldığı zaman Japonlar pozitif,kibirli ve dogmatik dururken Çinliler durgun, kibar ve rahat dururlar.
  • Japonlar dik ve sert bir şekilde yürürken Çinliler ise rahat ve bazen ayaklarını yere sürüyerek yürürler.
  • Çinlilerin teni donuk bronz renkli, Japonlarınki ise limon sarısına daha yakındır.
  • Çinlilerin gözleri, japonların gözlerine göre da ha çekiktir…

Çin lilerin genel özellikleri

[EsnekReklamOrta]

Şunu aklınızdan çıkarmamanız gerek, “Dünya üzerinde, dünyaya gelen her dört çocuktan biri Çinlidir”. Yani, dünyanın en kalabalık ülkesine ayak basıcaksınız. Ayrıca: Çinli bebeklerin hiç ağlamadığını görüp şaşıracaksınız. Peki bunun sebebi nedir? Çocuklara gösterilen aşırı sevgi mi, yoksa Çinlilerin kolayca yönetilebilen nesiller olarak yetiştirilmesinden mi kaynaklanıyor? Ayrıca, Çinli bebekler, dünyanın en şirin bebekleridir. Ama, öte yandan, devlet: her ailenin tek çocuklu olması için önlenler alır. Tek çocuğu olan aileler, birçok sosyal yardımlardan yararlanırlar. İkinci çocuk doğarsa, birçok yardım biter ve hatta aile, toplumdan soyutlanmaya kadar gider. Çocuk sayısı, kazaen üç olunca, devlet tarafından o aileye çeşitli yaptırımlar uygulanmaya başlanır. Özellikle, kırsal kesimlerde, yoğun aile planlaması tedbirleri uygulanır. Çünkü, Çinli kırsal kesim insanı, yani çiftçi için çocuk önemlidir. Çocukları tarım alanlarında çalıştırırlar. Bu yüzden, çok çocuk sahibi olmayı tercih ederler.

Ülkede, nüfusu 1 milyonu aşan yaklaşık yüz şehir olduğu söyleniyor. Elbette bu şehirlerde yaşayan yoğun nüfus, şehirlerdeki yapılaşmayı ve özellikle trafik sıkışıklığını olumsuz etkiliyor.

Çin ülkesinde yaşayan insanlarla rahatlıkla herşeyi konuşabilirsiniz. Ancak, ülkeyi yönetenler aleyhinde konuşmaktan kesinlikle sakının. Ülkede insanlarla asla tartışmayınız ve elle temas etmeyiniz. Bu durum, bu ülkede yaşayanlar için onur kırıcıdır. Yanlızca tokalaşmanız yeterlidir ve asla öpmeyiniz.

Çalışma hayatındaki insanlara gelince: bunlar, genellikle öğlenleri boşluk saatlerinde, yemek yedikten sonra uyumayı tercih ediyorlar. Öğlen uyuması sonucu, öğleden sonraki mesainin daha verimli olduğunu düşünüyorlar.

Son olarak: bu ülkenin insanı, güler yüzünü asla esirgemiyor. Büyük olasılıkla, en ufak tatsız bir olay yaşamadan bu ülkeden ayrılmanız mümkün. Özellikle: sabırlı olmak konusunda, sorunlarla karşılaştıklarında yılmadan uğraşmaları konusunda ve çözüm üretme konusunda çok yetenekliler

dunhuang.mağaralar.7 150x150 Çin, Genel özellikler

DİN:

Çin ülkesinde, sanırım 57 kadar etnik gurup olduğu söyleniyor. Bu etnik guruplardan en yoğun katılımcısı olanlar ise: Hanlardır. Bunun dışında: Taoculuk, Budizm, Konfiçyusculuk, İslam mensupları ve az da olsa hıristiyan azınlık bulunmaktadır. Çin devletinin resmi dini yok.

