Yazar arşivleri: Erdem SEÇKİN

Lake ve High Gloss arasındaki farklar

Lake ve High Gloss Arasındaki Fark

  • Lake uygulama el işçiliği isteyen bit uygulama olup, High G Fabrikasyon dur.
  • Lake Mdf üzeri boya uygulamadır. High G Pres baskı ile yapılan bir uygulamadır.
  • Lake uygulamalı bir salon takımı High G bir takıma göre daha pahalıdır.
  • Lake malzeme itibari ile daha iyi ve prestijli durur.
  • Lake malzemenin üretim süreci daha yavaştır. High G malzeme daha hızlı üretilir.
  • Çizilmelere karşı High G malzeme Lake malzemeye göre daha dayanıklıdır.
  • Leke uygulama eğer kaliteli boya malzemesi ile üretilmezse çok kısa sürede renk solması meydana gelebilir, High G malzemede bu tarz sorunla karşılaşılmaz.

[EsnekReklamOrta]

Lake boya mobilya ile high gloss mobilya arasındaki farklar

Lake uygulaması itibari ile işçilik gerektiren ve üretimi diğerine göre meşakkatli olan bir malzeme biçimidir. İlk önce ham mdf tabaka güzelce zımparalanır (lakenin pürüssüz olması gerekir) sonrasında boya uygulanır. Boya kuruduktan sonra son olarak parlaklığı vermek adına pasta poliş atılır ve işlem tamamlanır.

Hig Gloss malzeme ise fabrikasyondur. Yine mdf malzeme kullanılır ancak fabrikada belli boyutlardaki plaka üzerine presleme yapılır ve parlak mdf tabaka oluşturulur. Üretimi için ek bir sarfiyat gerektirmez ve sadece kesim sonrası mdfnin görünmemesi için pvc yapıştırma uygulanır, delikler delinir ve mobilya üretimine geçilir.

Lake ile High Gloss mdf farkının dayanıklılık bakımından karşılaştırılması

Lake boyalı mdf malzeme kullanılan boyanın kalitesi, işçilik ve uygulanan pastapoliş işlemine göre dayanıklılığı değişmektedir. Bu üç ana etken güzellikle uygulandıktan sonra lake boyalı bir mobilyanın kesinlikle dayanıklı olduğunu söyleyebiliriz. Nem ve rutubete karşı ağacı çevrelediği için mukavemetini ciddi oranda arttıracaktır. Yine mobilyanın kullanım ömrünü pozitif oranlı etkileyecektir. Ancak bütün bu artılara rağmen lake boyama çizilmeye daha duyarlıdır.

Hig Gloss mdf kullanılan mobilya da en az lake kadar dayanıklıdır. Ana malzeme mdf plak üzerine fabrikada başarılı bir şekilde işlenen pres (birinci kalite lam kaplama) ile birlikte bu malzeme ciddi oranda dayanıklı olacaktır. Nem ve rutubete karşı da başarılı olan bu malzeme sadece kenar pvc den su sızarsa şişme yapacaktır. Ayrıca bu malzeme insan gücü ile kolaylıkla kırılmaz.

Lake ile High Gloss mdf farkının fiyat bazlı karşılaştırılması

Lake hem üretim sürecindeki zaman kaybı, hem de kaliteli malzeme kullanma gerekliliği bakımından daha meşakkatli olan bir uygulamadır bu sebeple daha pahalı olması çok doğaldır. Buradan hareketle tamamı mdf lake boyama bir mobilya yatak oda takımının 3000tl gibi fiyatlara alınabileceği söylenemez.

High Gloss malzeme ile üretilen mobilya da zaman kaybı söz konusu olmaz ancak bugün hemen hemen hiçbir mobilya üretiminde tamamen (ana iskeleti de dahil) high gloss malzeme kullanılmaz. Aksi halde mobilya takımı aşırı ağır olur ve “bence” ana iskeletinde high gloss kullanmak ta abartıdan ibarettir.

Lake ve High Gloss Mobilya da kullanılışı

Her iki malzeme açısından da benzer nitelik taşımaktadır. Bir yatak oda takımı ve yemek oda takımı bütünsel olarak mdf ya da high gloss yapılmamaktadır. Genellikle kapak ksıımlar, çekmeceler ve masa üstü gibi alanlar dışında ana iskelet ve dikmeler suntalam malzemeden üretilmektedir. Bunun en önemli sebebi fiyatın şişmesini engellemek ve mobilyanın aşırı ağır olmamasını sağlamaktır. Ayrıca üretim sürecini hızlandırmak ta bir etkendir.

Lake Avantajları.
  • Lake malzeme itibari ile daha iyi ve prestijli durur.
  • MDF yi tamamen kapladığı için mukavemetlidir
Lake Dezavantajları
  • Çizilmeye daha kolay gelir.
  • Üretim süreci daha yavaştır.
High Gloss Avantajları
  • Üretim süreci hızlıdır.
  • Çizilmeye (lakeye göre) daha dayanıklıdır.
  • Lake gibi parlak bir yüzey sunar.
High Gloss Dezavantajları
  • MDF tabakayı lake gibi tam kaplamadığı için kenar pvc de açma olursa nem e duyarlı olur.
  • Çizildiğinde Lake boya da ki gibi pasta poliş atılarak düzeltilemez.
  • Yenilenemez.
  • Kenar pvc lerinden dolayı lake gibi başarılı durmaz.

Vişne ile Kiraz arasındaki farklar

Vişne İle Kiraz Arasındaki Fark

  • Vişne ağacı kiraz ağacına göre daha kısa boyludur.
  • Vişne ağacının yaprakları kiraz ağacının yapraklarına göre daha küçük ve yuvarlaktır.
  • Vişne ağaçları kiraz ağaçlarına göre soğuğa daha fazla dayanıklıdır.
  • Vişnenin şurubu ve marmelatı vb. çeşitleri yapılırken kiraz genellikle işlem görmeden tüketilmektedir.
  • Vişnenin kiraza göre şeker oranı daha düşüktür.
  • Vişnenin kalorisi kiraza göre daha azdır.
  • Kiraz ile vişne birbirlerine karıştırılarak ”vişnap” adında bir meyve üretilmiştir.

Vişne Özellikleri

[EsnekReklamOrta]

Vişne (Prunus cerasus), gülgiller (Rosaceae) familyasından kiraza benzeyen ve tadı kiraz tadından daha ekşi olan bir meyve türü.

