Yazar arşivleri: cemseckin

Evrim ve Devrim arasındaki farklar

Evrim ve Devrim arasındaki başlıca farklar;

  • İkisininde temelinde bir durumdan başka bir duruma geçiş, değişim, dönüşüm vardır,
  • Devrimler genellikle hızlı şekilde olurlar,
  • Evrimler ise yıllar veya çağlar sonucunda gerçekleşir,
  • Devrimler genellikle köklü ve temelli değişim şeklinde olur,
  • Darbe ve Devrim aynı kavramlar değildir,
  • Evrim, canlı türlerinin nesiller boyunca değişime uğrayarak ilk halinden başka hallere dönüşmesidir,
  • Evrim, organik ve biyolojik olarak ikiye ayrılabilir,
  • Devrim, var olan yönetim, davranış veya bir toplumsal hareketin yok olup yerine başka durumların getirildiği köklü değişikliklerdir,
  • Günümüzdeki evrim kavramı, 1859 yılında Charles Darwin tarafından ortaya atılmış kuram üstüne kuruludur,

Detaylı Açıklamalar;

1800’lerde, bilim adamları türlerin değiştiğini veya dönüşüp dönüşmediğini sorgulamaya başladılar

Lamarckın düşüncesi, eğer bir hayvan yaşam periyodu boyunca bir karakterini geliştirirse, onu gelecek nesile aktarabilir.

Zürafa görüşü…

Kuvvetler yeryüzü şekillerini değiştirir

Değişim yavaş gerçekleşir,

Dünyanın yaşı binlerce yıldan çok çok daha fazla yaşlıdır

Coğrafik yapılar birleşebilir veya ayrılabilir

Darwin bu bilgiler ışığında, eğer yer küre zaman içerisinde değişmişse, peki canlı organizmalara ne olmuştu? sorusunu sordu.

Yaklaşık benzer tarihlerde, William Smith gibi jeologlarda Britanyanın Kaya ve fosil haritalamasını yapıyordu. Bu bilim adamları geçmişte günümüzde yaşayan türlerden farklı türlerin var olduğunu ortaya koydular

1831-1836, yılları arasında Genç bilim adamı olarak HMS Beagle gemisi ile dünya turunu yaptı.

Bu gezi sırasında yaşamın inanılmaz çeşitliliği ile büyülenmiş ve bunun kökeninin ne olabileceğini merak etmiştir.

Darwin, 1859 yılında basılan Origin of Species kitabında, Bir türden diğerinin nasıl oluşabilceğini sunmuştur.

Sınırlı besin ortamında, rekabetin anlamı sadece en uygunun hayatta kalabilmesidir.

Bu durum en iyi uyum sağlayan bireylerin doğal seçilimine neden olacak ve yeni bir türün evrimleşmesi ile sonuçlanacaktır

Darwinin Doğal Seçilim yoluyla Evrim fikri büyük bir tartışma ile karşılaşmıştı.

En ünlü tartışma 1860 yılında piskopos Wilberforce ile Darwin’in “bulldog”u olarak anılan Thomas Henry Huxley arasında gerçekleşmiştir.

Herne kadar Evrimciler tartışmalarda daha üstün olsalarda, o dönemde az bir kitle tarafından fikir kabul görmüştür.

Charles Darwin ile aynı zamanlarda evrim kuramı konusunda çalışmıştır.

Darwini harekete geçiren kişidir.

Darwin ile Wallace evrim teorisi ve doğal seçilim üzerine beraberce bir tez yazıp yayımlamışlardır.

Sonraları Darwin’le bazı noktalarda görüş ayrılığına düşen Wallace, zihinsel gücün gelişmesinde Darwin’den farklı olarak doğal seçmenin dışında biyolojik olmayan etkenlerin rol oynadığını savunmuştur.

Zekat ve Sadaka arasındaki farklar

Zekat ve Sadaka arasındaki başlıca farklar;

  • Zekat durumu iyi olan her Müslümanın yılda bir defa vermesi gereken İslam’ın beş şartından birisidir,
  • Sadaka ise İslam’ın şartlarından olmayıp bir dinen bir mecburiyeti bulunmamaktadır,
  • Zekat vermek için akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış olmak gerekir, Sadakada bu şartlar aranmaz,
  • Herkes sadaka verebilir,
  • “Bir sadaka bin belayı def eder” şeklinde atasözü mevcuttur,
  • Zekatın sözlük anlamı artma, çoğalma, bereket ve temizliktir,
  • Zekat vermek için kişinin kimseye borcu olmaması gerekir, veya önce borçlarını kapatarak refaha eriştikten sonra zekat verebilir,
  • Zekâtın, hicretin ikinci yılında, Ramazan orucundan sonra farz kılındığına inanılır.
  • Kur’an-ı Kerim de zekâttan bahsedilen ayetler şunlardır; Ahzap Suresi 33, Araf 156, Bakara 43, 83, 110, 177, 277, Beyyine 5, Enbiya 73, Fussilet 7, Hac 41, 78, Lokman 4, Maide 12, 55, Meryem 31, 55, Mücadele 13, Müminun 4, Müzzemmil 20, Neml 3, Nisa 77, 162, Nur 37, 56, Rum 39, Tevbe 5, 11, 18, 60, 71. ayetleri.

Detaylı Açıklamalar;

Sözlükte artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hâl ve övgü anlamlarna gelen zekât, dinî bir terim olarak, belirli bir malın bir kısmının Allah rızası için dinen zekât alabilecek durumdaki muayyen kişilere verilmesi demektir. Malî ibadetlerden biri olan zekât, ‹slam’ın beş temel esasından olup, hicretin ikinci yılında Medine’de farz kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin…” (Bakara, 2/43, 110; Hac, 22/78; Nur, 24/56; Mü- cadele, 58/13; Müzzemmil, 73/20); “Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, arıtıp yücelteceğin bir sadaka al ve onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah işitendi

Zekât kimlere farzdır?
Bir kimsenin zekât vermekle mükellef olması için Müslüman, hür, akıllı, büluğ çağına erişmiş olması; borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla hakikaten ya da hükmen artıcı mahiyette yani kazanç sağlayıcı nitelikte ve üzerinden bir yıl geçmiş nisap miktarı mala sahip olması gerekir.

Nisap ne demektir? Miktarı ne kadardır?
Nisap, zekât, sadaka-i fıtır ve kurban gibi ibadetler için konulan bir zenginlik ölçüsüdür. Nisap, asgarî zenginlik ölçüsü şeklinde de tanımlanabilir. Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olarak bu kadar mala sahip olan kişi dinen zengin sayılır. Böyle bir kişi, zekât veya sadaka alamayacağı gibi; sadaka-i fıtır vermek ve kurban kesmekle de yü- kümlü olur. Borçtan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olan bu malın artıcı olması ve üstünden bir yıl geçmesi hâlinde zekâtının verilmesi gerekir. Zenginliğin asgari sınırı olan “nisap” Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir.
Bu asgarî sınırlar, o dönem ‹slam toplumunun ortalama hayat standardını ve zenginlik ölçüsünü göstermektedir. Hadislerde belirlenen nisap miktarları şöyle sıralanabilir; 80,18 gr. altın veya bunun tutarında para veya ticaret malı; 40 koyun veya keçi, 30 sığır, 5 deve. Nisap miktarının belirlenmesinde kullanılan bu malların, o dönemin en yaygın zenginlik aracı olduğu açıktır. Nisabın bu mallar üzerinden belirlenmesi, sosyal ve ekonomik şartların fazla değişmediği ileriki dö- nemlerde de aynen korunmuştur

Taksitli olarak zekât verilebilir mi?

Asıl olan kişinin üzerine terettüp eden zekâtı ödemesidir. Bu itibarla, zekât bir defada ödenebileceği gibi, taksitle de ödenebilir.
Zekât vermenin belirli bir zamanı var mıdır?

Zekât vermenin belli bir zamanı olmayıp, farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir ayı veya Ramazanı beklemeye gerek yoktur. Zekât vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekâtlarını vermeleri uygun olur.

Ticaret malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir mi?

Ticaret mallarının zekâtı, malın değeri üzerinden hesaplanıp parayla verilebileceği gibi, malın kendi cinsinden de verilebilir.

Ticaret malının zekâtı neye göre hesaplanır?

Kâr amacıyla alınıp satılan mallara “ticaret malları” denir. Borçtan ve aslî ihtiyaçlarından fazla 80.18 gr. altın değerinde ticaret malına sahip olan kişinin, bu malın elde edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesi hâlinde, kırkta bir (%2,5) oranında zekâtını vermesi gerekir. Sıkça Sorulanlar 15 Zekât, ileride elde edilmesi muhtemel kârdan değil, mevcut sermayeden ödenmesi gereken mali bir ibadettir. Bu itibarla, ticaret malının zekâtı verilirken, kârsız olarak zekâtının verildiği tarihteki değeri esas alınır.

Alacakların zekâtı nasıl verilir?