DİL:

Çinde, ingilizce en çok konuşulan yabancı dil. Çünkü: bütün Çinliler, çok küçük yaşlardan itibaren, okullarda İngilizce eğitimi alıyorlar ve özellikle televizyon programları ile, bu bilgilerini pekiştirerek, gayet güzel ingilizce konuşuyorlar. Ancak, yine de bu ülkenin resmi dili: Çince. Gerek yazılışı ve gerekse okunuşu çok farklı. Zaten bu yüzden: ülkeyi ziyaret edenlerin en büyük sıkıntısı, bu dil konusudur. Ülke o kadar büyükki, Çinliler bile kendi aralarında bazen farklı bölge lehçeleri nedeniyle anlaşmakta güçlük çekerler. Kuzeyda yaşayan bir Çinlinin, güneyde yaşayan bir Çinlinin konuşmasının tek kelimesini bile anlamadığı söylenir.

Hatta: Çin devleti, Pekin lehçesini temel alan ve “Mandarin Çincesi” olarak da bilinen lehçeyi, resmi konuşma dili olarak yerleştirmeye çalışmaktadır. Ama söylediğim gibi, birçok farklı lehçeler kullanılıyor. Zaten Çince,  dünyanın en zor dillerinden biri olarak biliniyor. Şekle dayalı kelimelerin temelinde, sese de önem verilerek oluşturulmuş bir yazı sistemidir. Çince de, yaklaşık 10 bin karekter var. Ancak, bunların yanlızca 3 bin tanesi, yoğun olarak kullanılıyor. Çünkü bunlar, cümleler ve sözcüklerden oluşmaktadır.

PARA:

Çinde kullanılan para birimi: “yuan” dır.  Halk dilinde bunun ismi “kuan” olarak bilinir. Bunun yüzde birlik bölümlerine “fen” deniliyor.

10 fen =  1 jiao’dur.

Yuanlar ise, banknotlar halinde: 1,2,5,10,20, 50, 100.

Çin ülkesinde, ortalama aylık asgari ücret: 1000 Yuandır.

Pekin şehrindeki bir otelde, dört kişilik bir ailenin bir akşam yemeği de, 1000 Yuan tutmaktadır.

Ancak, ülkedeki asgari ücretin  bu kadar düşük olması, yaşayan insanları pek etkilemez. Çünkü ülkede yaşam şartları düşük, fiyatlar uygundur. Örneğin: kırsal alanlardaki kiralar, aylık 100 Yuan civarındadır. Bunun dışında, temel gıdalar da ucuzdur.

Ülkeden ayrılırken, yanınızda “yuan” kalır ve bozdurmak isterseniz, bunları satın aldığınız döviz bürosunun makbuzunu istiyorlar, unutmayın. Ayrıca, çin parasının yani yuan’ın, bu ülke dışında geçerli olmadığını da bilmelisiniz. Yani, ülkeden çıkarken yanınızda yuan kalırsa, sadece bir hatıra olarak kullanabilirsiniz.

