Kategori arşivi: Din

Zekat ve Sadaka arasındaki farklar

Zekat ve Sadaka arasındaki başlıca farklar;

  • Zekat durumu iyi olan her Müslümanın yılda bir defa vermesi gereken İslam’ın beş şartından birisidir,
  • Sadaka ise İslam’ın şartlarından olmayıp bir dinen bir mecburiyeti bulunmamaktadır,
  • Zekat vermek için akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış olmak gerekir, Sadakada bu şartlar aranmaz,
  • Herkes sadaka verebilir,
  • “Bir sadaka bin belayı def eder” şeklinde atasözü mevcuttur,
  • Zekatın sözlük anlamı artma, çoğalma, bereket ve temizliktir,
  • Zekat vermek için kişinin kimseye borcu olmaması gerekir, veya önce borçlarını kapatarak refaha eriştikten sonra zekat verebilir,
  • Zekâtın, hicretin ikinci yılında, Ramazan orucundan sonra farz kılındığına inanılır.
  • Kur’an-ı Kerim de zekâttan bahsedilen ayetler şunlardır; Ahzap Suresi 33, Araf 156, Bakara 43, 83, 110, 177, 277, Beyyine 5, Enbiya 73, Fussilet 7, Hac 41, 78, Lokman 4, Maide 12, 55, Meryem 31, 55, Mücadele 13, Müminun 4, Müzzemmil 20, Neml 3, Nisa 77, 162, Nur 37, 56, Rum 39, Tevbe 5, 11, 18, 60, 71. ayetleri.

Detaylı Açıklamalar;

Sözlükte artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hâl ve övgü anlamlarna gelen zekât, dinî bir terim olarak, belirli bir malın bir kısmının Allah rızası için dinen zekât alabilecek durumdaki muayyen kişilere verilmesi demektir. Malî ibadetlerden biri olan zekât, ‹slam’ın beş temel esasından olup, hicretin ikinci yılında Medine’de farz kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin…” (Bakara, 2/43, 110; Hac, 22/78; Nur, 24/56; Mü- cadele, 58/13; Müzzemmil, 73/20); “Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, arıtıp yücelteceğin bir sadaka al ve onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah işitendi

Zekât kimlere farzdır?
Bir kimsenin zekât vermekle mükellef olması için Müslüman, hür, akıllı, büluğ çağına erişmiş olması; borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla hakikaten ya da hükmen artıcı mahiyette yani kazanç sağlayıcı nitelikte ve üzerinden bir yıl geçmiş nisap miktarı mala sahip olması gerekir.

Nisap ne demektir? Miktarı ne kadardır?
Nisap, zekât, sadaka-i fıtır ve kurban gibi ibadetler için konulan bir zenginlik ölçüsüdür. Nisap, asgarî zenginlik ölçüsü şeklinde de tanımlanabilir. Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olarak bu kadar mala sahip olan kişi dinen zengin sayılır. Böyle bir kişi, zekât veya sadaka alamayacağı gibi; sadaka-i fıtır vermek ve kurban kesmekle de yü- kümlü olur. Borçtan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olan bu malın artıcı olması ve üstünden bir yıl geçmesi hâlinde zekâtının verilmesi gerekir. Zenginliğin asgari sınırı olan “nisap” Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir.
Bu asgarî sınırlar, o dönem ‹slam toplumunun ortalama hayat standardını ve zenginlik ölçüsünü göstermektedir. Hadislerde belirlenen nisap miktarları şöyle sıralanabilir; 80,18 gr. altın veya bunun tutarında para veya ticaret malı; 40 koyun veya keçi, 30 sığır, 5 deve. Nisap miktarının belirlenmesinde kullanılan bu malların, o dönemin en yaygın zenginlik aracı olduğu açıktır. Nisabın bu mallar üzerinden belirlenmesi, sosyal ve ekonomik şartların fazla değişmediği ileriki dö- nemlerde de aynen korunmuştur

Taksitli olarak zekât verilebilir mi?

Asıl olan kişinin üzerine terettüp eden zekâtı ödemesidir. Bu itibarla, zekât bir defada ödenebileceği gibi, taksitle de ödenebilir.
Zekât vermenin belirli bir zamanı var mıdır?

Zekât vermenin belli bir zamanı olmayıp, farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir ayı veya Ramazanı beklemeye gerek yoktur. Zekât vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekâtlarını vermeleri uygun olur.

Ticaret malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir mi?

Ticaret mallarının zekâtı, malın değeri üzerinden hesaplanıp parayla verilebileceği gibi, malın kendi cinsinden de verilebilir.

Ticaret malının zekâtı neye göre hesaplanır?

Kâr amacıyla alınıp satılan mallara “ticaret malları” denir. Borçtan ve aslî ihtiyaçlarından fazla 80.18 gr. altın değerinde ticaret malına sahip olan kişinin, bu malın elde edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesi hâlinde, kırkta bir (%2,5) oranında zekâtını vermesi gerekir. Sıkça Sorulanlar 15 Zekât, ileride elde edilmesi muhtemel kârdan değil, mevcut sermayeden ödenmesi gereken mali bir ibadettir. Bu itibarla, ticaret malının zekâtı verilirken, kârsız olarak zekâtının verildiği tarihteki değeri esas alınır.