Geri ödeneceği kesin olan alacakların, her yıl alacaklı tarafından zekâtlarının ödenmesi gerekir. Alacak tahsil edilmeden önce zekâtı verilmemişse, tahsil edildikten sonra, geçmiş yıllara ait zekâtlar da ödenmelidir. İnkâr edilen veya geri alınma ihtimali olmayan alacakların her yıl zekâtının verilmesi gerekmez. ayet böyle bir alacak daha sonra ödenirse, alacaklı bu tarihten itibaren zekât mükellefi olur; geçmiş yıllar için zekât ödemez.

Alacaklar zekâta mahsup edilebilir mi?

Ödeme güçlüğü çeken borçlu kişi, kendisine zekât verilebilecek kişilerden ise, böyle bir kişide alacağı bulunan kişi, ondaki alacaklarını zekâta mahsup edebilir.

Arazî mahsulünden zekât verilmesi gerekir mi?

Odun, kamış (şeker kamışı hariç) ve ottan başka topraktan elde edilen her türlü ürünün, nisap

Sadaka vermenin faydaları nelerdir?
1- Sadakalar günahlara keffaret, cehennem ateşine karşı siperdir. Peygamber Efendimiz, bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Bir hurma ile de olsa sadaka verin. Çünkü o bir hurma, açlığı giderir. Su ateşi söndürdüğü gibi hataları da söndürür, yok eder.” “Bir hurmanın yarısı ile bile olsa Cehennem ateşinden korunun. Onu da bulamazsanız, tatlı ve güzel söz söyleyin. (Bu da sadaka yerini tutar).”
2- Sadakalar kıyamette, sahibini mahşer gününün dehşetinden korur. Peygamberimiz bu hususu şu şekilde belirtmişlerdir:
“Kıyamet günü hesap görülünceye kadar, herkes sadakasının gölgesinde olacaktır.”
3- Sadakalar Cenab-ı Hakk`ın gazabını da söndürür. Hadiste: “Gizli sadaka, aziz ve celil olan Allah Teala`nın gazabını teskin eder” buyurulmuştur.
4- Sadakalar bela ve musibetleri de def`ederler. Peygamberimiz:
“Sadaka, belaları def`eder” buyurmuştur. İnsan, kendisinden bir şeyler isteyen kimseyi boş çevirmemeli, elinden geldiğince ona bir şeyler vermeye çalışmalıdır. Resulüllah Efendimizin şu ikazını hiçbir zaman unutmamalıdır: “Sail (dilenci) sadık olup, cidden muhtaç halde ise, onu kovan felah bulmaz.”
Hz. İsa (A.S.): “İsteyen kimseyi eli boş çeviren eve, bir hafta melekler uğramaz” buyurmuştur. Peygamber Efendimiz, bir muhtaca vereceği sadakayı bizzat kendi eliyle verir, araya başka birini vasıta kılmazdı… Sadakanın gizli verilmesi efdaldir.
Nitekim Peygamberimiz: “Üç şey iyilik hazinelerindendir. Biri de verdiği sadakayı gizlemektir” buyurmuştur. Kur`an`da da sadakalar gizli verilmeğe teşvik edilmiştir: “Eğer sadakaları gizler ve gizlice fakirlere verirseniz; işte bu sizin için daha hayırlıdır.” (el-Bakare, 271). Sadakayı gizli vermenin en mühim faydası, sadakayı verenin riyadan kurtulmasıdır. Ayrıca, sadaka alanın da şeref ve haysiyeti rencide olmaktan korunmuş olacaktır.

Öznel ve Nesnel arasındaki farklar

Öznel ve Nesnel arasındaki başlıca farklar;

  • Öznel, Subjektif yani yorumu kişiden kişiye göre değişebilen anlatım biçimidir.
  • Nesnel ise Objektif yani yorumu kişiden kişiye göre değişmeyen anlatım biçimidir,
  • Nesnel anlatım, insanlar için aynı olan, kanıtlanabilir ve doğrulanabilirdir,
  • Yazılarda ikisi de birlikte kullanılabilir,
  • Öznel ve Nesnel kavramlarını daha iyi anlamak için Objektif ve Subjektif arasındaki ilişkiyi incelemekte fayda vardır,
  • En güzel renk, En güzel araba, En iyi film gibi sözcüklerle başlayan kelimeler öznel ifadeler olup kişinin kendi görüşünü temsil eder,
  • Nesnel anlatımlar deney ve gözlemlere dayanır,
  • Öznel anlatımlara eleştiri ve itiraz yapılabilinir,
  • Nesnel anlatımlara ise eleştiri ve itiraz yapılamaz,

Öznel anlatım örnekleri;

  • The Godfather gelmiş geçmiş en iyi filmdir,
  • Beşiktaş Türkiye’nin en iyi Dünya’nın önde gelen futbol takımıdır,
  • Bence Türk sineması zor yıllar geçiriyor,

Nesnel anlatım örnekler,

  • Türkiye’nin nüfusu en yoğun olduğu yer İstanbul’dur,
  • Çekirdek aileyi anne,baba ve çocuklar oluşturur,a
  • Ülkemiz 7 coğrafik bölgeye ayrılır,

Diğer Açıklamalar,

Öznel, bir yargının kişiye bağlı olarak değer biçilmesi (kazanılması) için söylenmektedir. Biçilen (atanan) değer açısından bakıldığında kişiden kişiye göre değişen, herkes için farklı olan değer.

Pozitif bilimler kişiden kişiye değişmeyen değerlerin varlığını savunmaktadır. Öznel değerlerin ise nesnel bilgilerin karşıtı olarak bireysel bilgi ile kazanıldığını söylemektedir. Günümüzün pozitif bilim teorileri hem nesnel hem de öznel bilgileri bilgi olarak kabul etmektedir.

Nesnel; öznel, kişiye özgü olmayan, tamamen kanıtlanabilir yargılardır. Hiçbir zaman nesnel yargılara kişi kendi düşüncesini katmaz. Eğer katarsa nesnel değil, öznel bir yargı besler.

Anlatım veya ifade; duygu, düşünce ve olguların yazılı veya sözlü olarak karşı tarafa bildirilmesi. Anlatım, sözcüklerin belirli dilbilgisi kurallarına uyarak, anlamlı şekilde bir araya getirilmesidir.

Başarılı bir anlatım, “hazırlık” ve “anlatma” safhalarından oluşur. Hazırlık safhası ise “buluş” ve “düzenleyiş”ten meydana gelir.

  • Doğru anlatım: Dilbilgisi kurallarına uygun olarak gerçekleşen anlatımdır.
  • İyi anlatım: Konunun en iyi anlaşılabileceği biçimde gerçekleşen anlatımdır. Anlatıcının konuya hazırlıklı olması gerekir.
  • Güzel anlatım: Zengin bir hayal gücünün ürünü olan, gerektiğinde edebî sanatlarla süslü anlatımdır.

Radyoterapi ve Kemoterapi arasındaki farklar

Radyoterapi ve Kemoterapi arasındaki Öne Çıkan Farklar;

  • Radyoterapi hasta kişinin vücudunun belirli bir kısmı için yapılan tedavidir,
  • Kemoterapi ise hastanın tüm vücudu için uygulanan tedavi biçimidir,
  • Radyoterapi vücudun bir bölgesindeki kanser hücresine uygulanır,
  • Kemoterapi ise vücuda yayılan kanser hücrelerinin tümü için uygulanır,
  • Kemoterapide ilaç tedavisi kullanılır,
  • Radyoterapide radyoaktif ışınlar ile tedavi edilir,
  • Kemoterapi tüm vücudu etkilediği için  yan etkileri daha fazla olabilir,
  • Radyoterapi sırasında hasta genellikle acı duymaz,
  • Radyoterapi 10-20 dk arası sürebilir,
  • İki tedavide kanser hücrelerinin yayılıp büyümesini önleyip yok etmek için uygulanır,
  • Kemoterapi sonrası hastada halsizlik, bulantı ve kusma gözlemlenebilir,

[EsnekReklamOrta]

Detaylı açıklamalar

Kemoterapi Nedir? Amaçları Nelerdir?

Kemoterapi, kanser hücrelerini yok etmek veya bu hücrelerin büyümesini kontrol altına almak için antikanser ilaçlar kullanılarak yapılan tedavidir. Kanser tedavisinde tek başına veya cerrahi ve radyoterapi ile birlikte uygulanabilir.
Kanser tedavisinde kemoterapinin amacı hastalığın tipine ve yaygınlığına göre değişmektedir. Kemoterapi uygulamadaki amaçlar:

Hastalığı tedavi etmek

Kanser hücrelerinin çoğalmasını önleyip, yayılmasını      yavaşlatarak hastalığın kontrol altına alınmasını sağlamak

  1. Hastalığa bağlı şikayet ve belirtileri ortadan kaldırarak kişinin yaşam kalitesini artırmak
  2. Cerrahi veya radyoterapi sonrası uygulandığında  hastalık nüksünü azaltmak
  3. Cerrahi veya radyoterapi öncesi uygulanarak yapılacak lokal tedavileri kolaylaştırmak

Kemoterapi İlaçları Nasıl Etki Eder?