Japon ların genel özellikleri

  • Beşeri duygular ayıplanmaz.
  • İnsanın dünyaya nasıl geldiği ile ilgili bir doktrinleri yoktur.
  • Ferdin kuvvetli bir karaktere sahip olduğu, isyan etmesiyle değil, itaat etmesiyle anlaşılır.
  • Japonlar Çinliler gibi faziletlerin hayırsever kalplerden doğmasını beklemezler. Onlar ilk önce görevlerin yerine getirilmesini gerektiren nizamları ortaya koyarlar, sonra da bunları bir insanın bütün kalbiyle, ruhuyla, kuvveti ve kafasıyla yerine getirmesinin kaçınılmaz olduğunu söylerler.
  • Zor kullanmadan otorite temin ederler.
  • Serbest sahalar tanımlarlar. 0 – 9 yaş ile 60 – ölüm arası, içki, geyşa gibi.
  • Japonların esir düşmemesi şarttır. Şuurunu kaybettiği bir sırada esir edilse bile o Japonya’da bir daha başını kaldıramaz. Japonlar esir olan Amerikalıları teslim oldukları için ayıplıyorlardı.
  • Japonlar bir hareket sahasında başarısızlığa uğradıktan sonra başka bir sahayı tabii olarak ele alabilirler. Japon, gayesine ulaşamamış bir hareket tarzını benimsemekle hata ettiğini anlar. Seçtiği hareket tarzında başarısızlığa uğradığı zaman onu, kaybolmuş bir dava olarak kenara bırakır. Çünkü Japonlar, kaybolmuş davaların peşinde koşacak şekilde şartlandırılmamıştır.
  •  Tahkir edilme ile ağır tazminat verme gibi tabii sonuçları birbirinden ayırırlar. 1905 Rus harbinden sonra Rusların kendilerini tahkir ettiğini düşünmemişlerdi. Hiçbir kıyım yapmadılar. Filipinlerde ABD’ye karşı zafer kazandıktan sonra ise tamamen zıddını yaptılar. Çünkü ABD’nin politikasının Japonya’ya kıymet vermeyen bir politika olduğunu düşünüyorlardı. Tahkir edildikleri zamanki hareket tarzlarıyla, edilmediklerini düşündükleri zamanki hareket tarzları tamamen farklıdır. Tahkirden sonra sadakatsizlik meşrudur.
  • Japonlar aristokrat bir toplumdur. Kendinden daha aşağı ve yukarı olana başka başka kelimeler kullanarak hitap ederler. Hürmet dili denen bir dile sahiptirler. Eğilerek selam verme ve diz çökme adetleri vardır. Sivil, askeri üniformalıya eğilerek selam vermek zorunda idi. 19. yüzyıl ortasına kadar sadece asiller ve samuraylar soyadı kullanabiliyorlardı.
  • Değişmeyen gaye şereftir. Yeryüzünde herşeyden çok, hürmet görmek isterler.
  • Japonya’da zevkler vazife gibi öğretilirler (Budizme ne kadar aykırı).  Kültürlerin pek çoğunda zevkler öğretilmez. Japon felsefesinde beden günahkar değildir, zevkleri tatması suç sayılmaz.

 

 

Mermer ve Granit arasındaki farklar

Mermer ve Granit Arasındaki Farklar

  • Mermer granite göre daha yumuşaktır.
  • Mermer çok çabuk çizilir ve leke tutar, Granit zor çizilir leke tutmaz
  • Mermer oluşum evresini Granite göre çok çabuk daha tamamlar
  • Mermer, metomorfizma olayı sonucunda kalker ve dolomitik kalkerlerin yeniden kristalleşmesiyle meydana gelir.Granit, sert, kristal yapılı minerallerden meydana gelen taneli görünüşlü magmatik derinlik kültesi ile
  • Mermer Granite göre daha ucuz maliyetlidir

[EsnekReklamOrta]

Mermer in Özellikleri

Mermer, metomorfizma olayı sonucunda kalker ve dolomitik kalkerlerin yeniden kristalleşmesiyle meydana gelmiş bileşimdir. Bileşimlerinin %90-98’i CaCO3‘ten (Kalsiyum karbonat) oluşmaktadır. Düşük oranda MgCO3 (Magnezyum karbonat) içermektedir. CaCO3 kristallerinden oluşan mermerlerde esas mineral “Kalsit” tir. Aynı zamanda az miktarda silis, silika,feldspat, demiroksit, mika, fluorin ve organik maddeler bulunabilir. Renkleri genellikle beyaz ve grimsidir. Fakat yabancı maddeler nedeniyle sarı, pembe, kırmızı, mavimtırak, esmerimsi ve siyah gibi renklerde de olabilirler. Mikroskop altında incelendiğinde, birbirine iyice kenetlenmiş “Kalsit Kristalleri”nden oluştuğu görülür.[1]