Birçok kaynakta vişnenin muhtemel anavatanı olarak Hazar Denizi ile Kuzey Anadolu dağları arasında kalan bölge kabul edilmektedir. Vişnenin botanikteki latince adı olan P. cerasus bugünkü Giresun’un eski adı olan Kerasus’tan gelmektedir.

Kirazla, meyvesinin dışında farklılıkları vardır. Yaprakları kiraz yapraklarından daha küçüktür. Dalları kiraz ağacının dallarına göre daha yaygındır. Vişnenin İran’ın kuzeyiyle Türkmenistan arasındaki bölgede ortaya çıktığı ve oradan Avrupa’ya kadar yayıldığı sanılmaktadır.

Bir vişne ağacı:Anayurdu Anadolu ve Balkanlar olan vişne, 5-7 m kadar boylanabilir; 4 yaşındayken meyve vermeye başlar ve 40-50 yıl yaşar.

Vişne, yuvarlak taçlı ve kiraza göre daha çalımsı görünüşlüdür. Gövdesi kırmızımtırak gri benekli, donuk ya da parlak renklidir. Dalları kirazınkinden ince ve yay gibi olup sarkıktır. Yaprakları da kirazınkinden daha küçük, ayası düz, parlak yeşil renkli ve tüysüzdür. İlkbaharda erken açan çiçekleri beyaz renklidir. Bir salkımında birden fazla ve altıya kadar değişen sayıda çiçek açar. Temmuz ayı ortalarında olgunlaşmaya başlayan meyveleri, kirazdan biraz basıkçadır. Olgun vişneler, bol sulu ve siyaha yakın kırmızı renklidir.

Türkiye’de iki önemli vişne ağacı çeşidi yetiştirilmektedir. Bunlardan meyvesi her tür kullanıma elverişli olan Kütahya vişnesi, uzun saplı, iri boyda, ucu hafif sivrice, koyu kırmızı ince kabuklu, çok sulu, ekşi ve kırmızı etli meyveler verir. Macar vişnesi ise, kısa saplı, ince, koyu kırmızı renkli kalınca kabuklu, ekşi ve kırmızı etli meyve vermektedir. Her iki çeşidin ağaçları da, temmuz ayından başlayarak bol ürün verir.

Vişne meyvesi, sofralıktan çok meyve suyu, şurubu, reçeli, marmeladı, kompostosu, likörü ile diğer bazı içkileri, pasta ve tatlıları yapılarak tüketilir. Ayrıca kurutularak da yenir.

Besin değeri :Vişnenin besin değerleri kirazınkine benzer. Ancak şeker oranı daha düşük olduğundan, vişnenin tadı ekşi ya da mayhoş olur. Aynı nedenle kalorisi de kirazınkinden düşüktür.

Ortalama 100 g taze vişnede, 58 kalori ile 14,3 g karbonhidrat vardır. Oysa, vişnenin A vitamini yüksek olup 1.000 lU’ya kadar varır. Vişnenin diğer besin değerleri kirazınkine çok yakındır. Bedenimize yararlı besin değerlerinin yanı sıra; Vişne meyvesinin taze ya da kurutulmuş sapları, aynen kiraz sapları gibi sağlığımıza yararlı etkiler yapar.

Vişne sapları idrar söktürücü özelliği ile kabızlıkta faydalıdır. Kabukları ise ateş düşürücü olarak kullanılabilir.

tr.wikipedia.org

Kiraz Özellikleri

Kirazın Faydaları:

Tatlı aroması ile pek çok içecek ve şekerlemede kullanılan kiraz, popüler bir meyve olmasına karşın sağlığa yararları uzmanlar tarafından çok dile (en azından bitkiler kadar) getirilmezdi. Ancak son yıllarda kirazın faydaları üzerine yapılan çalışma sayısı arttıkça ve bu çalışmaların sonucu sağlık kuruluşlarının web sitelerinde yer almaya başladıkça kiraz sadece çıkmasını heyecanla beklediğimiz bir meyve olmaktan, faydaları için tüketilmesi gereken meyveler arasına terfi etti. Kirazın faydaları arasında öne çıkan nokta, meyvenin antioksidan bakımından zengin olması ve bu sayede pek çok organı hücre hasarına karşı koruması. Buna ek olarak tam bir vitamin ve mineral deposu olan kiraz C, A, K vitaminleri ile fosfor, demir ve kalsiyum gibi önemli mineraller bakımından çok iyi bir kaynak.

Kirazın Besin Değerleri

100 gram tatlı kiraz;

Günlük C vitamini ihtiyacının %12’sini (7.0 mg)

K vitamini ihtiyacının %3’ünü (2.1 mcg)

B6 vitamini ihtiyacının %2’sini

Folat ihtiyacının %1’ini (4.0 mcg)

A vitamini ihtiyacının %1’ini (64IU)

Kalsiyum ihtiyacının %1’ini (13.0 mg)

Demir ihtiyacının %2’sini (0.4 mg)

Magnezyum ihtiyacının %3’ünü (11.0 mg)

Fosfor ihtiyacının %2’sini (21.0 mg)

Potasyum ihtiyacının %6’sını (222 mg)

Bakır ihtiyacının %3’ünü 0.1 mg)

Manganez ihtiyacının %4’ünü (0.1 mg) karşılar.

 

Kar ve Dolu arasındaki farklar

Kar ve Dolu Arasındaki Fark

  • Kar küçük buz taneciklerinin bir araya gelmesiyle oluşur. Dolu daha büyük buz taneciklerinin (fasülye boyutunda) bir araya gelmesiyle oluşur.
  • Kar havanın çok soğuk olduğu durumlarda havada bulunan su donarak kar’a dönüşür. Dolu çok hızla yükselen fırtına bulutlarında oluşur.
  • Kar normal yağışlarda yeryüzünde herhangi bir zarar yaratmaz, Dolu araçlarda, evlerde ve ekinlerde zarar yaratabilir.
  • Kar yumuşak, Dolu ise çok serttir.
  • Kar metreler boyunca yağarken, dolu genellikle kısa süreli yağdığı görülür.
  • Kar uzun süreli erimeden yeryüzünde dururken, dolu yağdıktan çok kısa sürede eridiği görülür.