Vücuttaki normal ve sağlıklı hücrelerin gelişim ve ölüm süreci bir düzen ve kontrol içinde yürür. Oysa kanser hücrelerinin büyümesi ve ölümü bu kontrol sürecinden çıkmıştır ve bu hücreler kontrolsüz bir şeklide büyüyüp çoğalmaya başlar. Kemoterapi ilaçlarının hemen hepsi kan yolu ile vücuda dağılarak kontrolsüz çoğalan hücrelere ulaşarak bu hücreleri öldürür veya kontrolsüz büyümesine engel olur. Kemoterapi ilaçları bir taraftan bu kötü hücreleri yok ederken diğer taraftan vücuttaki normal hücreler üzerine de etki etmektedir. Bu da vücutta kemoterapiye bağlı bir takım yan etkiler ile kendini gösterir. Ancak mevcut ilaçların normal hücreler üzerine olan istenmeyen bu etkileri geçicidir.

Kemoterapi Nasıl ve Nerede Verilir?

Kemoterapi ilaçlarının vücuttaki uygulama şekli farklı yollarla olabilir. Halen tedavi uygulamada dört farklı yol kullanılmaktadır:

  1. Ağız yoluyla (oral). İlaçlar hap, kapsül veya solüsyon   tarzında ağızdan alınabilir.
  2. Damar yoluyla (intravenöz). Kemoterapi ilaçlarının en sık uygulandığı yöntemdir. İlaçlar seruma katılarak veya doğrudan enjektör      ile damar içine verilerek yapılan uygulamadır. Genelde kol ve el üstündeki   damarlar bu işlem için kullanılır. Damardan tedavi uygulamalarında bazen  port, kateter ve pompa gibi farklı aletler de kullanılabilmektedir.
  3. Enjeksiyon yoluyla. İlaçlar bazen kas içine (intramusküler)  veya cilt altına (subkutan) direkt enjeksiyon yolu ile verilebilir. Diğer  bir enjeksiyon yöntemi de ilacın direk tümör dokusu içerisine   uygulanmasıdır (intralezyoner).
  4. Haricen cilt üstüne (topikal). İlacın direkt dışardan  cilt üzerine uygulanmasıdır.

Kemoterapi ilaçları evde, hastahane ortamında veya özel merkezlerde uygulanabilir. Tedavinin nerede uygulanacağına ilacın veriliş şekline; hastanın genel durumuna, hastanın ve doktorunun tercihlerine göre karar verilir. Hastanede yapılacak uygulama yatarak veya ayaktan kemoterapi ünitelerinde yapılabilir.

Kemoterapi Günlük Yaşantıyı Nasıl Etkiler ve Hasta Ne Hisseder?

Kemoterapi alırken hastalarda tedaviye bağlı hoş olmayan çeşitli yan etkiler gelişse de birçok hasta günlük yaşantısında ciddi kısıtlamalar yapmadan hayatını devam ettirmektedir. Genelde bu yan etkilerin şiddeti alınan ilaçların çeşidine ve yoğunluğuna göre değişmektedir. Hastanın genel durumu, hastalığının yaygınlığı ve hastalığın yol açtığı belirtiler de bu süreci etkileyebilmektedir. Kemoterapi tedavisi alırken birçok hasta çalışma hayatlarına devam edebilmektedir, ancak bazen tedavi sonrası yorgunluk ve benzeri semptomlar çok olursa hasta bu dönemi akitvitelerinde kısıtlamaya giderek istirahatle geçirebilir. Her ne kadar tedaviye bağlı bir takım şikayetler olsa bile bu hastaların kendilerini toplumdan izole etmelerini ve günlük yaşamlarında ciddi değişiklikler yapmasını gerektirmez.

Kemoterapi Alırken Hasta Ağrı Hisseder mi?

Kemoterapi ilacı verilirken hasta ağrı hissetmez. Ancak bazen kemoterapi ilacı iğnenin takılı olduğu bölgeden damar dışına sızabilir. Bu da ilacın takılı olduğu bölgede ağrı, kızarıklık, yanma ve şişlik gibi şikayetlere sebep olabilir. Böyle bir durumda hemen tedavi uygulayan hemşireye haber verilip damar yolunun yerinde olup olmadığından emin olana kadar kemoterapi uygulaması durdurulmalıdır, aksi takdirde ilacın damar dışına kaçışı o bölgede ciddi doku hasarına sebep olabilir.

Kemoterapinin Olası Yan Etkileri Nelerdir?

Kemoterapi bir yandan vücuttaki kanserli hücreleri yok etmeye çalışırken diğer yandan normal hücrelere etki ederek yan etkilerin çıkmasına sebep olur. Kemorapiye bağlı olası yan etkiler ve bu yan etkilerin şiddeti, alınan ilaçlara ve kişisel duyarlılıklara göre değişmektedir. Kemoterapi ilaçlarından en çok etkilenen normal hücreler vücutta en hızlı çoğalan hücrelerdir. Hızlı çoğalma yeteneğine sahip bu hücrelerin başında saç, kemik iliğinde gelişim gösteren kan hücreleri, sindirim sistemindeki hücreler gelir. Bu nedenle ilaçların en fazla istenmeyen etkileri bu sistemler üzerinde görülür. Buna rağmen bu hücreler hızlı çoğalma ve yenilenme özelliği sebebi ile kısa sürede çoğalarak kemoterapinin bu olumsuz etkilerini ortadan kaldırırlar.
Kemoterapiye Bağlı En Sık Karşılaşılan Olası Yan Etkiler:

  • Halsizlik: Tedavi sonrası en sık karşılaşılan yan etkilerin  başında gelir. Halsizlik kansızlık (anemi) veya hastanın tükenmişlik  duygusu gibi çok çeşitli sebeplere bağlı olabilir. Eğer sebep kansızlık  ise kan transfüzyonu ile halsizlik ortadan kaldırılabilir, psikolojik  sebeplere bağlı halsizlikte ise bu konuda uzman birinden yardım      alınabilir.
  • Bulantı ve Kusma: Tedavi öncesi hastaların en çok endişe ettiği konuların  başında gelir. Kemoterapiye bağlı bulantı ve kusma tedaviden hemen sonra      ortaya çıkabileceği gibi tedavi bitiminden birkaç gün sonra da ortaya      çıkabilir. Bazen de hastalarda tedaviye başlamadan beklenti bulantısı  denilen bulantı görülebilir. Bulantı ve kusma şikayeti, günümüzde yeni      geliştirilen ilaçlar sayesinde önüne geçilebilecek veya en aza indirilebilecek      bir durumdur.
  • Saç Dökülmesi: Bazı kemoterapi ilaçları geçici olarak saç dökülmesi      yapabilir. Saç dökülmesinin derecesi alınan ilacın cinsine ve dozuna göre      değişmektedir. Genelde saç dökülmesi tedavi başladıktan 2-3 hafta sonra      ortaya çıkar. Bu geçici bir süreçtir, tedavi tamalandıktan 3-4 hafta sonra      saçlar tekrar çıkmaya başlayacaktır.
  • Kan Değerlerinin Düşmesi: Kemoterapi alırken vücutta hem kırmızı kan hücreleri,      hem beyaz kan hücreleri, hem de trombositlerde düşme görülebilir. Bunun      sebebi ilaçların kemik iliğinde kan yapımını baskılamasıdır. Kırmızı kan      hücreleri oksijen taşıyan hücrelerdir ve eksikliğinde; halsizlik, çabuk      yorulma, çarpıntı gibi belirtiler ortaya çıkar. Beyaz kan hücreleri      vücudun mikroplara karşı savunmasında görev yapar ve sayısı azaldığı zaman      kişi çok kolay enfeksiyon kapabilir. Trombositler ise kanın      pıhtılaşmasından sorumludurlar. Sayıca azalmalarında vücutta kolay      morarmalar, kolay burun ve diş eti kanamaları gibi kanamalar görülebilir.
  • Ağız Yaraları: Kemoterapi ilaçları bazen ağız içinde iltihabi      yaralara sebep olabilir. Hastaların ağız hijyenine dikkat etmeleri, çok      sıcak veya çok soğuk içeceklerden kaçınmaları, dudaklarını kremlerle      nemlendirmeleri ağız yaralarının en aza inmesini sağlayacaktır. Ayrıca      ağız içi yaralarda takip eden doktordan da ilave tedaviler noktasında      görüş alınabilir.
  • İshal ve Kabızlık: Kullanılan kemoterapi ilacının cinsine bağlı olarak      hastalarda ishal veya kabızlık görülebilir. Bu şikayetler diyet ve çeşitli      basit ilaç tedavileri ile ortadan kaldırılabilir. Ancak bazen ishal      beklenenden çok daha şiddetli olup damar yolundan sıvı desteği almak      gerekebilir. Böyle bir durumda takip eden doktor haberdar edilmelidir.
  • Cilt ve Tırnak Değişiklikleri: Bazı kemoterapi ilaçları cilt renginde koyulaşma,      soyulma, kızarıklık veya kuruluk gibi belirtilere, tırnaklarda koyulaşma      ve kolay kırılmalara sebep olabilir. Bu durumda kolonya ve alkol gibi      irritan maddelerden uzak durulmalıdır. Ilık su ile pansuman yapılabilir ve      basit nemlendiriciler kullanılabilir. Bu şikayetler genelde ciddi      boyutlarda değildir ve zamanla düzelir, ancak eğer mevcut belirtiler      şiddetli ise mutlaka takip eden doktor haberdar edilmelidir.