Alacakların zekâtı nasıl verilir?

Geri ödeneceği kesin olan alacakların, her yıl alacaklı tarafından zekâtlarının ödenmesi gerekir. Alacak tahsil edilmeden önce zekâtı verilmemişse, tahsil edildikten sonra, geçmiş yıllara ait zekâtlar da ödenmelidir. İnkâr edilen veya geri alınma ihtimali olmayan alacakların her yıl zekâtının verilmesi gerekmez. ayet böyle bir alacak daha sonra ödenirse, alacaklı bu tarihten itibaren zekât mükellefi olur; geçmiş yıllar için zekât ödemez.

Alacaklar zekâta mahsup edilebilir mi?

Ödeme güçlüğü çeken borçlu kişi, kendisine zekât verilebilecek kişilerden ise, böyle bir kişide alacağı bulunan kişi, ondaki alacaklarını zekâta mahsup edebilir.

Arazî mahsulünden zekât verilmesi gerekir mi?

Odun, kamış (şeker kamışı hariç) ve ottan başka topraktan elde edilen her türlü ürünün, nisap

Sadaka vermenin faydaları nelerdir?
1- Sadakalar günahlara keffaret, cehennem ateşine karşı siperdir. Peygamber Efendimiz, bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Bir hurma ile de olsa sadaka verin. Çünkü o bir hurma, açlığı giderir. Su ateşi söndürdüğü gibi hataları da söndürür, yok eder.” “Bir hurmanın yarısı ile bile olsa Cehennem ateşinden korunun. Onu da bulamazsanız, tatlı ve güzel söz söyleyin. (Bu da sadaka yerini tutar).”
2- Sadakalar kıyamette, sahibini mahşer gününün dehşetinden korur. Peygamberimiz bu hususu şu şekilde belirtmişlerdir:
“Kıyamet günü hesap görülünceye kadar, herkes sadakasının gölgesinde olacaktır.”
3- Sadakalar Cenab-ı Hakk`ın gazabını da söndürür. Hadiste: “Gizli sadaka, aziz ve celil olan Allah Teala`nın gazabını teskin eder” buyurulmuştur.
4- Sadakalar bela ve musibetleri de def`ederler. Peygamberimiz:
“Sadaka, belaları def`eder” buyurmuştur. İnsan, kendisinden bir şeyler isteyen kimseyi boş çevirmemeli, elinden geldiğince ona bir şeyler vermeye çalışmalıdır. Resulüllah Efendimizin şu ikazını hiçbir zaman unutmamalıdır: “Sail (dilenci) sadık olup, cidden muhtaç halde ise, onu kovan felah bulmaz.”
Hz. İsa (A.S.): “İsteyen kimseyi eli boş çeviren eve, bir hafta melekler uğramaz” buyurmuştur. Peygamber Efendimiz, bir muhtaca vereceği sadakayı bizzat kendi eliyle verir, araya başka birini vasıta kılmazdı… Sadakanın gizli verilmesi efdaldir.
Nitekim Peygamberimiz: “Üç şey iyilik hazinelerindendir. Biri de verdiği sadakayı gizlemektir” buyurmuştur. Kur`an`da da sadakalar gizli verilmeğe teşvik edilmiştir: “Eğer sadakaları gizler ve gizlice fakirlere verirseniz; işte bu sizin için daha hayırlıdır.” (el-Bakare, 271). Sadakayı gizli vermenin en mühim faydası, sadakayı verenin riyadan kurtulmasıdır. Ayrıca, sadaka alanın da şeref ve haysiyeti rencide olmaktan korunmuş olacaktır.

Konsantrasyon ve Meditasyon arasındaki farklar

Öne Çıkan Farklar;

  • Meditasyon daha çok derin düşünce anlamına gelmektedir,
  • Konsantrasyon ise düşünülecek konuya yeterince odaklanmaktır,
  • Konsantrasyon süresi kişiden kişiye değişebilir,
  • Meditasyon kişinin iç huzuru, sükunet sağlayan tekniklere ve deneyimlere verilen addır,
  • Meditasyon, birçok kültürde ve dinde uygulanan manevi bir arınma tekniğidir,
  • Konsantrasyon ve Meditasyon birbirine yardımcı işlevlerdir,
  • İyi bir Konsantrasyon, derin bir Meditasyonu beraberinde getirebilir,
  • İnsanın Konsantrasyon bozulabilir, ancak Meditasyon bozulacak bir durum değildir,
  • Meditasyon yapmak sessiz, sakin olmak ve farkındalığı arttırmak için bilinçli bir çaba göstermektir,

Detaylı Açıklamalar;

[EsnekReklamOrta]