Kar’ın genel özellikleri

[EsnekReklamOrta]

Çok sayıda kar kristal çeşidi olmasına rağmen hepsi altı köşelidir. Kar tanelerinin kristal yapıları birbirinin tıpa tıp aynısı değildir. Mikroskoplabüyütülen kar taneleri üzerinde yapılan araştırmalarda, kristal yapıları birbirinin aynı olan iki kar tanesine rastlanmamıştır. Kar kristalleri üzerinde ilk araştırmaları yapan ABD’li Wilson Bentley, gördüğü muhteşem sanat karşısında adeta büyülenmiş ve elli yıl boyunca sürekli kar kristali fotoğrafı çekmiştir. Elde ettiği 6000 resim içinde kristal yapıları birbirinin aynı olan iki kar tanesine rastlayamamıştır. Daha sonraları diğer bilim adamlarının sürdürdüğü çalışmalar neticesinde şimdiye kadar kar tanecikleri arasında aynı büyüklükte, aynı şekilde ve aynı sayıda su molekülü ihtiva eden iki kristal bile bulunamamıştır.

Kar yağışının görüldüğü yerler:

  Her yıl deniz seviyesinden 1.000 metrelik rakımın altında kar yağar.
  Her yıl deniz seviyesinden 1.000 metre yükseklikte kar yağar, ancak deniz seviyesinden 1.000 metrelik rakımın altında kar yağabilir.
  Sadece deniz seviyesinden 1.000 metre yükseklikte kar yağar.
  Kar yağışı görülmez.

Kar kristallerinin şekillerinin çok fazla çeşitlilik göstermesi, popüler olan “birbirine benzer iki tane yok” ifadesine yol açmıştır. İstatistik olarak mümkün olmasına rağmen, yere inerken kristalin maruz kaldığı sıcaklık ve nem çok fazla değişkenlik gösterdiği için aynı şekilde iki kristal oldukça ender oluşur. 1885 yılından itibaren mikroskopla fotoğraflama yöntemi ile ikiz kar kristali arama girişimleri sonucunda bugün binlerce kar kristalinin farklı varyasyonlarını bilmekteyiz. Aynı koşullarda oluşan kar kristallerinin birbirlerine benzer olmaları, oluşum ortamları birbirine ne kadar çok benzerse, o kadar olasıdır. Birbirinin aynısı iki kar kristali 1988 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Wisconsin eyaletinde tespit edilmiştir.

Büyük Britanya Adası’nın tamamı karlarla kaplı iken çekilmiş bir uydu fotoğrafı.

Çapları 2-4 mm, ağırlıkları ise yaklaşık 0,005 gram olan kar tanecikleri havanın gösterdiği direnç sebebiyle süzülerek (limit hızla) yere inerler. Bu inme sırasında tanecikler birbirlerini ittiklerinden yapışmazlar. Özelliklerini koruyarak yere inerler. Bunlar güneş ışığını tamamen yansıttıkları için beyaz olarak görülürler. Kar yağışı genellikle hava sıcaklığı -4 °C ilâ -20 °C arasındayken olur. Bu yağış, sıcaklık sıfırın altında birkaç derece olduğunda ağır, nemli, ebatları bir santimetreye ulaşan parçalar halinde gerçekleşir. “Lapa lapa kar yağması” tabiri bu durum için kullanılır. Atmosfer ile toprağın sıcaklıkları eşit olursa yüzeye ulaşan kar hemen erimez. Topraksıcaklığı atmosfer sıcaklığının üzerinde ise, yere düşen kar kısa sürede erir.

Dünya üzerinde bir bölgede, kar yağışı olma ihtimali, o bölgenin ekvatordan uzaklık ve deniz seviyesinden yüksekliği ile doğru orantılıdır. Buna rağmen ılıman bölgelerin kara iklimi görülen kısımlarında, ekvatordan uzaklık ve denizden yükseklik şartları yeterli durumda olmasa bile, kar yağışı görülür. Yapılan araştırmalarda bütün yağışların altı veya sekizde birinin kar olarak gerçekleştiği anlaşılmıştır. Karın, tarım toprağını koruması ve nemli tutmasında önemi büyüktür. Kar, yeryüzü ve yeraltı su rezervlerinin ana kaynağıdır.

Kar, -8 °C’de, bitkilerin üzerinde ince bir hava tabakası bırakarak, bu bölgeyi 0 °C olacak şekilde örter. Kış boyunca toprak ve bitkileri donmaktan koruyan kar, ilkbaharda sıcaklığın artmasıyla eriyerek nehirlere ulaşır. Ayrıca kışın yağan ve dörtte üçü üst kısımlarda kalan kar, yaz kuraklığına karşı da toprağı ve bitkileri korumuş olur. Karda bulunanamonyak, kar erimesiyle birlikte toprakta kalır. Bu amonyak, azot bakterileri tarafındankalsiyum nitrat gibi azot tuzlarına çevrilerek bitkilerin azot ihtiyacını karşılar.

Kar tanelerinin kristalizasyonu

Genellikle çapları 2-4 mm, ağırlıkları ise yaklaşık 0,005 gram’dır. Kar tanesi, oluşmaya başladığı zamanki sıcaklığa ve neme göre şekil alır. Nadiren yaklaşık -2 ° C derecede kar taneleri simetrik üçgen şeklinde oluşur. Kar tanelerinin çoğu çıplak gözle düzensiz görünür, ama resimlerde şekillerin çekiciliği nedeniyle mükemmele yakın görülebilir. İnce ve düz şekilli kristaller hava 0 ° C ila -3 ° C arasında oluşur. -3 ° C ila -8 ° C arasında kristaller iğne, içi boş sütunlar veya prizmalar (uzun ince kalem şekli) şeklinde oluşur. -8 ° C. ila -22 ° C arasında tabak şekline döner ve bazen dallı ve dendritik özellikler taşır. Sıvı ile buz arasındaki buhar basıncının maksimum farkı yaklaşık -15 ° C derecede görülür ve bu ısıda kristaller sıvı damlacıklarını tüketerek hızla büyürler. -22 ° C derece altında kristaller sütun şekline girer ancak çok daha karmaşık büyüme modellerine de sahiptir. Sütunlar, düzlemler, yan-düzlemler, kurşun-rozetler gibi şekiller oluşur. Eğer bir kristal yaklaşık −5 °C derecede sütun şeklinde bir büyüme eğiliminde ise, bu sütunlar daha sıcak bir havaya rastladığında sütunun sonunda bir tabak-plaka veya dendritik şekiller oluşur, ve bu kristallere “şapkalı sütun” denir.

Dolu’nun genel özellikleri

Dolu, bir yağış türü. Kule tipi bulutlardaki düşey hava sirkülasyonuna kapılan bulut damlacıklarının bulut içindeki 0 ile -40 derecesantigrat seviyelerini geçerken (donma ve erimeler ile) tabaka tabaka büyümesi ile oluşur.