Endüstriyel anlamda “mermer”; kesilip parlatılabilen her cins taş mermer olarak kabul edilmektedir. Taşın cinsi ve içeriği ne olursa olsun büyük ebatta blok elde edilebilme, kesilme ve cilalanma gibi özellikler göstermesi, o taşın mermer olarak kabul edilmesine kafi gelmektedir. Bunlardan granit, diyabaz, lösitli siyenit, fanolit ve serpantinler gibi magmadan türeyen kayaçlar da bu suretle mermer tanımının içine girmektedir.[2]

5 Haziran 2004 tarihli ve 25483 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Maden Kanununda Mermer;‘ II. Grup madenler; Dekoratif taşlar, Traverten, Kalker, Dolomit, Kalsit, Granit, Siyenit, Andezit, Bazalt ve benzeri taşlar’ içerisinde yer almaktadır.

 

http://tr.wikipedia.org/wiki/Mermer

 

Granit in Özellikleri

Granit, sert, kristal yapılı minerallerden meydana gelen taneli görünüşlü magmatik derinlik kültesi. Plüton içindeki taneler çoğunlukla gözle görülebilir büyüklüktedir. Esas mineralleri feldspatın ortoklas cinsi ile az miktarda plajioklas ve kuvarstır. Ayrıca mika, hornblend, piroksen ve ikinci gruba giren turmalin, apatit, zirkon, grena, manyetit gibi mineraller de bulunabilir.

Granitlerin renkleri, genellikle açık olmakla birlikte, içindeki feldspatların ve diğer minerallerin cins ve miktarına göre gri, pembe,turucu olabilir.

Granitler, yeryüzünde çok yaygın olarak bulunurlar. Çeşitli yer kabuğu modellerinde görünür. Yeryüzünün temelini teşekkül ettirdiği kabul edilmektedir. Doğada dayk, silis ve batolitler halinde bulunabilir.

Yollarda parke ve bordür taşı, yapılarda yapı taşı olarak çok eskiden beri bol miktarda kullanılmaktadır. Aşınmaya, basınca, darbeye karşı dayanıklı, güzel renkli ve iyi cila kabul eder. Atmosfer tesirlerine ve ayrışmaya karşı direnci yüksektir. Günümüzde daha çok parke ve bordür taşı ve bazı büyük yapılarda kaplama taşı olarak kullanılmaktadır.

Granit, yeriçinde 400 santigrat derece civarında bir ısıya sahip olup, soğuması birkaç bin yıl gibi çok uzun bir zamanı kapsar. Bu ısı aynı zamanda jeotermal suların da kaynağıdır. Yeriçine süzülen suların, granitlerin çatlakları arasındaki hareketi, hem granitin yüksek ısısı ile su sıcaklığını arttırır hem de çözünebilir haldeki mineraller suyun bünyesine dahil olur. Jeotermal suların oluşumu bu şekilde gerçekleşir.

Bileşimi ve bulunuşu

Granitlerde kuvars, genellikle hacmen % 20’nin üzerindedir. Derinlik külteleri arasında hacmen % 40’tan fazla kuvars ihtiva eden türe rastlanmaz. Kuvars ve ağır silikatlarbakımından zengin olan kayaçlar gabro sınıfına girer. Esas bileşeni olan feldspat plajioklas ve ortoklas (alkali feldspat) halinde olması mümkündür. Birinin diğerine oranı genellikle ikiden azdır. Granitlerde bulunan ikinci ana mineraller muskovit, biyotit, amfibol, piroksen veya nadiren fayalit (demirli olivin) olarak sıralanabilir. Genellikle bunlardan iki veya üçü bir arada bulunur.Çeşitli sınıflamalarda koyu renkli minerallerin oranı farklı olmakla birlikte hacmen % 20’den fazla koyu renkli mineral ihtiva eden taşlara genellikle granit adı verilmemektedir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Granit