Meditasyon, Latince meditatio kelimesinden türetilmiş, sözcük anlamıyla birçok Batı dilinde “derin düşünme” anlamına gelmekte olan bir terim olup, sözlüklerde, “kişinin iç huzuru, sükûnet, değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına olanak veren, zihnini denetleme teknikleri ve deneyimlerine verilen ad” olarak tanımlanır. Meditasyon tekniklerine, ait oldukları, Budizm (Hindistan), Taoizm (Çin), Bön (Tibet), Zen (Japonya) ve İslamiyet’te (tefekkür) gibi inanç sistemlerine göre ve izledikleri yöntemlere göre değişik adlar verilmiştir. Ayrıca günümüzde mevcut farklı inanç sistemleri, mezhepler ve ekoller meditasyonu farklı olarak yorumlamakta ve farklı şekillerde uygulamaktadırlar. Bu bakımdan standart ya da tekbiçimli bir meditasyondan söz etmek olanaksızdır.

Meditasyon, birçok kültürde ve dinde uygulanan manevi bir arınma tekniğidir. Uyanıklık ve konsantrasyon çalışmalarıyla kişi kendini toplar ve zihnini, ruhunu dinlendirir. Doğu kültürlerinde meditasyon, köklü ve bilinç açıcı bir teknik olarak kabul edilir. Söz konusu olan bilinç açma durumu, her inanışa göre farklı adlandırılır. Bunlar; boşluk, farkındalık, tek olma, burada ve şimdide olma, düşüncedeki özgürlük olarak tanımlanabilir. Transandantal Meditasyon(TM)için: “Biz meditasyonu tanımlarken onun çok dinlendirici, sakin ama artmış bir uyanıklığın da olduğu ve genellikle iç mutluluğu yaşatan öznel bir deneyimi kazanmak amacıyla tekrar tekrar yapılan zihinsel bir teknik olarak tanımlarız” denilmektedir.

Meditasyon teknikleri, belli başlı gruplarda toplanamayacak kadar çeşitlilik gösterir. Bu söz konusu teknikler dinsel kökenli geleneklere göre, her birinin kendine özgü öğretileri olan dini okullara ya da dini yönelişlere göre farklı olabilir. Birçok okul değişen meditasyon tekniklerine bağlı kalmıştır. Meditasyon teknikleri bunun yanı sıra, özellikle 20.yy.ın 50’li yıllarından itibaren batı öğretilerine ve uzak doğu öğretilerinin bir kısmına ilham vermiştir. Meditasyon teknikleri gereksinimlere göre batı öğretilerine uyarlanmıştır. Tüm meditasyon teknikleri, gündelik bilinç halinin gerçek farkındalığa dönüştürülmesini sağlayan manevi bir aracı yöntem olarak adlandırılabilir. Bu yöntem vasıtasıyla, şimdiye kadar yaşanmış olan şeyler geride bırakılır, kişi özellikle beklentilerden, geçmişteki öznel anlam yüklü yaşanmışlıklardan ve gelecekle ilgili planlardan meditasyon sayesinde arınır. Çoğu meditasyon tekniği, gerçek farkındalığı ve kökten rahatlamayı eşzamanlı mümkün kılarak bilinçli olma durumuna ulaşılmasını sağlar. Meditasyon teknikleri başlıca iki grupta toplanabilir:

  • Sakin oturma teknikleriyle uygulanan pasif (sadece zihinsel anlamda) olan meditasyon teknikleri
  • Sesli konuşmalar ve müzik eşliğinde dikkati toplamayı sağlayan, bedensel hareketlerle yapılan aktif meditasyon teknikleri

Her iki meditasyon tekniği de hem aktif olarak dikkat toplamayı hem de pasif olarak gevşemeyi, pasif olma durumunu kapsar. Genellikle meditasyon denilince akla pasif meditasyon şekli gelir. Bu formun kullanımı daha yaygındır.


Konsantrasyon, bütün dikkatin bir noktaya toplanması, bütün öğrenme mekanizmalarının aynı noktaya yönlendirilmesi, bütün alıcıların öğrenmeye hazır hâle getirilerek algının en yüksek performansına ulaşmasıdır.

Dikkati kuvvetlendirmek, ilgisizliği yenmek, fiziksel ve ruhsal kuvvetlere hakim olmak için dışarıdan gelen uyaranlardan kendini tecrit etme sanatı olarak tanımlayabileceğimiz konsantrasyon, ruhun tek bir şey ya da fikir üzerine bütün dikkatini vermesidir.