Bulut içinde düşey hava sirkülasyonunu ve yerçekimini yenilerek yere düşen dolu taneleri bulut ile yer arasındaki hava sıcaklığından çok fazla etkilenmez. Ama bulut tabanından ayrılan kar kristalleri içinden geçtiği hava tabakasının sıcaklığına göre, kuşbaşı kara, granülşeklindeki kara, sulusepkene, yağmura veya donan yağmura dönüşebilir.

Yağmur damlaları fırtına nedeniyle donar. Yere doğru inerken hava akımları bunları bir aşağı bir yukarı sürükleyerek daha büyük buz parçaları hâline getirir. Ağırlaşan buz parçaları yere düşer. Buna dolu denir.

Arpa ile Buğday arasındaki farklar

Arpa ile Buğday Arasındaki Fark

  • Arpa genellikle karasal iklimde yetişirken buğday genellikle akdeniz ikliminde yetişir.
  • Buğdaydan un yapılır ve ekmek vb. tahıllar oluşur fakat arpadan oluşmaz.
  • Arpa yetişme olanakları bakımından buğdaya göre soğuğa daha dayanıklıdır.
  • Arpa buğdaya göre şekil itibarı ile daha kabadır. Kabuğu kalındır.
  • Öğütülmemiş buğday öğütülmemiş arpadan daha incedir.
  • Arpa kepeğinden yapılan ekmek ise çok sert olur.

Arpa Özellikleri

[EsnekReklamOrta]

Arpa (Hordeum vulgare L.) buğdaygillerden taneleri malt ve yem olarak kullanılan önemli bir tahıl bitkisidir. Tarih öncesi devirlerdeki en önemli kültür bitkilerinden biri olmakla birlikte, ekonomik önemi olan bitkilerin başında gelmektedir.[Yaklaşık 10.500 yıl önce, bugünkü İsrail, Ürdün, Lübnan, batı Suriye, batı İran, Irak ile güneydoğu Türkiye’yi kapsayan ve Bereketli Hilal olarak isimlendirilen bölgede kültüre alındığı bilinmektedir. O zamanlarda ekimi yapılmakta olan arpa, bugün yabani arpa (Hordeum vulgare L. ssp. spontaneum (K. Koch.) Thell.) olarak da bilinen ve ilk defa Türkiye’de keşfedilmiş olan bir alt türdür. Bu alt türü, insanlar en az 18.000–19.000 yıldan beri, önemli bir besin kaynağı olarak kullanmaktadırlar.[ İnsanlar arpayı 10.000 yıl öncesinde Orta Doğu’dan başlayarak, 2.000 yıl öncesinde Çin’e kadar, dünyanın farklı yerlerinde ıslah etmişler böylece bugün kullandığımız arpayı (Hordeum vulgare ssp. vulgare L.) elde etmişlerdir.[

Dünyada, tahıllar arasında üretimde mısır, buğday ve pirinçten sonra 4. sırada yer alan arpa, Türkiye’de ise buğdaydan sonra ikinci sıradadır. 2008’de dünya genelinde toplam üretimi 157.644.721 ton olup, 2009 yılı itibarı ile Türkiye 7.4 milyon ton üretim ile 6. sıradadır. Üretimde başı çeken ülkeler sırasıyla, Rusya, Ukrayna, Fransa, Almanya, Kanada ve İspanya’dır. Arpanın ekimi dünyada 56.774.297 hektarlık alana yapılmaktadır

Arpa neolitik dönemden itibaren milyonlarca insan tarafından önemli bir besin kaynağı olarak tüketilmiş olsa da, bugün daha çok hayvan yemi ve bira yapımında kullanılmaktadır. 1980’lerde Avrupa ve Amerika’da besin değerinin anlaşılmasıyla gıda sektörüne yeniden girmiştir. Ancak, Asya ve kuzey Afrika’daki bazı kültürlerde arpanın gıda sektöründeki yeri eski çağlardan beri değişmemiştir. Bunun yanı sıra, buğdayın ekilemediği kutup bölgelerinde ve yüksek dağlık bölgelerde arpa ekilerek besin maddesi olarak kullanılmaktadır. Bugün dünyada ekimi yapılan arpanın % 65’i hayvan yemi olarak, % 33’ü maltlık olarak bira ve viski yapımı ile biyodizel üretiminde, % 2’si de insan besini olarak gıda endüstrisinde kullanılmaktadır. Türkiye’de ise tüketimin % 90’ı hayvan yemi olarak, kalan kısmı maltlık olarak bira sanayinde ve gıda endüstrisinde kullanılmaktadır. Gıda endüstrisinde kullanılan oran çok düşük olup, bira sanayinde kullanılan oran her geçen yıl artmaktadır.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Arpa

Buğday Özellikleri

Buğday; (Lat. Triticum) Buğdaygillerden bir yıllık otsu tarım bitkisidir. En eski kültür bitkilerinden biri olup ülkemizin en önemli ve en çok yetiştirilen tahılıdır. Buğday bitkisinin kökü saçaklı gövdesi ortalama 100 cm boyunda ve içi boştur. Gövdenin boğumlarından çıkan yapraklar şerit biçimindedir. Çiçek ve meyvesi başak biçiminde, meyvesi çatlamayan tek tohumlu uzunca açık kahverengi tanedir. Tane; kabuk, alwron besi dokusu ve embriyo kısımlarından oluşur. On kadar türü ve bu türlerin de pek çok çeşidi vardır. Dünyada bugüne kadar saptanabilen buğday çeşitlerinin sayısı 3.000 civarındadır. Yalnız Türkiye’de 500’den fazla çeşidi bulunur. Buğday, ekmek ve öteki pek çok hamurlu yiyeceğin yapımı için en uygun unu veren besi dokusuna sahip tahıldır. Ayrıca nişasta elde etmek için de çok uygundur. Tanelerde ortalama % 51 nişasta, % 9 protein, % 13 su, % 2 yağ, % 1.8 mineral (B, P, A, D, E vitaminleri) vardır.

Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun yüksek yaylaları dışında Türkiye’nin hemen her yanında, başta yumuşak ve sert buğday olmak üzere yaygın olarak yetiştirilir. Güney ve Doğu Anadolu bölgeleri toplam üretimin % 60’ını yetiştirir. Sert buğday makarnalık ötekiler, ise ekmekliktir. Bazı buğday başaklarında uzun kılçıklar bulunur. Buğday türlerinin belirlenmesinde kılçığın rolü yoksa da kılçıklı ve kılçıksız oluşuna göre ayrılan buğday çeşitleri de vardır. Örneğin, adi yumuşak buğday kılçıklı ve kılçıksız olmak üzere iki çeşittir. Dünyanın önde gelen buğday üreticileri eski SSCB ülkeleri (Dünya üretiminin yaklaşık dörtte biri), ABD, Kanada, Fransa, Hindistan, Çin, Arjantin ve Avusturalya’dır. Türkiye’de buğday üretimi büyük ölçüde iklim koşullarına bağlıdır. Bu nedenle bazı yıllar dış ülkelerden buğday alma gereği doğar.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Bu%C4%9Fday

Flüt ile Kaval arasındaki farklar

Flüt ile Kaval Arasındaki Fark

  • Kaval genellikle yörede daha çok şimşir ağacından yapılırken, flüt günümüzde nikel, gümüş, altın gibi madenlerden yapılmaktadır.
  • Kaval değişik yörelerde Guval ve Kuval adlarıylada bilinmektedir.
  • Flüt (baş ,gövde,kuyruk) üç parçadan oluşurken kaval genellikle tek parçadan oluşmaktadır.
  • Kaval üfleme teknikleri açısından Ney’e benzemektedir.
  • Flütün yan flüt ve normal flüt olarak iki çeşidi varken ,kavalın genellikle çeşidi yoktur.
  • Kaval çoban çalgısı olarak bilinmektedir. Çobanların kavalı üflemesindeki amaç otlanan hayvanların sakin kalması ,aynı zamanda sürüden ayrılmamasıdır.

Flüt Özelllikleri

[EsnekReklamOrta]

Flüt, üç parçanın birleşiminden oluşan bir enstrümandır.

Baş (Ağızlık)

Gövde

Kuyruk

Bu müzik aletinin satın alınırken verilen bir temizleme çubuğu bulunur. Çalgının başına pamuk konularak flütün içi temizlenir Çalgının baş bölümünde bir üfleme deliği vardır. Bu nedenle bu bölüme “ağızlık” da denir. Üfleme deliği çalıcının alt dudağına dayalıdır. Sağ omuz yönünde, yere koşut olarak tutulur. Sol el ağızlık tarafında, sağ el ise kuyruk tarafında tutulur. İki elin baş parmağı alttan flütü destekler. Flütün borusu silindir şeklindedir. Çapı 1,9 cm’dir. Flüt ağızlıktan başlayarak kapalı uca dek 67,2 cm’dir.

Günümüzde nikel, gümüş, altın gibi madenlerden yapılmaktadır. Fakat XX. yy.’lın başlarına kadar abanoz, nar gibi sert ağaçlardan yapılırdı. Metal olduğu halde tahta nefesli çalgılar grubu üyesidir. Bunun nedeni ses renginin tahta tınısı vermesi ve diğer tahta nefesliler ile iyi kaynaşması ve ses elde ediliş yönteminin tahta enstrümanlar gibi olmasındandır. Tahta flütün en önemli özelliği tatlı, yuvarlak ve olgun olmasıydı. Metal alaşımlardan yapılmaya başlamasıyla bu özelliklerini büyük ölçüde yitiren flüt daha çevik, ses niteliği yönünden ise parlaklık kazanmıştır. Özellikle ince sesler metalden yapılan flütlerde daha kolay ve güvenlidir.

Kaval Özellikleri

Kaval. Çoban çalgısı olarak bilinen kaval, yörede daha çok şimşir ağacından (nadiren livori, incir ve erik ağacından), altta 1 ve üstte 7 delikli olarak imal edilir. Dilli kaval ve dilsiz kaval olarak adlandırılan iki türü vardır. Dilli kavalın ucunda ses üretimini sağlayan bir düdük bulunur. Dilsiz kaval ise içi boş bir boru olup çalan kişi nefes teknikleriyle istenen sesi çıkarır. Çobanların kavalı üflemesindeki bir amaç, otlanan hayvanların sakin kalması ve sürüden ayrılmamasıdır, bu gelenek halen günümüzde de uygulanmaktadır.

Dilsiz Kaval üflenme teknikleri açısından Ney’e benzer fakat ayrıldığı önemli farklılıklar vardır. Dilsiz kavaldan ses çıkarmak için dudaklar U harfi biçimine getirilir ve çeneye paralel tutulan kaval yüz ekseninden yaklaşık 45 derece sağ ya da sola saptırılarak ses çıkarılmaya çalışılır.

Dilli kavalda ses çıkartmak daha kolay olsa da çalmak için horlatma denilen ve alt-üst çene kemiklerinin de kullanıldığı nispeten kolay bir yöntem uygulamak gerekir. Yapı olarak oldukça basit olan kaval nefese büyük özgürlük tanıdığı için çok değişik üfleme teknikleri geliştirilebilir.

Kavaldan şu şekilde ses elde edilebilir:

1.Dudaklar “tu” sözünün söylendigi sekilde büzülür. 2.Kavalin agızlık kısmı büzülmüş durumdaki dudakların sağ tarafına 2/3 oranında yerleştirilir, sağ elle kavalın alt kısmı sol ellede üst kısmı tutulmalıdır. 3.Nefes (soluk) kavalın ağızlık kısmının içerisine çarptırılacak şekilde fazla abanmadan üflenir.

Başlangıçta ses elde etmek için kavalın tüm perdeleri açık birakılmalıdır. Perdeler parmak boğumlarıyla kapatılır. Kavalda nüanslar değişik şekillerde yapılır. Anadolu’da en yaygın şekil kavalın özellikle uzun tonlarda aşağıdan ağız kısmına doğru sallanmasıyla yapılır, ayrıca nefes şiddetini arttırıp azaltmakla, kafayı hafifçe sallamakla ve perde üzerindeki parmağı hafifçe hareket ettirmekle de değişik şekillerde nüans yapılabilinir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kaval

 

Dijital Saat ile Analog Saat arasındaki farklar

Dijital Saat ile Analog Saat Arasındaki Fark

  • Dijital saati analog saate göre anlaması daha zordur.
  • Analog saat sanat eseridir ve dijital saate göre yapımı daha zordur.
  • Dijital saat analog saate göre daha sıradandır.
  • Analog saat dijital saate göre daha çabuk bozulur.
  • Analog saat bir araç dijital saat ile bir gereçtir.
  • Analog saatin işçiliği daha fazladır.

Dijital Saat Özellikleri

[EsnekReklamOrta]

Dijital saat mekanizmasına quartz mekanizması denir.

İçinde belirli bir boyutta kesilmiş ve yerleştirilmiş bir kristal (genelde silikon dioksit kristali tercih edilir) vardır. Bu kristal, verilen elektrik akımı altında saniyede belli bir miktarda titreşir. (Bu etki için piezoelektrik konusunu araştırınız.)