Kemoterapi Alırken Hasta Nelere Dikkat Etmelidir?

Daha öncede bahsedildiği gibi kemoterapinin istenmeyen bazı yan etkileri olabilmektedir. Bu nedenle aktif tedavi almakta olan hastaların günlük yaşantılarını fazla etkilememekle birlikte dikkat etmeleri gereken bazı önemli noktalar ve uymaları gereken bazı kurallar vardır. Bu hususlardan bazıları:

  • Derece kullanmayı öğrenmelidir. Çünkü yüksek ateş ile      birlikte beyaz küre sayısının düşmesi halinde acil tedavi gerekliliği      vardır. Ateşi yükselen her hasta mutlaka bir sağlık kuruluşuna      başvurmalıdır.
  • Enfeksiyonu olan bireylerden uzak durulmalıdır. Ayrıca  çevresindekilerle sarılma, öpüşme gibi yakın temastan kaçınmalıdır.
  • Havasız, tozlu, sigara dumanı olan ortamlardan uzak durmalı, odasını sık sık havalandırmalıdır. Sigara kullanıyorsa azaltmalı      ve bırakamaya çalışmalıdır.
  • Meyve ve sebzeleri iyice yıkamalı, sütü pastörize veya    iyice kaynatıp içmelidir.
  • Doktoru tarafından sıvı kısıtlaması önerilmediği sürece  bol sıvı almalı, özellikle yaz aylarında aldığı sıvı miktarını      arttırmalıdır.
  • İştahsızlık ve bulantı nedeni ile yemek yemede      zorlanıyorsa az az ve sık sık yemeye çalışmalıdır.
  • Mümkünse dışarıda, özellikle temizliğinden emin  olmadığı yerlerde yemek yememelidir.
  • Gerek ağız gerekse vücut temizliğine özen göstermeli, tırnaklarını derin kesmemeli, traş olurken jilet kullanmamalıdır.
  • Tedavi alırken ve sonrasında kontrollerini aksatmamalı ve özellikle yaşadığı kemoterapi yan etkileri konusunda doktorunu      bilgilendirmelidir.
  • Kemoterapi alırken gerek diş çekimi, gerekse önerilen diğer tedaviler noktasında mutlaka takip eden doktorundan görüş almalıdır.

http://kanser.gov.tr/kanser/kanser-tedavisi/37-kemoterapi.html#sthash.jByIQzOo.dpuf


Radyoterapi hastalığın tedavi edilmesi için radyasyonun, genellikle X-ışınlarının, kullanılması anlamına gelmektedir. X-ışınları 1895 yılında keşfedilmiştir ve bu tarihten itibaren radyasyon teşhis ve tanı (röntgen) ve tedavi (radyoterapi) amacıyla tıpta kullanılmaktadır.

Doktorlar tıpta radyoterapinin kullanılmasıyla ilgili çok fazla deneyim yaşamışlardır. Kansere sahip 10 hastanın yaklaşık 4’ü (%40) tedavisinin bir parçası olarak radyoterapi almaktadır. Bu işlem çeşitli şekillerde gerçekleştirilebilir:

Eksternal radyoterapi olarak vücut dışından, X-ışınları, kobalt ışınlama, elektronlar ve proton gibi çok daha nadir diğer parçacıkları kullanarak
İnternal radyoterapi olarak vücut içinden, kanser hücreleri tarafından alınacak bir sıvının içilmesi ya da radyoaktif maddenin tümörün içine ya da yakınına bırakılması yoluyla

Radyoterapi nasıl çalışır?

Radyoterapi, tedavi alanındaki kanser hücrelerinin DNA’larına zarar vererek onları yok eder. Normal hücreler de radyasyondan etkilenmelerine rağmen kanser hücrelerine nazaran kendilerini daha iyi onarmaktadırlar.

Radyoterapiyi genellikle bir kaç gün ya da bir kaç hafta devam eden bir tedavi serisi olarak alırsınız. Her bir tedavi fraksiyon olarak adlandırılır. Fraksiyonlar genellikle Pazartesi’den Cuma’ya her gün verilir, hafta sonu ise normal hücrelerin onarılmasına yardımcı olmak amacıyla dinlendirilir.  Zarar görmüş olan sağlıklı hücreler genellikle vücudun tamir mekanizmalarının bir parçası olan yeni hücrelerle yer değiştirirler. Bu durum hücrenin tipine ve radyasyonun dozuna bağlı olarak değişir. Ancak eğer hücreler yenilerle değiştirilemezse, yan etkiler kalıcı olabilir.

Tedavi ile ilgili endişeler

Radyoterapi ile ilgili endişeleriniz olabilir ve bu son derece normaldir. Endişelerinizi doktorunuz, hemşireniz ya da radyoloji teknisyeniniz ile paylaşmanın yardımı dokunabilir. Radyoterapinin genel yan etkileri bölümünde; hisler, duygular ve radyoterapi hakkında detaylı bilgiler bulunmaktadır.

Eksternal radyoterapi nerede alınır?

Ekternal radyoterapiyi genellikle ayaktan hasta olarak alırsınız. Bu; size en yakın kanser merkezi ya da birimindeki radyoterapi bölümüne sıklıkla gidip gelmeniz anlamına gelmektedir. Bu birim yerel hastanenizden daha uzakta da olabilir. Radyoterapi bölümü personeli size randevunuz sırasında kullanacağınız hastane park izni verebilir ya da seyahat ücretleri ile ilgili nereden yardım alabileceğinizi söyleyebilir. Eğer kendi başınıza seyahat etmeniz mümkün değilse, personel gereklilik halinde sizin için hastane aracı ya da ambulans ayarlayabilir.

Eğer tedaviyi günün belirli bir zamanında almayı tercih ederseniz, radyoterapi bölümü personelinin bunu bilmesini sağlayın, böylece konuyla ilgili düzenleme yapabilirler. Eğer radyoterapi bölümü evinizden gelmek için çok uzak ise, gerek halinde hastane sizin için kalacak bir otel ayarlayabilir.

Zaten hastanede kalıyorsanız, kaldığınız koğuştan radyoterapi bölümüne gidersiniz.

Eğer bir kanseri iyileştirmeyi hedefleyen tedavi alıyorsanız, genellikle bir kaç hafta içinde bir dizi tedavi alırsınız. Kısa bir süre için hafta içi her gün bir doz radyoterapi alır, haftasonu ise dinlenebilirsiniz. Bazı kişiler günde iki kez ya da birbirini izleyen günlerde tedavi alabilir. Radyoterapi bölümü personeli size tedaviyi ne sıklıkla almanız gerektiği ve ne kadar süreceği ile ilgili açıklama yapacaktır. Araştırma çalışmaları azaltılmış sürede radyoterapi vermeyi üzerine çalışmalar yapmaktadır.

Semptomları kontrol etmek  ya da tümörü küçültmek için yapılan tedavi palyatif tedavi olarak adlandırılmaktadır. Yalnızca tek bir tedavi ya da bir kaç gün sürecek bir tedavi alabilirsiniz.

Eksternal radyoterapi cihazları

Radyoterapi cihazları çok fazla yer kaplamakta ve bu cihazları çalıştırmak ve bakımını yapmak için özel olarak eğitilmiş personel gerekmektedir. Eksternal radyoterapi sağlayan farklı tip cihazlar vardır. Kullanacağınız cihaz tipi sizin radyoterapi uzmanınız (klinik onkolog) tarafından dikkatlice seçilecektir.

Tedavi genellikle günde bir kaç dakikadan daha uzun sürmez. Ancak, radyoterapi alabilmeniz için cihaz içinde sabit bir pozisyonda kalmanız belirli bir süre alabilir. Tedavi sırası ya da hemen öncesinde radyoterapinin doğru alana hedeflendiğinden emin olmak için, cihaz X-ışınları alabilir ya da tarama yapabilir.

Radyoterapi tedavisi ile ilgili gergin hissetmek normaldir, ancak personel ve işlem hakkında bilgi sahibi olmanız genellikle bunu kolaylaştırır. Korkularınız ya da endişelerinizle ilgili personelle konuşmaktan kaçınmayın. Onlar size yardımcı olmak için oradalar.

İnternal radyoterapi nerede alınır?