Konsantrasyon süresi, kişiden kişiye değişebildiği gibi; aynı kişide konu ve yapılan işe göre de değişiklik gösterebilir. Genellikle sevdiğiniz, merak ettiğiniz, önemsediğiniz ve yapabildiğiniz işlere daha uzun süre konsantre olabilirsiniz. Dış görünüşü itibarıyla sanki dikkat alanı daralmış gibidir. İç görünüşte ise, zihin gücünün aynı noktaya çevrilmesine dayanır. Tek bir konu üzerinde yerleşerek yayılmayı azaltmaktır

Derin konsantrasyon, dikkati hiçbir şey üzerine yöneltmeden, zihni bu sabit dikkat halinde tutmaktan ibarettir. Bu şartlar altındayken zihinde hiçbir imaj yoktur. Tam bir sükûnet söz konusudur, zihin pasifleşmiştir. Zihnin tamamıyla boşalması ise, konsantrasyonun son aşamasıdır.  Bu ancak derin meditasyon durumlarında yakalanabilen bir durumdur. Konsantrasyonu sağlamak için zihnin belli bir konu üzerinde kalmasına engel olan uyaranları zihinden uzaklaştırmak gerekir. Bu nedenle zihin yüzeyindeki sükûneti bozan etkilerin neler olduğunu iyi bilmek gerekir.

Zihni tedirginlikten kurtarmak ve konsantrasyonu sağlamak, zihni denetim altına alabilmek ve duyu organlarından bağımsız hale getirmektir.

Dağılmış kuvvetleri merkezleştirmek, enerjiyi biriktirmek, ulaşmak istediğimiz amaca varmak için konsantrasyondan yararlanabiliriz. Düşüncesini toplamasını bilen, onu saptırmadan ve kesinlikle kaybetmeden varmak istediği amaca doğru sevk eden kişi, güç ve etki araçlarını bir hayli artırır.

Dikkati ve Konsantrasyonu Engelleyen Faktörler

1. Dışsal Sebepler

  • Çevredekiler, TV, rahat bir koltuk, gürültü, poster, telefon, afişler v.b.

2. İçsel Sebepler

  • Fiziksel Sebepler (Açlık, uykusuzluk vb.)
  • Sıkılma (Hoşlanmama, ilgi çekici bulmama vb.)
  • Endişe ve Kaygılar
  • Korku (Hata yapma veya başaramama korkusu)
  • Hayal Kurma
  • Kontrolsüz iç konuşmalar (takıntılar)
  •  Yoğun duygusal anılar ve etkisi devam eden

günlük olaylar

  • Ana fikri yakalamadan okuma
  • Stres, gerilim gibi olumsuz duygu durumları.

Konsantrasyon bozukluğu belli bir süre sonra yoğunlaşmayı kaybetmek yani dikkatin bazı nedenlerden dağılmasıdır.

“Konsantrasyon zayıflığı” ise düşünceleri uzun süre bir konuda sabit tutma yeteneğinin olmamasıdır. Bu yeteneksizliğin birçok sebebi olabilir: Zihnimizde oluşan çağrışımlar, bir konu üzerinde çalışırken kapıldığımız duygular, içsel şaşkınlık veya sadece yetersiz ilgi.

Bu yeteneğimizi sık sık çalıştırmak onun gelişmesi açısından çok faydalıdır, çünkü düşünme kabiliyeti kullanılmadığı veya yanlış kullanıldığı zaman zarar gören ve körelen bir kasa benzer. Yapılan istatistiklerin birçoğu az sayıda kişinin zihinsel-ruhsal yeteneklerinden en iyi şekilde yararlandığını göstermektedir.

Zihniniz bir şeyden diğerine kayıyorsa, yoğun tempolu iş yaşamınız veya ilgilendiğiniz konu size sıkıcı, zor gelmeye başladıysa doğal olarak konsantrasyon sorunları yaşamaya başladınız demektir.

1- Yaşamınızda endişeler varsa
2- Mutsuz bir evlilik, ilişki yaşıyorsanız
3- Yoğun stres altında çalışıyorsanız
4- Çözümleyemediğiniz süregelen sorunlarınız varsa
5- Dıştan gelen etkenler sizi zorluyorsa
6- Beslenme bozukluğu ve fiziksel aktivite azlığınız varsa

Konsantrasyon eksikliği yaşanır ve yeterince üzerinde durulmazsa, gitgide ilerler.

Aşırı heyecansal durumlar, zihinsel ve bedensel yorgunluklar, keder, sıkıntı ve öfke sırasında dikkat azalır. Depresyon, anksiyete, şizofreni ve bazı organik ruhsal bozukluklarda dikkati azaltır.