Neredeyse üretilen tüm saatlerde bu titreşim sayısı saniyede 32.768’dir. Bu sayı 2’nin bir kuvveti olduğundan ikilik sistemle çalışan devre elemanlarıyla uyum gösterir ve kolayca ölçümü yapılabilir. Ölçüm yapan devre, 32.768 titreşimi saydığında saniyenin 1 artmasını sağlar. Saat de bu şekilde çalışır.

 

Anolog Saat Özellikleri

Saat, ilk defa MÖ 4000’lerde Mısır’da kullanılmaya başlanmıştır. Mısırlılar, Güneş’in her gün belirli bir düzende doğup battığını keşfetmişti. Bundan yararlanarak güneş saatini icat etmeyi başardılar. Bu saat çeşidinde dik duran bir cismin güneşin geliş açısına göre oluşturduğu gölge boyuna bakılarak saat hesaplanıyordu. Ancak güneş saatinin bir eksikliği vardı. Geceleri güneş olmadığından dolayı çalışamıyordu. Bunun üzerine Antik Mısırlılar kum saati ve su saatini icat ettiler.

Mekanik (analog) saatte, dişlileri çeviren kuvvet, bir ağırlık veya yaydan, zemberekten temin edilir. Zemberek büyük dişli çarkı, bu da pinyon dişliyi çevirir.

Pinyon dişlinin şaftı ikinci dişli çarka bağlıdır. İkinci çark yine bir pinyon dişliyi çevirir.

Bu şekilde seri halde dişli çark-pinyon düzeni eşapman (kaçırma) çatalına kadar ulaşır. Eşapman çatalı dişlilerin dâimâ ileri dönüşünü ve sarkaç veya balans ağırlığına darbeler hâlinde hareket vererek eşit aralıklarla salınımını sağlar.

Saatin sayma düzeni, eşapman çatalı ve buna bağlı sarkaçtır. Dişlilerin dönüş hızı eşapman çatalının müsâadesine bağlıdır.

Eşapman çatalının salınım süresini ise sarkaç boyu veya balans ağırlık yayının boyu etkiler.

Sürtünme kayıplarını azaltmak için, çark şaftlarının iki ucu elmas taşlarla yataklanır. Çarklardan bir kısmının görevi de ses çıkarma düzenini çalıştırmaktır./

 

Şeftali ile Nektarin arasındaki farklar

Şeftali ile Nektarin Arasındaki Fark

  • Şeftali nektarine göre daha tüylüdür.
  • Nektarin şeftaliye göre aroması daha fazla olan bir meyvedir.
  • Nektarin şeftaliye göre daha ufaklı bulunur.
  • Şeftali nektarine göre bol sulu ve daha tatlıdır.
  • Dünyaya Çin’den yayıldığı düşünülen şeftali yaşam ve ölümsüzlük sembolüdür.
  • Şeftali ve nektarinin ağaçları farklıdır.Nektarin ağacında elma aşısı kullanılmaktadır.

[EsnekReklamOrta]

Şeftali Özellikleri

Şeftali (Prunus persica), gülgiller (Rosaceae) familyasından bir yaz meyvesi. Dünyaya Çin’den yayıldığı düşünülen şeftali, uzun yaşam ve ölümsüzlük sembolüdür. Bol sulu ve tatlıdır.

Ilıman iklimi seven bir bitkidir. Genellikle 30 yıl yaşar. Türkiye’de en çok Bursa ve Akdeniz bölgelerinde tarımı yapılır. Meyvesi taze tüketildiği gibi suyu çıkarılarak meyve suyu yapılır. Bu meyvenin ekonomik değeri yüksek olup çok tüketilmektedir. Ağaç boyu genellikle 2 ve 2,5 metre olup yaz mevsiminde meyve verirler. Dona karşı dayanıksızdır.

Şeftalinin içinin geniş kullanım alanının dışında çekirdeği de yakıt olarak kullanılabilir. Çok sayıda olan ve ağacı örten yaprakları, sapında 2-5 adet balozu bezi bulunan kenarları dişli, yeşil renkli ve ok ucu biçimlidir. İlkbaharda erkenden ve yaprağından önce açan pembe renkli çiçekleri yabani güle benzer. Çeşitlerine göre Haziran’dan Eylül ayına kadar olgunlaşan şeftali meyvelerinin pek çok çeşidi (Türkiye’de yaklaşık 64 çeşit) vardır.

Şeftali çekirdeği, kabuğu yakıt olarak kullanılabilir ayrıca bazı fiziksel işlemlerden sonra çekirdeğin içerisindeki tanecik hayvan yemi olarak da kullanılabilir. Şeftali çekirdeğinin kabuğu yakacak olarak kül oranı az ve kükürt oranı düşük bir temiz enerji kaynağıdır. Fırınlarda, seralarda, hamamlarda, kalorifer sistemlerinde, tavuk çiftliklerinde kullanılabilen alternatif bir enerji kaynağıdır. Şeftali çekirdeği gibi ürünler biyokütle olarak adlandırılan sıvı ve gaz yakıtların dışında tutulan yenilenebilir bir enerji kaynağı olarak küresel ısınma, kirlilik, doğal kaynakların azalması gibi sebeplerden dolayı tavsiye edilmektedir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eeftali

Nektarin Özellikleri

Nektarin Ağacı ve Nektarin Meyvesi:

Önceleri botanik adına (Prunus persica) bakılarak şeftalinin anavatanının İran yada Kafkasya olduğu sanılmaktaydı. Ancak zamanla yapılan araştırma çalışmaları, yabani şeftalinin İran’da asla bulunmadığını göstermiştir. Bununla birlikte, anavatanının da Doğu Asya ve Çin olduğu belirlenmiştir (Orta Çin).

Şeftali, dünya üzerinde çok geniş yetişme alanına sahip bir meyve türüdür. Avrupa’nın İngiltere ve kuzey memleketleri (Finlandiya, Norveç, İsveç) dışında hemen her tarafında yetiştirilmektedir. Amerika’ya 16. yy.’ da İspanyol gemicileri tarafından götürülmüştür. Amerika’nın hem kuzey ve hem de güneyinde yetişmekte olup, Avustralya ve Yeni Zellanda’da en fazla yetiştirilen meyve türüdür. Afrika kıtasında da şeftali yetiştirilen alanlar her geçen gün genişlemektedir. Dünya üzerinde en büyük şeftali yetiştiricisi ülkeler sırasıyla; İtalya, ABD, Çin, Yunanistan, İspanya, Fransa, Rusya, Türkiye, Meksika ve Arjantin ‘dir (Anonim,1993).