İki temel internal radyoterapi kaynağı bulunmaktadır:
Radyoaktif implantlar
Radyoaktif sıvılar

Radyoaktif implantlar

Doktor, kaynak olarak da bilinen radyoaktif metal bir nesneyi tümörünüzün içine ya da yakın bir noktaya dikkatlice yerleştirir. Kaynak; kapalı küçük bir boru, küçük tohumlar ya da metal teller şeklinde olabilir. Radyoaktif implant takıldığında, implant çıkarılana kadar birkaç gün boyunca hastanede tek kişilik bir odada kalmanız gerekir. Tek kişilik bir odada kalırsınız ve bu şekilde diğer kişiler herhangi bir radyasyona maruz kalmamış olur. Kaynak çıkarıldığında ise artık radyoaktif sayılmazsınız.

Bazı radyoaktif tohum çeşitleri daimi olarak vücutta bırakılabilir, çünkü bunlar yalnızca kendi çevrelerindeki çok küçük bir alana radyasyon verirler ve bir süre sonra da kendi radyasyonlarını kaybederler. Doktorlar bazen bu tip tedavileri erken evre prostat kanserinin tedavisinde kullanırlar.

Radyoaktif sıvılar

Doktorlar bazı tümör tiplerini radyoaktif sıvı ile tedavi ederler. Sıvıyı içmek suretiyle ya da damardan enjeksiyon yoluyla alabilirsiniz. Sıvı kan dolaşımınıza girer ve tümör hücreleri tarafından absorbe edilir. Doktorlar bazı tümör tipleri için radyoaktif sıvıyı damar yerine vücutta tümörün bulunduğu kısım içine enjekte edilebilir.

Bazı radyoaktif sıvı tedavilerini aldıktan sonra, bir kaç gün boyunca hastanede tek kişilik bir odada kalmanız gerekebilir. Bu süre vücudunuzdaki radyoaktif miktarının güvenli bir seviyeye inmesini mümkün kılar. Radyoaktif sıvı en yaygın olarak tiroid kanseri ya da kemiklere yayılmış kanserler için uygulanmaktadır.

İnternal radyoterapinin stronsiyum ve radyoaktif fosfor gibi bazı çeşitlerinde radyasyon dozu sizin tedavi sonrasında doğrudan evinize gitmenize engel teşkil etmeyecek şekilde düşüktür. Hastaneden ayrılmadan önce personel sizin ve eşyalarınızın radyoaktif olmadıklarını kontrol eder. Lütfen ilgili personele arkadaşlarınız ya da ailenizle ne kadar vakit geçirebileceğiniz ya da onlara ne kadar yakın olacağınız hakkında danışınız. Burada da internal radyoterapi güvenliği ile ilgili bölümde bu konuyla ilgili bilgiler bulunmaktadır.

Tedavi planınızın düzenlenmesi

Sahip olduğunuz kanser tipine bağlı olarak radyoterapi alabileceğiniz tek tedavi olabilir ya da radyoterapiyi cerrahi ya da kemoterapi işlemleri sırasında, öncesinde ya da sonrasında alabilirsiniz. Radyoterapi bazen kemoterapi ile birlikte verilir ve bu durum kemoradyoterapi olarak adlandırılır. Radyoterapi uzmanları (klinik onkologlar) tedavinizi planlamadan önce sahip olduğunuz kanserin tipini ve büyüklüğünü  değerlendirirler. Ayrıca genel sağlık durumunuzu da dikkate alırlar. Bu uzmanlar; fizyologlar, radyologlar ve röntgen uzmanları da dahil olmak üzere bir ekiple birlikte çalışırlar. Tedavi ekibi sizin ihtiyaçlarınıza uygun olan tedaviyi planlar.

Doktorunuz ihtiyacınız olan toplam radyoterapi dozunu ayarlamak için kanserli bölgedeki vücut şekliniz ve kanserin pozisyonunu ölçer. Tıbbi ekip genellikle uygulanacak toplam dozu belirler ve daha sonrasında ise bu dozu fraksiyon olarak adlandırılan çok sayıda daha küçük dozlara böler. Genellikle hafta içi her gün bir tedavi fraksiyonu alır, haftasonu ise tedavi almazsınız. Ancak bazı kişiler tedaviyi daha az sıklıkla, örneğin haftada 3 kez, alırlar. Bazı kişiler ise tedaviyi daha yoğun, örneğin günde iki kez, alırlar. Doktorunuz ne kadar tedaviye ihtiyacınız olduğu ve ne sıklıkla uygulanacağı ile ilgili sizinle konuşacaktır.

Tedavinin amacı

Radyoterapi ekibi herkes için kişiye özel bir radyoterapi planlar, böylece kanserli hücrelere yüksek doz uygulanırken , çevresindeki sağlıklı hücrelere mümkün olan en düşük doz verilmiş olur. Radyoterapi alan sağlıklı hücreler daha sonra onarılabilir. Bu tedavinin amacı; yan etki riskini azaltırken kanserin küçültülmesi ya da tedavi edilme şansının en yüksek seviyeye çıkartılmasıdır.

Radyoterapi hakkında doktorunuza ne sorabilirsiniz

Doktorunuza sorabileceğiniz bazı sorular aşağıda verilmiştir.
Neden radyoterapi öneriyorsunuz?
Ne tür bir radyoterapi tedavisi alacağım?
Bu benim alacağım tek tedavi mi olacak yoksa başka tedaviler de alacak mıyım?
Beni iyileştirmeye mi yoksa belirtileri hafifletmeye mi çalışıyorsunuz?
Benim için yaptığınız tedavi planı nedir?
Tedaviden kaç seans alacağım?
Tedavi ne kadar sürecek?
Tedavimi nerede alacağım?
Eğer ihtiyacım olursa gelecekte tekrar aynı tedaviyi alabilir miyim?
Bu tedavinin olası yan etkileri nelerdir?
Randevularımda kullanmak üzere bir hastane park izni alabilir miyim?
Giderlerime yardım almakla ilgili kiminle görüşebilirim?
 Benim için hastaneye ulaşımı sağlayabilir misiniz?
Eğer çok uzak ise tedavi sürem boyunca kalabileceğim bir yer var mı?
Radyoterapi ile ilgili daha fazla bilgiyi nereden edinebilirim?

VPN ve Firewall arasındaki farklar

VPN ve Firewall arasındaki Öne Çıkan Farklar;

  • VPN Türkçe deyişle Sanal Özel Ağ, ağa bağlı bir cihazın sanal diğer bir ağ üzerinden iletişim sağlamasıdır,
  • Firewall Türkçe deyişle Güvenlik Duvarı, bir bilgisayarın veya bir networkun yerel veya dış tehditlerden korunması amacıyla kurulan mekanizma,
  • Firewall tam olarak bir güvenlik aracıdır, VPN ise kullanım alanına göre değişen bir güvenlik aracı olabilir,
  • Firewall bir donanım veya yazılım olabilir veya ayrı bir donamım içinde donanıma özgü bir yazılım olabilir
  • VPN internet üzerinde verilerini korumak ve bağlantılarını şifrelemek için kullanılabilir
  • VPN üzerinden geçen tüm trafik çalınmaya veya okunmaya karşı şifrelenir
  • VPN bir güvenlik geçitidir,
  • Firewall’un öncelikli amacı ağa zarar vermek yada sızmak isteyenen istekleri engellemektir,
  • Firewall ve VPN, ikiside birer geçit noktasıdır,
  • Ücretli ve Ücretsiz VPN ağları kullanıcılara sunulmuştur,
  • İkisi de paket yönetim sistemleridir

Detaylı Açıklamalar;

[EsnekReklamOrta]

Güvenlik Duvarı veya Firewall, güvenlik duvarı yazılımı, bir kural kümesi temelinde ağa gelen giden paket trafiğini kontrol eden donanım tabanlı ağ güvenliği sistemidir. Birçok farklı filtreleme özelliği ile bilgisayar ve ağın gelen ve giden paketler olmak üzere İnternet trafiğini kontrol altında tutar. İP filtreleme, port filtreleme, Webfiltreleme, içerik filtreleme bunlardan birkaçıdır.

Birçok kişisel bilgisayar işletim sistemleri, Internet’ten gelen tehditlerine karşı korumak için yazılım tabanlı güvenlik duvarları içerir.Ağlar arasında veri aktaran birçok yönlendirici firewall bileşenleri içerir ve, birçok firewall temel yönlendirme işlevlerini gerçekleştirebilir.

İnternet küresel kullanım ve bağlantı açısından oldukça yeni bir teknoloji iken Firewall teknolojisi 1980’lerin sonunda ortaya çıkmıştır.

Virtual Private Network’ün, yani Sanal Özel Ağ‘ın kısaltmasıdır. sayesinde ağlara uzaktan erişim sağlanır. VPN sanal bir ağ uzantısı oluşturduğu için, VPN kullanarak ağa bağlanan bir cihaz, fiziksel olarak bağlıymış gibi o ağ üzerinden veri alışverişinde bulunabilir. Kısacası Virtual Private Network, İnternet ya da başka bir açık ağ üzerinden özel bir ağa bağlanmayı sağlayan bir bağlantı çeşididir. VPN üzerinden bir ağa bağlanan kişi, o ağın fonksiyonel, güvenlik ve yönetim özelliklerini kullanmaya da devam eder. En önemli iki uygulaması OpenVPN ve IPsec’dir.