Dikkat ve konsantrasyon sorunlarının oluşmasında en önemli etkenlerden biri duygusal hayatımızın genelde bir karmaşa içinde olmasıdır. Bütün kaygı ve endişe halleri, sinirlilik, öfke, eş koşmalar zihnimizde sürekli bir çalkantının oluşmasına neden olur. Nasıl ki, çalkantılı bir su birikintisi bulanık bir duruma gelirse ve bu bulanıklık içinde dibi görmek mümkün olmazsa zihnimiz için de aynı şeyi düşünebiliriz. Çalkantılı bir zihne sahipken ne dikkatli olabiliriz ne de istediğimiz bir konuya konsantre olabiliriz. Çünkü hemen içsel konuşmalar, gündüz düşleri dediğimiz hayaller devreye girmeye başlar ve çok kısa bir süre sonra kendimizi zihinsel açıdan yapmak istediğimizden çok uzak bir yerde bulabiliriz. Berrak bir zihin kadar sağlığa ve mutluluğa katkıda bulunan bir şey yoktur. Zihin neşeli oldukça bütün hayat faaliyeti normal olur, vücudun her tarafında uyum ve sağlık hüküm sürer. Üstüne basarak vurgulamakta fayda var ki, duygularımızın kökeni ruhsal değildir. Duygular ruha değil, bedene ait özelliklerdir. Sinir sistemine, beyin fonksiyonlarına bağlıdır. Bilindiği gibi duygu durumunda ilk gözüken şey, kalp ve damar sistemindeki değişikliklerdir. Heyecan durumunda nabız hızlanır, düzensizlik gösterebilir, kalp arada bir tekler vaziyette çarpabilir, göğüs sıkışabilir. Böyle bir fiziksel durum içindeyken de dikkatli olmamız ve herhangi bir konuya konsantre olabilmemiz mümkün değildir. Bu nedenle konsantrasyon ve dikkat artırma egzersizlerine başlarken fiziksel ve zihinsel bir gevşeme içinde olmak gerekir.

Konsantrasyonunuzu etkileyen en önemli etkenlerden biri de; olumsuz düşünceler ve çözümlenemeyen problemlerdir. Olur, olmaz zamanlarda kendinizi bu tip sorunlarla boğuşurken fark ediyorsanız, kendiniz için sadece bunları düşünmeye zaman ayırmanız faydalı olabilir. Sorunlarınızı yerli yersiz düşünmek ve veriminizi düşürmek yerine sadece bu sorunun çözümüne yönelik neler yapılabilir şeklinde 10-20 dakikalık zaman dilimleri ayırarak konu üzerinde kendi baskınızı gösterebilirsiniz. Bir anlamda zihniniz size itaat etmeyerek sürekli problemleri aklınıza getireceğine, sadece sizin belirlediğiniz zaman dilimleri içinde bu sorunu çözmek için uğraşmanız, hâkimiyetin sizde olduğunu daha belirgin bir şekilde hissettirecektir.

Hamd Olsun ve Çok Şükür arasındaki farklar

Dinimizde insanın günlük hayatında sıkça kullandığı bazı terimler vardır. Bu terimlerin an başında Hamd Olsun ve Çok Şükür kelimeleridir. Bu iki terim çok karıştırılmakla birlikte, kullananların bir çoğu bu terimlerin ne anlama geldiğini ve hangisinin nerede kullanılacağını bilmemektedir.

Öne Çıkan Farklar;

  • En öneli farklardan biri, Hamd, Şükürden daha kapsamlıdır.
  • Hamd, Sena, Hamd etmek ve şükürü kapsar.
  • İkisi de tam anlamıyla birer ibadet ve duadır.
  • Hamd, şükür yerine kullanılabilir ancak şükür hamd yerine kullanılamaz.
  • Hamd, nimete de yapılır, belaya da yapılır.
  • Şükür ise sadece nimete yapılır.
  • Hastalığa, fakirliğe ve iyiliğe de hamd edilebilir.
  • “Elhamdülillah” şükreden her kimsenin kullandığı bir kelamdır.
  • Hadis-i Şerif diyor ki, Elhamdülillah diyen hangi nimet olursa olsun şükrünü yapmış olur.
  • Hadis-i Şerif diyor ki, Elhamdülillah dan daha üstün bir dua yoktur.
  • Elhamdülillah Allahu-Teala’nın zatına dır. Alınan veya verilen, artırılan veya eksilen nimetlerde Hamd değişmemelidir.
  • Alınan veya verilen her şeye Hamd edilebilinir, ancak Şükür öyle değildir.
  • Hamd fiile dönüşemeyebilir, fakat şükür fiil omalıdır.
  • Fiil olmasını bir örnekle açıklayabilir, “Zekat bir şükürdür”,”İlim bir şükürdür”,”Nasihat bir şükürdür” çünkü Allah’ın size verdiği akıl nimetinin bir teşekkürüdür.

[EsnekReklamOrta]

Şükür Başka Hamd Başkadır

Burada şükür ile hamdin farklılığına dikkat çekmek de yararlı olacaktır. ‘Şükür’ mevcut bir nimet karşılığında Allah’a mukabelede bulunma demektir. ‘Hamd’de ise bir mukabele meselesi söz konusu değildir. Bu itibarladır ki bu dört esas arasında hamd değil de şükür tabiri kullanılmıştır. Aslında burada ciddî bir şekilde şuura parmak basma hususu da söz konusudur.