 

 

 

 

Siyah Zeytin ile Yeşil Zeytin arasındaki farklar

Siyah Zeytin ile Yeşil Zeytin Arasındaki Fark

  • Yeşil zeytin, henüz olgunlaşmadan toplanan ve acı suyundan arındırıldıktan sonra, salamuraya konulan yemeklik zeytin, siyah zeytin ise tam olgun hale geldikten sonra toplanan, hem yemeklik, hem de yağ çıkartmada kullanılan zeytin çeşididir.
  • Yeşil zeytin yaklaşık üç ay bekletilirken siyah zeytin küfelere dizili olarak 15 gün bekletilir.
  • Siyah zeytin yeşil zeytine göre çekirdeğinden daha kolay ayrılır.
  • Siyah zeytini genelliklesele zeytin olarak tüketiriz. yeşil zeytini ise,kırık zeytin,çizik zeytin,biberli zeytin gibi şekillerde tüketiriz.
  • Genel olarak olgunlaşmamış besinler olgunlaşmış olanlara göre daha sağlıklıdır. Çünkü vitaminlerçok hassastır bu yüzden yeşil zeytin daha sağlıklıdır.

[EsnekReklamOrta]

Siyah Zeytin Özellikleri

Siyah zeytin , tam olgun hale geldikten sonra toplanan, hem yemeklik, hem de yağ çıkartmada kullanılan zeytin çeşididir. Siyah zeytin suda ve kuru salamura olmak üzere iki şekilde hazırlanır. Suda salamurada zeytinler, suyun içerisinde 30 gün boyunca kapağı kapalı olarak bekletilir. Kuru salamurada ise zeytinler, kalın tuzlarla birlikte, küfelere dizili olarak 15 gün bekletilir.

En çok tüketildiği yerler, Türkiye ve Yunanistan”dır.

Yeşil Zeytin Özellikleri

Ağacın üzerinde hafiften sarı veya çok az morlaşmaya başladığında toplanarak işlenmesidir. Ağaçtan elle toplanan zeytinler yaralı olanlardan ve dal ve yapraklarından ayıklanıp temizlenir. Boylama işlemine tabi tutulan zeytinler büyük tanklarda veya havuzlarda acılığı gidene kadar sudkostik eriyiği ile yıkanır. Yıkama işlemi birkaç kez tekrar edildikten sonra fıçılara doldurulup 2,5–3 ay bekletilir. Yeşil zeytin çizme, kırma, İspanyol usulü ve dolgulu zeytin yöntemi ile yapılır.

 

İyonik Bağ ile Kovalent Bağ Arasındaki Fark

İyonik Bağ ile Kovalent Bağ Arasındaki Fark

  • İyonik bağ elektron alışverişi ile gerçekleşirken kovalent bağ elektronların ortaklaşa kullanılması sonucu oluşur.
  • Kovalent Bağ molekül oluştururken kovalent bağ molekül oluşturmaz.
  • Kovalent bağ son katmanların iç içe geçmesi ve elektronların ortaklaşa kullanılması sonucu oluşurken kovalent bağzıt yüklü iyonların birbirlerine yakın durması sonucu oluşur.
  • İyonik bağ son katmanında 1,2,3 elektron bulunduran elementlerle (Metaller),son katmanında 5,6,7 elektron bulunduran elementler (ametaller) arasında gerçekleşirken ,kovalent bağ son katmanında 5,6,7  elektron bulunduran elementlerin (ametaller)elektronlar ortaklaşa kullanmılması sonucu oluşur.
  • Kovalent bağ durumunda, her atomun etrafındaki moleküler geometri, VSEPR kuralları ile belirlenirken, iyonik malzemelerde geometri, maksimum sıkıpaket kurallarını takip eder.

[EsnekReklamOrta]

İyonik Bağ Özellikleri

En dıştaki yörüngeleri dolu olan atomlar oldukça kararlı durumdadırlar, başka atomlarla bileşik oluşturma eğilimi göstermezler. Sadece soygazların yörüngeleri tamamen doludur, diğer grupların dış kabuklarında eksik ya da fazla elektron bulunmaktadır.Oysa atom, tüm yörüngelerinin dolu olması yönelimindedir ve eğer dolu değilse bunu sağlamaya yönelecektir. Bu konumda atomun başına iki farklı olay gelebilir, dış kabuktaki elektronlardan kurtularak zaten dolu olan bir alttaki kabuğu son kabuk haline getirmek ya da dış kabuğu dışarıdan elektron alarak tamamlamak.

Elektron verme eğiliminde olan bir atomla elektron alma eğilimindeki bir atom reaksiyon alanına girdiklerinde, aralarında bir elektron alışverişi olur. Bunun sonucunda elektron alan atom negatif iyon (anyon), elektron veren atom ise pozitif iyon (katyon) haline gelecektir. Bu şekilde aralarında elektrostatik çekme kuvvetioluşan atomlar iyonik bağlı bir bileşik oluştururlar.

İyonik bağ oluşumunda, metal, düşük elektronegatifliği nedeniyle bir elektron vererek pozitif bir iyon (katyon) oluşturur. Normal sofra tuzunda, sodyum ile kloriyonları birbirlerine iyonik bağ ile bağlıdır. İyonik bağ genellikle metallerle ametaller arasında gerçekleşir. Ametal atomlarının elektronegatifliği yüksektir ve kolayca elektron alıp negatif iyon (anyon) oluşturabilirler. Dolayısıyla, iki veya daha fazla iyon, elektrostatik kuvvetlerin etkisiyle birbirlerini çekerler. Bu tür bağlar, hidrojen bağından daha kuvvetli fakat kovalent bağ ile hemen hemen aynı kuvvettedir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0yonik_ba%C4%9F

Kovalent Bağ Özellikleri

Kovalent bağ, iki atom arasında, bir veya daha fazla elektronun paylaşılmasıyla karakterize edilen kimyasal bağın bir tanımıdır. Genellikle bağ, ortaya çıkan molekülü bir arada tutan ortak çekim gücü olarak tanımlanabilir. Paylaşılan elektron ya da elektronlar, her iki çekirdek etrafında dolanacaklar, iki çekirdek arasındaki bölgede daha uzun süre bulundukları için bu bölgede (-) yüklü bir alan oluşturacaklardır. Bu alan, her iki çekirdeğe bir çekme kuvveti uygulayarak bir bağ oluşturur.