VPN istemcisi, İnternet üzerinden bağlantı kurmak istediği kaynakla sanal bir noktadan-noktaya (point-to-point) bağlantı kurar, kaynak ya da uzaktan erişime geçmek istediğisunucu kimlik bilgilerini kontrol eder ve doğrulama sonrasında istemciyle uzaktan erişime geçtiği sunucu arasında veri akışı gerçekleşir. Veriler, akış sırasında noktadan-noktaya bağlantı gibi üst bilgi kullanılarak kapsüllenir. Üst bilgi, verilerin bitiş noktasına erişimleri için paylaşılan veya ortak ağ üzerinden yönlendirme bilgileri sağlar.  Özel ağ bağlantısını taklit etmek için, gönderilen veriler gizlilik amacıyla şifrelenir. Paylaşılan veya ortak ağda ele geçirilen paketlerin şifreleri, şifreleme anahtarları olmadan çözülemez. Özel ağ verilerinin kapsüllendiği ve şifrelendiği bağlantı VPN bağlantısı olarak bilinir.

İki çeşit VPN bağlantısı vardır. İlki uzaktan erişim VPN, diğeri ise siteden siteye VPNdir.

Proxy, internete erişim sırasında kullanılan bir ara sunucudur. Bu durumda, örneğin bir ağ sayfasına erişim sırasında doğrudan bağlantı yerine:

  • Tarayıcı vekil sunucuya bağlanır ve hangi sayfayı istediğini söyler
  • Vekil sunucu gerekiyorsa o sayfaya bağlanır ve içeriği alır
  • Vekil sunucu tarayıcıya içeriği gönderir

Bilgisayar ağlarında,bir vekil sunucu diğer sunuculardan kaynakları isteyen istemcilerin talepleri için bir aracı olarak davranan sunucudur. Bir istemci vekil sunucuya bağlanır, bazı servisler ister,örneğin bir dosya,bağlantı,ağ sayfası veya farklı bir sunucudan uygun diğer kaynaklar gibi vekil sunucusu, kolaylaştırmak ve karmaşıklığını kontrol etmek için bir yol olarak talebi değerlendirir. Bugün birçok vekil, ağ vekilleridir.[1]

Vekil sunucu,internete erişim sırasında ara makine olarak kullanılan makinedır. İnternete erişim sırasında vekil görevi görürler. İnternete erişim sırasında direkt bağlantı yerine bu tür bağlantılar üzerinden bağlanılır ve ana bağlantıyı isteyen makine geçici olarak kimliğini gizleyebilir. Çünkü internete bu makinalar üzerinden bağlanıldığından karşı tarafın, bağlanan makineyi değil üzerindeki vekil sunucuyu görecektir. Bu tür makineler son zamanlarda özellikle hackerlar tarafından kimlik gizlemek için pek tercih edilmiyor. Daha çok ülke kısıtlaması olan sitelere giremeyen kullanıcıların bu yöntemi kullanrak internete girebilmesi gibi. Örneğin Türkiye’de YouTube’un kapalı olduğunda bu yöntem üzerinden girilebilmesi gibi.

balina-kopekbalisi

Balina ile Köpek Balığı arasındaki farklar

Balina ile Köpek arasındaki Öne Çıkan Farklar;

  • İkisi de memeli hayvanlardır,
  • Balinalara, Köpek balıklarından daha büyük olabilirler,
  • Balinalar, Köpek balıklarından daha ağır olabilirler,
  • Köpekbalıkları 20-25 yıl arası yaşayabilirler,
  • Köpekbalıklarının gebelik süresi 9-24 ay arası değişmektedir,
  • Balinaların gebelik süresi ise 11-15 ay arası değişmektedir,
  • Yavru balinalar 2 yıl boyunca annelerinden beslenirler,
  • Köpekbalıkları balinalardan daha hızlı yüzerler,
  • Dünyanın en büyük hayvanı 250 tonu bulan ağırlığı ile Mavi balinadır,
  • Mavi balinalar bilinen tüm dinazorlardan bile daha ağırdır,
  • Köpek balıkları genellikle yırtıcı hayvanlar olup et ile beslenirler,
  • Balinalar ise  genellikle yırtıcı olmayıp suda yaşayan minik canlılar ile beslenirler,
  • Köpek balıkları saldırgan balıklar olup, balinalar saldırgan hayvanlar değildirler,

Detaylı Açıklamalar;

[EsnekReklamOrta]

Balinalar takımının üyeleri memelidir yani hayvanlar âleminin memeliler sınıfında yer alırlar. Bu takımın üyelerinin yaşayan en yakın akrabası su aygırıdır.

Memelilere özgü özellikleri paylaşırlar: Sıcakkanlıdırlar, akciğerleri ile havayı solurlar, canlı doğum yaparlar ve yavrularını kendi sütleri ile beslerler, az da olsa kılları bulunur.

Balina ve yunusları balıklardan ayırmanın bir başka yolu da kuyruklarının şeklidir. Balıkların kuyrukları diktir ve yüzerken sağdan sola hareket eder. Balina ve yunusların kuyrukları ise yataydır ve yüzerken yukarıdan aşağıya doğru hareket eder ve belkemikleri aynı bir insanın belkemiğinin yüzerken hareket ettiği gibi hareket eder.

Buzul balinası’nın soluk vermesi sırasında oluşan ayırt edici V şeklinde “buhar” sütunu.
Balinalar, memeli olduklarından hava solumak zorundadırlar. Bu nedenle su yüzüne çıkarak ciğerlerinden karbondioksiti dışarı vererek taze oksijen solurlar. Dalma sırasında kaslar sayesinde nefes delikleri kapanır ve bir daha su yüzüne çıkana kadar kapalı kalır. Su yüzüne çıktıklarında ise nefes delikleri kaslar sayesinde açılarak soluk verirler.

Balinaların soluk alıp vermek için zaman kazanacak şekilde evrimleşen nefes delikleri kafalarının tepesinde yer alır. Soluk verdiklerinde ciğerlerden gelen ılık hava dışarıdaki soğuk hava ile karşılaştığında yoğunlaşır. Karada yaşayan memelilerin soğuk bir günde soluk verdiğinde oluştuğu gibi küçük bir “buhar” sütunu oluşur. Balinalarda da soluk verirken karşılaşılan bu buhar sütunu her tür için farklı bir şekle, açıya ve yüksekliğe sahiptir. Bu özelliklerine bakılarak uzaktan balinaların türü deneyimli kişiler tarafından tanımlanabilir.

Balinalar su altında, diğer memelilerin kaldığından çok daha uzun bir süre kalabilirler. Su altında kalma süreleri, bu takımın üyeleri arasında bulunan büyük fizyolojik farklar nedeniyle türler arasında büyük farklar gösterir.

Memelilerin kaslarında bulunan miyoglobin derişimi çok farklılık gösterir. Miyoglobin oksijene karşı hemoglobinden daha fazla bir affinite gösterir yani miyoglobin oksijen moleküllerini hemoglobinden daha iyi tutar. Dolayısıyla oksijen almak mümkün olmadığında yüksek miyoglobin derişimi olması yararlıdır. Balinaların kaslarında bulunan miyoglobinin derişimi ne kadar yüksekse o kadar uzun süre su altında kalabilir ve besin arayabilirler.

Yüksek vücut kütlesi de balinalarda daha uzun dalış süresine yardımcı olur. Vücut kütlesinin artışı aynı zamanda kas kütlesinin artışı demektir, dolayısıyla da kaslarda bulunan oksijen deposuda artar. Ayrıca Kleiber yasasına göre bir hayvanın vücut kütlesi arttıkça metabolizma hızı yavaşlar dolayısıyla da birim kütle başına daha az oksijen harcarlar.

Balinaların gözleri büyük kafalarının her iki yanında ve oldukça geridedir. Özellikle ucu sivri gagası olan yunusların ileri ve aşağı doğru oldukça iyi bir binoküler görüş açıları vardır ama İspermeçet balinası gibi küt kafalı balinaların her iki yanı da görebilir ama önlerini ya da doğrudan aşağıyı göremezler. Gözyaşı bezleri yağlı gözyaşı salgılar ve denizin tuzlu suyundan gözleri korur. Balinaların göz lensleri hemen hemen küreseldir dolayısıyla derin sularda az ışık altında odaklanmayı sağlar. Balinaların, yunuslar dışında oldukça zayıf olan görme yetilerine karşın oldukça mükemmel duyma yetileri vardır.