Allah’ın, üzerimizde mevcut olan nimetlerine karşı mukabelede bulunma şükür ile eda edilmektedir. ‘Hamd’ kelimesi bundan farklıdır; zira o, hem ‘fedail’ hem de ‘fevadıl’a bakar. Yani Allah Teâlâ, Mabud-u Mutlak olması itibarıyla O’ndan bize, -farz-ı muhal- bir lütfu erişmese de O, kemal ve cemal mutlak sahibi olması itibarıyla “mabûd-u bilhak” ve “maksûd-u bil istihkak”tır. Şükre gelince o, nimet ve teveccühün vücuduna vabestedir. Onun için musibetler karşısında hamd edilir de onlara karşı şükredilmez; evet, şükür, bir nimet mukabilinde olur. Bu açıdan burada şuur ve idrak çok önemlidir. Acz ve fakrın doğru sezilmesi, insanı yönlendiren bu iki faktörle şevke yönelmek ve sürekli hizmet atmosferinde bir metafizik gerilim içinde bulunmak öyle ilâhî bir lütuftur ki bunu tatmayan bilmez. Ancak bu metafizik gerilim bazen insanın bu mevzudaki gayretleriyle olur; bazen de mümin-i âşıkın cezb ü incizâbı ölçüsünde kendini gösterir, gösterir de o, Allah tarafından çekilmeye başlar ve irade edilene faik mazhariyet ve maiyetlere erer, erer de göz açıp-kapayıncaya kadar olsun nefsiyle baş başa bırakılmaz. Bu da Allah’ın insana lütfettiği derinlerden daha derin bir ihsandır. İşte bu lütufların derinliğini idrak eden bir insan artık hep şükreder ve bu şükrüyle bütün ubûdiyetin envâını câmi bir mukabelede bulunmuş olur.

1- Bediüzzaman hazretlerinin de belirttiğine göre; kâinatın gayesi hayat, hayatın gayesi ise Allah’a karşı şükürdür.

2- Klasik kitaplarda şükrün; kavlî, fiilî ve hâlî olmak üzere üç çeşidi zikredilir. Bunlara fikrî şükrü de eklemek gerekir.

3- Şükür, nimet karşılığında Allah’a mukabelede bulunma demektir. Hamdde ise bir mukabele söz konusu değildir.

Hurafe ve Batıl İnanç arasındaki farklar

Öne Çıkan Farklar

– Hurafelerin büyük bir bölümü din ile ilgilidir.
– Batıl inanç ise mantıksal bir temele dayanmayan inanışlara denir.
– İkisi de gerçekte olmayan inanışlardır.
– Batıl inançların kökeni paganist inançlara dayanmaktadır.
– Her iki inançlarda gerçek ve hiçbir zaman kanıtlanamayacak inanışlardır.
– Batıl inançlar genellikle kadınlara dayanır.
– Hurefeler genellikte kötü yönde insan hayatını etkileyebilir


[EsnekReklamOrta]

Örnek Bazı hurafeler
– Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal, hurafedir.
– Salı günü yola çıkmamak,
– Siyah kedi gördüğünde saçını çekmek,
– Merdiven altından geçmemek,
– Ağaçlara çaput bağlamak,
– Dert ve Dilek için yatırlardan medet ummak, mum yakmak.


Örnek Bazı Batıl İnançlar

– Bir nesnenin uğur getirdiğine inanmak,
– Büyücülük,
– 13 rakamının uğursuzluğu,
– Esnafın siftah parasını yüzüne sürmesi,
– Akşam tırnak kesilmesinin hoş olmaması,
– Ruh ve Peri çağırma
– Nazardan korunmak için mavi boncuk takılması,


Dini açıdan inceleme

İslam dininde Hurafe ve Batıl inanç yoktur, dini alimler insanların bunlara inanmamalarını ve hayatlarını bunların üzerinden etkilenmemesi gerektiğini söylerler.


Detaylı Açıklamalar

Batıl inaçların kökenini, eski paganist inançlarda aramak gerekir. Bu çağlardan kalma batıl inanç dediğimiz alışkanlıklar devam etmiş, oysa bir zamanlar bunları anlamlı kılan inançlar çoktan unutulup gitmiştir.

Batıl inançların büyük bir bölümü kadınlara dayanır.[kaynak belirtilmeli] Bazıları çok eski tarihlerden gelen boş inançlara ilişkin yalnızca bazı varsayımlarda bulunabiliriz. Günümüzde Ay’ın Dünya’nın bir uydusu olduğunu biliyoruz. Oysa bundan binlerce yıl önce yaşamış insanlar Ay’ın bir tanrıça olduğunu sanıyor, insanlara zenginlik ve uğur getirdiğine inanıyorlardı. Günümüzde yeni ay çıktığında sevdiği kişinin yüzüne bakmak ya da altına el sürmek türünden davranışlar o dönemlerden kalmış olabilir. At nalının uğurlu sayılmasının nedenlerinden biri, belki de eski Avrupa topluluklarından Keltlerin atın kutsallığına inanmalarıdır. Eskiçağlarda topraktan çıkarılan demir cevherinden demir eşya üretme sanatının büyücülük olduğuna inanılması da bu inancı doğurmuş olabilir.