Kovalent bağ, söz konusu atomların dış yörüngelerinin dolması ile meydana gelir. Bu tür bağlar, moleküller arası hidrojen bağındandaima daha güçlü, iyonik bağ ile ise ya aynı güçte ya da daha güçlüdür.

Bazı inorganik maddelerin hidrojen( H), amonyak(NH3),klor(Cl), su(H2O) ve azot(N) molekülleri ile tüm organik maddelerin molekülleri kovalent bağ ile bir arada tutulmaktadır.

Kovalent bağ (iyonik ve metalik bağın tersine) yönlüdür; bağ açılarının etkileşimin gücü üzerinde etkisi büyüktür. Bu etkinin kaynağı, kovalent bağların, atomik yörüngelerin üst üste binmesiyle oluşmasından ileri gelir. Atomik yörüngeler (p, d, ve f orbitalleri) hepsi yönlü karakterde olup, bağlanma esnasında önemli ölçüde yöne bağlı etkileşime neden olurlar.

Kovalent bağ, genellikle benzer elektronegatifliğe sahip atomlar arasında gerçekleşir. Bu nedenle ametaller, daha kolaylıkla kovalent bağı tercih eder ve metaller de kolayca yerlerinden oynatılabilen elektronların daha serbestçe dolaşabildiği metalik bağ yaparlar. Ametallerde bir elektronun serbest kalması daha zordur, dolayısıyla benzer elektronegatifliğe sahip bir madde ile birleşme söz konusu olduğunda o elektronun paylaşılması tek seçenek haline gelir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kovalent_ba%C4%9F

Yeşil Elma ile Kırmızı Elma arasındaki farklar

Yeşil Elma ile Kırmızı Elma Arasındaki Fark

  • Şeker hastaları genellikle yeşil elma yerine kırmızı elma tüketirler.
  • Yeşil elma karbonhidrat ve daha çok lif içermesi durumundan sağlığa daha faydalıdır.
  • Yeşil elma kırmızı elma ile kıyaslandığında güzellik açısından daha faydalı görünmektedir.
  • Yeşil elmanın içeriğinde bol miktarda lif olması nedeni ile de sağlıklı bir diyet için daha uygun görülmektedir.
  • Yeşil elma her açıdan sağlıklı görüldüğü gibi A, B, C ve E vitaminleri sayesinde cilt kanseri ve bakımı konusunda da etkilidir.

[EsnekReklamOrta]

Yeşil Elma Özellikleri

Yeşil Elma enerji kaynağı ve vitamin deposu olan bir besindir. İçerisindeki en önemli vitamin C vitamini olup bununlar beraber,B1, B2, PP, B5, B9, Provitamin A ve E vitamini de bulunur. Vitaminlerin yoğunluğu kabuk altında olduğu için özellikle kabuğu ile tüketilmelidir. Oldukça düşük kalorili olan Yeşil Elma diyetlerin en önemli besinidir. Sabahları aç karnına tüketildiğinde Yeşil Elma kanı temizleyip vücuttaki toksinlerin atılmasını sağlar. 

Yeşil Elmanın Yararları (Faydaları) 

  • Yeşil Elma Böbrekleri temizler.
  • Kolesterolü düşürmekte yardımcıdır Yeşil Elma
  • Yeşil Elma romatizma rahatsızlığına ve de Gut rahatsızlığına da iyi gelmektedir.
  • Uyku problemi çekenlerinde yardımcısı olur Yeşil Elma.
  • Yeşil Elma kan şekerini dengede tutmaktadır.
  • Bağırsak parazitlerini Yeşil Elma sayesinde dökebilirsiniz.
  • Yeşil Elma iyi bir antioksidandır vücudu temizler.
  • Fazla lifli yapısı olan Yeşil Elma sindirim sistemi içinde çok faydalıdır. Kabızlık problemi için özellikle kabuğuyla tüketilmelidir, çünkü lif yoğunluğu kabuğundadır.
  • Diyet yapanların en aranılan besinlerindendir Yeşil Elma.
  • Yeşil Elma ayın zamanda nefesi de rahatlatmaktadır, sigara içenler için sigaranın ciğerlere verdiği zararların temizlenmesinde yardımcı olur.

Kırmızı Elma Özellikleri

Dünyanın en çok tüketilen meyvesi olan elma, yaklaşık olarak 25 farklı türe sahiptir. Anayurdu asya olan elma, ülkemizde de birçok farklı çeşidiyle yetiştirilmekte ve tüketilmektedir. Tam anlamıyla büyük bir vitamin kaynağı olan elma, C, B1, B2, PP, B5 ve E vitamini içermektedir. En önemli vitaminlerden biri olan C vitamini elmanın kabuğunda ve kabuğunun hemen altında yoğun olarak bulunmaktadır. Bu nedenle elmayı kabuğuyla tüketmek tavsiye edilmektedir. Elmayı kabuğuyla yemenin bir diğer önemli faydası ise yüksek lifli yapısı ile sindirimi kolaylaştırmasıdır.

Kas yapısına ve sinir sistemine olumlu etki yapmasıyla, vücuttaki hücrelerin iyi çalışmasına ve dokuların sağlığına katkıda bulunmasıyla, hücrelere sağladığı enerji ile vücuda enerji vermesiyle, saça ve deriye sağlık kazandırmasıyla elma eşsiz bir sağlık kaynağı olarak görülmektedir. Ayrıca bu meyve antioksidan özelliği ile cildin yaşlanmasını da geciktirmektedir. İçinde bulundurduğu birbirinden yararlı vitaminlerin yanı sıra magnezyum, fosfor, potasyum, kalsiyum, demir, çinko ve manganez gibi birçok etken maddeyle de insan sağlığına büyük katkı sağlamaktadır. Kasların formunun korunmasına, böbreklerin temizlenmesine, yüksek tansiyonun önüne geçilmesine ve kan şekerinin kontrol altında tutulmasına katkıda bulunan elma, romatizma ve gut hastalığına da iyi gelmektedir. Ayrıca kötü kolesterolü düşürürken, iyi kolesterolü arttırmaktadır. Kan basıncını da düzenleyen elma, diş sağlığı için de bir hayli faydalıdır. Bağırsak paraziti sorunu yaşayanlar için de düzenli tüketildiği zaman, bu sorun için etkili bir çözüm olan elma, bağırsak parazitlerini temizlemektedir. Görüldüğü gibi elmanın faydaları, insan sağlığına saymakla bitmeyecek kadar fazladır. Fiyat olarak da bir hayli uygun olan bu meyveden haftada en az beş adet tüketilmesi uzmanlar tarafından önerilmektedir.