Balinaların kulakları da gözleri gibi küçüktür. Suda yaşaması sebebiyle ses dalgalarını odaklayarak kuvvetlendirmeye yarayan dış kulaklarını kaybetmişlerdir. Suyun ses ilektenliği havaya göre çok yüksek olduğundan dış kulak gibi bir organa gerek kalmamıştır. Bu yüzden kulakları gözlerinin hemen arkasında küçük bir deliktir. Buna karşın iç kulak balinanın kilometrelerce uzaktaki sesi duymasını ve sesin geldiği yönü anlayabilmesini sağlayacak kadar gelişmiştir.

Bazı balinalar ekolokasyon yeteneğine sahiptir. Çoğu dişli balina ekolokasyon seslerine benzer sesler çıkarırlar, fakat bu balinaların bu sesleri ekolokasyon için kullandığı gösterilememiştir. Mysticeti, ekolokasyonla tespit edilemeyecek kadar küçük avlarla beslendiğinden ekolokasyona çok az ihtiyaç duymaktadır. Odontoceti’nin Yunus gibi bazı üyeleri ekolokasyonu kullanırlar. Bu balinalar, yarasalar ile aynı şekilde, bir nesneye çarpıp sonra geri dönecek şekilde bir ses çıkarırlar. Bunun sayesinde nesnelerin şekillerini, boyutlarını, yüzey karakteristiklerini, hareket şekillerini ve uzaklığını anlayabilirler. Bu yetenek ile balinalar zifiri karanlıkta hızlı yüzen küçük avları yakalayabilirler. Çoğu Odontoceti’de ekolokasyon öyle gelişmiştir ki, bir nesnenin av olup olmadığını ayırt edebilirler. Esaret altındaki balinalar çeşitli şekil ve büyüklükteki topları ayırt edecek şekilde eğitilebilirler.

Balinalar iletişim için de sesleri kullanırlar. Bu sesler; inlemeler, tıklayışlar, ıslıklar ve Kambur balina’daki gibi kompleks şarkılar şeklinde olur.

kpss-a-b-grubu

Kpss A ve B grubu arasındaki farklar

Kpss A ve B grubu arasındaki Öne Çıkan Farklar;

  • Kpss A grubu dışında girilebilen kadrolara B grubu kadro denilmektedir,
  • Kpss A sınavı her yıl ÖSYM tarafından düzenlenmektedir,
  • Kpss B sınavı ise 2 yılda bir düzenlenmektedir,
  • Kpss B sınavına tüm lisans mezunları girebilmektedir,
  • Kpss A sınavına ise İİBF, SBF, Hukuk, Mühendislik vb fakültelerden mezun olanlar girebilmektedir,
  • Kpss A kariyer meslek kadrosu olarak ta bilinir,
  • Müfettiş, denetçi, uzman, kontroller vb kadrolar A grubu kadrolardır,
  • KPSS-A kadrolar dışındaki mühendislik, teknikerlik, teknisyenlik, memur, psikolog, mimar, veteriner vb. tüm kadrolar KPSS-B grubu kadrolarda yer almaktadır.

Detaylı Açıklamalar;

[EsnekReklamOrta]

B Grubu Memurluk (Lisans) Nedir?

Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS), ÖSYM Başkanlığı tarafından iki yılda bir (çift yıllarda) Lisans öğrencileri için Mayıs 2016’da, Lise – Önlisans öğrencileri için Ekim 2016’da yapılan bir sınavdır. KPSS B lisans sınavına bir lisans programından mezun olmuş ya da mezun olacak durumda bulunan öğrenciler katılabilir.

B Grubu Memurluk (Lisans) Kadroları Nelerdir?

Mühendis, mimar, veteriner, psikolog, sosyolog, hemşire, ebe vb. tüm lisans kadroları B Grubu kadrolarıdır. Kaymakam, müfettiş, uzman, denetmen ve kontrolör yardımcılığı gibi kadrolar ise A Grubu kadrolarıdır.

B Grubu memurluk Kadrolarına Atamalar Nasıl Yapılır?

B Grubu (Lisans) Memurluk adayı, KPSS sonuç belgesinde bulunan P3 puan türünü merkezi atamalarda veya ara atamalarda kullanabilirler. Merkezi atamalar 2 yıl boyunca her yılın Kasım ve Haziran aylarında ara atamalar ise kurumların belirleyeceği tarihlerde yapılmaktadır. Ara atamalara aynı zamanda “Kurumsal Atama” da denilmektedir.

Sınava giren adaylar, KPSSden elde ettikleri puanlar ile Kasım ve Haziran aylarında yapılan merkezi atamalarda ÖSYM tarafından hazırlanan tercih kılavuzu ile tercih yapmaları gerekmektedir. Adaylar bu kadrolara tercih yaparken aranan nitelikleri dikkatlice inceleyerek kendilerine uygun olan kadroları, puanlarını da göz önünde bulundurmak suretiyle tercih yapmalıdır. Ayrıca adaylar bu puanlarını 2 yıl boyunca ara atamalarda yani kurumsal atamalarda da kullanarak tercih yapabilirler.

KPSS B Grubu NEDİR?

B Grubu, A Grubu grubunun dışında kalan kontenjanlar için yapılan sınavdır. Bu sınav KPSS A gibi her yıl değil, iki yılda bir yapılmaktadır. Lisans mezunlarına ayrılan B grubu kadrolar için P3, önlisans mezunlarına ayrılan B grubu kadrolar için P93, ortaöğretim mezunlarına ayrılan B grubu kadrolar için P94 puan türü ile atama yapılmaktadır. Mühendislik, teknisyenlik, memurluk, mimarlık, veterinerlik gibi alanlarda B Grubu grubu sınavı ile yerleştirme yapılmaktadır.

A Grubu Grubu NEDİR?

KPSS-A sınavı; müfettiş, uzman, denetmen ve kontrolör yardımcılığı ile kaymakam adaylığı gibi yüksek düzey memur kadrolarına atama yapılan sınav türüdür.Bu sınav, her yılgerçekleşmektedir. Her bir kurum  ÖSYM’nin belirlediği 120  puan türünden kendisi için belirlediği puan türüne göre yerleştirme yapar.

B Grubu Hakkında Bilinmesi Gerekenler Nelerdir?

A Grubu kadroları dışında kalan tüm kadrolar B Grubu kadrosudur. Kaymakam adaylığı, müfettiş, uzman, denetmen ve kontrolör yardımcılığı gibi bölümlerden farklı olan alanlar B Grubu kadrosudur.

Bu kadrolara atanmak isteyen personelin ÖSYM tarafından yapılan KPSS’ye girerek ÖSYM tarafından yayınlanan KPSS Tercih Kılavuzundaki kamu kurum ve kuruluşlarına ait boş olan kadrolardan özelliklerine uygun olanları tercih etmeleri gerekir. Adayın puanı ve tercihleri doğrultusunda puan üstünlüğüne göre bilgisayar ortamında atama yapılmaktadır.

  1. B Grubu kadrolar için her yıl alım yapılmakta mıdır?

B Grubu kadrolarına iki yılda bir çift yıllarda alım gerçekleşir. 2014 yılında da B grubu için KPSS yapılacaktır. B grubu mesleklerinden birine atanmak isteyen adaylar bu sınava katılmak zorundadır.

  1. B Grubu kadrolarına atanmak için hangi sorular yanıtlanmalıdır?

KPSS B kadrolarına başvuracakların sadece Genel Yetenek – Genel Kültür sorularını yanıtlamaları yeterlidir. Yabancı dil sınavı ise adayın tercihine bağlıdır.

  1. B Grubu kadrolarına atanmak için hangi puan türleri kullanılmaktadır?

B Grubu kadroları için gerçekleştirilen atamalarda önlisans mezunu adaylar için P 93, ortaöğretim mezunu adaylar için P 94 ve lisans mezunu adaylar için P 3 puan türleri geçerli olmaktadır.

  1. B Grubu kadrolarına atanmak için girilmesi gereken KPSS sınavlar ne zaman yapılmaktadır?

KPSS B kadrolarına girmek isteyen lisans mezunu adaylar, 2014 yılının Temmuz ayında yapılacak olan Genel Kültür – Genel Yetenek sınavına;  önlisans ve ortaöğretim mezunu adayların ise 2014 yılının Eylül ayında yapılacak olan  Genel Kültür – Genel Yetenek sınavına gimek mecburiyetindedir.

  1. Bir mühendis hem KPSS-A’ya hem de KPSS-B’ye başvurabilir mi?

B Grubu kadroları ÖSYM tarafından merkezi yerleştirme yoluyla atama yapılmak için ilan edilen kadrolardır. KPSS’ye girerek genel kültür ve genel yetenek testlerine katılan tüm adaylar B Grubu kadrolarına başvurabilirler.

Kaymakam adaylığı, müfettiş, uzman, denetmen ve kontrolör yardımcılığı kadrolarını tercih edebilmek için KPSS’nin pazar günü yapılan alan bilgisi sınavlarına (İktisat, Muhasebe, Maliye vb) katılma zorunludur.

Sadece lisans mezunlarının katılabileceği bu sınavın haricinde de kadronun açıldığı kamu kurumu tarafından yapılacak mülakatlardan da geçmek gerekmektedir.