Aksıran bir kimseye “çok yaşa!” denmesinin, aksırma sırasında ruhun geçici olarak bedenden ayrıldığına ilişkin eski inançlardan doğmuş olduğu düşünülebilir. Aksıran kimseyi bu sözlerle sevindirmek, belki de ruhun esenlikle geri dönmesine yardımcı olma amacını taşır.

13 rakamının uğursuz olduğu batıl inancının ise; 13 Ekim 1307 Cuma günü Tapınak Şövalyeleri‘nin tutuklanması ve işkence edilerek öldürülmesine dayandığı sanılmaktadır. Bu batıl inanç hâlâ öylesine güçlüdür ki, bazı kimseler 13 kişiyi aynı masaya oturtmaktan kaçınır. Bazı ünlü otellerde 13 rakamı taşıyan oda ve kat yoktur. BMW‘nin Münih‘te bulunan merkez binasının 13. katı boştur.

Anadolu’da halk arasında boş inançlara günümüzde de rastlanır. Bunlardan birkaç örnek şöyledir: İlk rastlanılan kişinin toplumsal durumu ve halk arasındaki itibarına göre işlerin rast gidip gitmeyeceği konusunda yorumlar yapılır. Esnaf, o gün işlerin iyi gitmesi için siftah parasını yere atar ya da yüzüne sürer. Birine kesici alet verilirken düşmanlığa yol açmasın diye üzerine tükürülür. Akşam tırnak kesmek iyi sayılmaz. Ay tutulması ve Güneş tutulması sırasında silah atılıp, teneke çalınarak önlerini kapatan cin-peri topluluğun kaçırılabileceğine inanılır.

Batıl inançların çoğu çok eskilere dayanmakla birlikte, yenileri de vardır. Örneğin, aynı kibritle art arda üç sigara yakmanın uğursuzluk getireceğine inanılır. Bu inancın 1899-1902 yılları arasında İngilizlerin Güney Afrika’da yaşayan Afrikanerler ile yaptığı Güney Afrika Savaşı‘ndan kaynaklandığı söylenmektedir. Söylenceye göre, usta Afrikaner nişancıları üç İngiliz askerinin tek bir kibritle sigaralarını yakmaları sırasında yerlerini saptamış ve yanık kibriti elinde tutan askeri öldürmüştür. Bu yeni bir batıl inanç böyle doğmuştur.

Hurafe için bakınız

 

Yılbaşı ve Noel arasındaki farklar

Öne Çıkan Farklar;

  • Noel, Hristiyan inancına göre kutsal bir gecedir, Yılbaşı ise kutsal bir gün olmayıp sadece yıl dönümünü temsil eder.
  • Noel, 24 aralık gecesi kutlanır, Yılbaşı 31 aralık gecesi kutlanır.
  • Noel gecesi Hz. İsa peygamberin doğduğuna inanılır.
  • Noel gecesi Hz. İsa’nın doğumu kutlanır, Yılbaşı gecesi ise yeni gelen yıl kutlanır.
  • Noel dini bir bayramdır, Yılbaşı gecesi ise yılın eski yılı yeni yıla bağlayan bir gecedir.
  • Noel’in kutlaması mutlu Noeller şeklinde olur, bu İngilizce’de sıkça duyduğumuz “happy christmas” veya “merry christmas” şeklinde ifade edilir.
  • Yılbaşı olarak ifade edilen tarih günü Gregoryen takvimi (Miladi takvim) e göre yeni yılın başlangıcı kabul edilir.
  • Miladı takvim 1582 yılından bugüne kadar kullanılmaktadır.
  • Noel Latince de doğum anlamına gelen natalis kelimesinden gelmektedir.

[EsnekReklamOrta]

Detaylı Açıklamalar;

Noel, her yıl 25 Aralık tarihinde İsa’nın doğumunun kutlandığı Hıristiyan bayramı. Ayrıca Doğuş Bayramı, Kutsal Doğuş veya Milât Yortusu olarak da bilinir. 20. yüzyılın başlarından itibaren Noel, Hıristiyan olmayanlar tarafından da kutlanan,[1] dinî motiflerinden arınmış,[1] hediye alışverişi etrafında yoğunlaşan bir bayram olarak da kutlanmaya başlamıştır.[1] Bu seküler Noel versiyonunda mitolojik figür Noel Baba temel bir rol oynar.[1]

Noel, her yıl dünyadaki Hristiyanların çoğunluğu tarafından 25 Aralık’ta kutlanır. Kutlamalar 24 Aralık’ta Noel arifesiyle başlar ve bazı ülkelerde 26 Aralık akşamına kadar devam eder. Ermeni Kilisesi gibi bazı Doğu Ortodoks Kiliseleri, Jülyen takviminde 25 Aralık’a denk gelen 6 Ocak’ı Noel olarak kutlarlar. Hristiyanların çoğunlukta olduğu ülkelerde pratik olarak Noel tatili yılbaşı tatiliyle birleştirilir.

Bazı Ortodoks kiliselerinin Noel’i Jülyen takvimine göre kutlamasının nedeni, miladi (Gregoryen) takvimin Katolik Papa XIII. Gregorytarafından düzenlettirilmiş olmasıdır.[2] Bununla birlikte bazı Ortodoks kiliseleri miladi takvime dönüşüm yapmış ve 25 Aralık’ta kutlamaya başlamıştır.[

Noel Baba, Noel arifesini Noel’e bağlayan gece evlere gizlice girerek çocuklara hediye bıraktığına inanılan efsanevi kişi.[1]

Elfleri ile birlikte çocuklar için oyuncaklar yapar. Çocuklar kendisine mektupla Noel için hangi hediyeyi istediklerini bildirir. Noel Baba da ren geyiklerinin çektiği uçan kızağını hediyelerle doldurur ve evlere bacalardan girerek herkesin hediyesini dağıtır. Bu arada çocuklar tarafından kendisi ve geyikleri için bırakılan süt, kurabiye, havuç gibi yiyecek ve içecekleri tüketirler.[1]

Noel Baba günümüzde kır saçlı, uzun kır sakallı, sevimli, koca göbekli, tonton birisi olarak resmedilir. Beyaz tüyleri olan kırmızı bir cübbe giyer ve aynı malzemeden bir kukuleta takar. Evinin yeri ülkelerin geleneklerine göre değişiklik gösterir: Kuzey Kutbu, Finlandiya’daki Korvatunturi, İsveç’teki Dalecarlia veya Grönland bunlardan bazılarıdır. Bazı ülkelerde Noel Baba grottoları kurulur ve çocuklar Noel Baba kılığındaki oyuncuların dizlerine oturarak hediye olarak ne istediklerini söyler.

 

Boğa ile Öküz arasındaki farklar

Boğa : Damızlık erkek olan sığırdır, Sığır kelimesi, halk arasında geniş manada geviş getiren, etinden, sütünden ve hizmet hayvanı olarak faydalanılan büyükbaş evcil hayvanlar için kullanılır. Dar manada ise, evcilleştirilen ve etinden, sütünden veya gücünden faydalanılan ve birçok soyu üretilen evcil boğa (Bos taurus)dır. Sığırın doğumundan altı aylığa kadar olan erkek ve dişi yavrularına buzağı; altı aylıktan bir yıllığa kadar olan erkek ve dişi yavrularına dana; altı aylıktan gebelik dönemine kadar dişilerine düve; altı aylıktan babalık dönemine kadar erkeklerine tosun; damızlık erkeğine boğa; yavrulayan dişiye inek; enenmiş erkeğine öküz denir.
Öküz : Çift sürmekte, kağnı çekmekte kullanılan, etinden yararlanılan, iğdiş(Hadım) edilmiş erkek sığırdır, Boğa damızlık olarak, öküz ise iş ve besi hayvanı olarak kullanılır. Ortalama 800 kg gelebilen öküz, 4500 kg’lık yükü rahatça çekebilir. Traktörün giremediği yerlerde ziraatın temel direğidir. Sığırların eti ve sütü insan için en iyi bir besin kaynağı olduğu gibi derisinden de gön ve kösele yapılır. Boynuz ve kemikleri sanayide, gübresi tarlalarda kullanılır. Yayıldıkları merayı at, keçi ve koyun gibi kuvvetten düşürmez, bilakis düzenli otlayarak ıslahını sağlarlar.

[EsnekReklamOrta]

Sonuç olarak;

  • İkisi de Erkek tir.
  • Öküz hadımlaştırılmıştır.
  • İkisinden de Kurban olur.
  • İş alanında genellikle Öküz kullanılır.

Zekat Fitre arasındaki farklar

 

Zekat nedir?

Zekat; dinin tarif ettiği ölçüde zengin olan Müslümanların yılda bir defa malının kırkta birini dinin belirlediği kimselere vermesidir.

Fitre nedir?

Ramazan ayının sonuna yetişen, zekat vermekle yükümlü her hür Müslüman’ın vermesi gereken bir sadakadır. Fıtır sadakası da denir

[EsnekReklamOrta]

Kelime olarak; temizlik, artmak, bereketli olmak, iyi ve düzgün olmak anlamına gelir. Terim olarak Şeriatte “asli ihtiyaçlar” dışında nisab miktarı mala sahip olan ve bu sebeple zengin sayılan Müslüman’ın, bu zenginliği üzerinden 1 tam yıl geçtiğinde dini yükümlülük gereği zekat olarak vermesi gereken miktarın adıdır.[1]

Veren kimseyi cimrilikten, kirlerinden ve günahlardan temizlediği ve malında berekete vesile olduğuna inanıldığı için, kelime manası ile dinî manası arasında bir bağ kurulur.

Dini terminolojide mecburi olmayan, belirli şartlarla kısıtlanmayan bağışlar için sadaka kelimesi kullanılır. Tevbe suresi 60. ayetinde ise bu anlayışın tersine olarak “sadakalar” kelimesi kullanılmıştır.