 

slr-dslr

DSLR, SLR ve Kompakt arasındaki farklar

SLR, DSLR ve Kompakt arasındaki Öne Çıkan Farklar;

  • SLR, lensi değişebilen fotoğraf makinesi, DSLR, lensi değişen dijital fotoğraf makinesi demektir,
  • SLRde fotoğraflar film üzerine algılanır, DSLR de CCD ve CMOS sensörleri üzerine algılanır,
  • SLR de çekilen fotoğraflar fiziksel bir filmin üzerine yazılırken, DSLR de çekilen fotoğraflar dijital hafıza kartlarının üzerine yazılır,
  • SLR de çekilen fotoğraflar üzerinde oynama veya değiştirme yapamayız, DSLR de çektiğimiz fotoğraflar üzerinde ise oynama yapabiliriz,
  • SLR video çekemez, DSLR video çekebilir,
  • SLR makinede çektiğimiz fotoğrafları anlık olarak göremeyiz, DSLR de görebiliriz,
  • SLR de çekim kapasitesi elimizdeki filmler kadardır, DSLR de hafıza kartına bağlı olarak değişir,
  • DSLR, SLR ye göre daha pratik ve teknolojiktir,

Detaylı Açıklamalar;

[EsnekReklamOrta]

Fotoğraf makinelerini Reflex ve Compact olarak ikiye ayırabiliriz. Reflex’ten kasıt şudur: Lensten gelen görüntü(ışık huzmesi), ışığa duyarlı film veya sensör üzerine düşer. Film veya sayısal sensör resmi yazımlar, fotoğraf oluşur.

İşte biz vizörden birebir film veya sensör üzerine düşen resmi görebiliyorsak bu makinelere Reflex makineler deriz. Lensten gelen birebir gerçek, optik görüntü (ışık huzmesi), prizma ve ayna sistemi (film veya sensör önüne yerleştirilmiş) ile vizöre yansıtılıyorsa bu makinelere reflex makineler denir. Yani bizim vizörden gördüğümüz görüntü, film veya sensör üzerine düşen görüntünün ta kendisidir.

Compact cihazlarda yöntem ise lensten gelen ışık huzmesi film veya sensör üzerine düşer, ancak biz vizörden bunu değil başkaca bir görüntüyü görürüz. Bu ise lensin film üzerine düşürdüğü görüntünün çok yakını bir çerçeveyi ve görüntüyü bize verir, birebir aynısını değil. Bu yöntemde kadraj hataları olur. Birebir film üzerine düşen görüntüyü görme imkanımız yoktur.

Dolayısyla SLR, DSLR makineler daha profesyonel makinelerdir. Compact makineler ise hareketli ayna ve prizma sistemi olmadığı için daha ucuz, daha hafif ve taşınabilir makinelerdir.


Digital single-lens reflex, “Sayısal Tek Mercek Yansımalı” anlamına gelir.(Digital Single Lens Reflex) SLR şeklinde bilinen değişebilen objektifli filmli fotoğraf makinalarının aksine ışık algılayıcısı olarak film değil CCD ya da CMOS görüntü algılayıcı kullanır.Buradan alınan ışık bilgisi kameranın içinde değişik sayısal işlemlere, dengeleme ayarlarına ve dosya sıkıştırmasına uğradıktan sonra basıma yahut depolamaya hazır hale gelir. Depolama alanı olarak ilk DSLR makinelerinde dahili bellekler ve Disket sürücüler varken günümüzde SD, CF, MS gibi kartlar kullanılır. Fotoğraflar sıkıştırılmış JPEG veya RAW formatında kaydedilir. JPEG sıkıştırılmış bir format olduğu için kayıplıdır. Profesyonel fotoğrafçılar sonradan işlenme yeteneği olan, hiçbir müdehaleye uğramamış RAW formatını tercih ederler. RAW formatında çekilmiş fotoğraflar bilgisayarda uygun pozlama, ışık, beyaz ayarı, contrast gibi ayarlardan geçirildikten sonra TIF (Kayıpsız Format) veya JPEG olarak kaydedilip basılmaya hazırlanır.

Günümüzde bütün DSLR üreticileri CMOS sensörlere geçmektedir. Az enerji tüketmesi, az ısınması, geliştirmeye devam edilmesi, video çekmeye uygun olması gibi artıları vardır.

b2b-b2c

B2b ve B2c arasındaki farklar

B2b ve B2c arasındaki Öne Çıkan Farklar,

  • B2b firmalar arasında gerçekleşen ticaretin online olarak gerçekleştirilmesine denir,
  • B2c ise firmalar ve müşteriler arasında gerçekleşen ticaretin online olarak gerçekleşmesidir,
  •  B2b de müşteriler çoğunlukla ticari işletmelerdir, B2c de müşteriler çoğunlukla son kullanıcılardır,
  • B2c de satış teknikleri daha gelişmiş ve daha önemlidir,
  • Aralarında pazarlık ve entegrasyon farklı biçimlerde olur,
  • B2b de ürünün özellikleri, satış fiyatı, teslimat süresi ve ödeme biçimi alıcı firmaya göre belirlenebilir,
  • B2c te genellikle ürünlerin satış fiyatları, teslimat süreleri ve ödeme seçenekleri aynıdır,
  • B2c te pazarlık söz konusu değildir,
  • B2c te müşterinin herhangi bir sistem kurması veya entegrasyon yapmasına gerek yoktur,
  • B2b firmalar arasında olduğu için toplam cirolar B2c deki cirolardan fazladır,
  • B2c’de perakende ticaret, B2b toptan ticaret yapılır,

Detaylı açıklamalar;

[EsnekReklamOrta]

B2C’de fiyatlar ve ürünler açık ve net şekilde yayınlanır. Ürünün teslim koşulları, garanti koşulları, fiyatı ve diğer özellikleri üretici veya satıcı tarafından tek taraflı belirlenir ve tüketicinin önüne sunulur. B2C’de tüketiciler şahıs da olabilir perakendeci bir satış kanalı da. Burada tek bir müşteri kriteri yoktur ancak genel olarak müşteriler şirket olduğunda “B2B”, şahıs olduğunda ise “B2C” terimi kullanılır.

Çeşitleri

Birincisi; bugün oldukça sık kullandığımız sanal alışveriş mağazalarıdır. Sanal mağaza stoklarında bulunan ürünlere ve sipariş karşılığı üretici firmadan getirteceği ürünlerin üzerine kendi kar marjını ekleyerek satışa sunar. Bu mağazalardan online alışveriş yapan tüketiciler genellikle şahıstır ve siparişlerini kredi kartı veya havale yoluyla öedemelerini gerçekleştirirler. Kredi kartı ile ödeme işlemi “VPOS” denilen, İnternet üzerinden kredi kartlı alışveriş yapma olanağı sağlayan SSL sertifikalı bir ödeme mekanizmasıyla yapılır. VPOS sistemi, günümüzde oldukça sık kullandığımız POS cihazlarının Internet’e uyarlanmış şeklidir. Sanal mağazalar VPOS kullanabilmeleri için VPOS hizmeti sunan bir bankayla elektronik ticaret sözleşmesi imzalaması gerekmektedir. Bu anlaşmayı imzalayan sanal mağaza ve banka müştereken tüketicinin uğrayabileceği kanuni her türlü mağduriyeti gidermek durumundadır.
İkincisi ise; üretici firmanın ürününü fabrika cıkış fiyatından sanal mağaza aracılığı ile tüketiciye veya perakendiciye satışını gerçekleştirmesidir. Burada sanal mağaza ürünün satış fiyatı üzerine belli bir yüzde koyarak satışların kendi sistemi üzerinden gerçekleşmesini sağlar. Sanal mağazanın belirleyeceği yüzde oranı genellikle %3 ila %10 arasında olur ve genellikle ithal ürünlerin yurt içinde satışına yönelik bir çalışma yapılır. Satışı yapılan ürünler belirli sektörlere aittir. Her ülkenin dış ticaret mevzuatı birbirine göre farklılık gösterdiğinden dolayı sektör çeşitlendirmesi dardır ancak ürün çeşitlendirmesi oldukça zengindir. Bu ikinci ayağında sanal mağazanın gümrük tarifelerini ve kargo maliyetlerini tam olarak online hesaplayabilen oldukça ciddi bir yazılıma ihtiyacı vardır. Sanal mağazanın dış ticaret uygulamalarına tam anlamıyla hakim ve gümrük işlemlerini takip eden bir ekibe ihtiyacı vardır.
elektronik ticaret

Hayatın her alanında etkisini gösteren Gelişim Kavramı, ticaret hayatında da internetin yaygınlaşmasıyla ticaret kavramının sınırlarını fazlasıyla genişletti. elektronik ticareti geleneksel ticaret yöntemlerine ilave olarak kullanan köklü kuruluşlar olduğu gibi 100% elektronik ticaret kavramıyla iş yapan amazon.com, ebay.com gibi firmalar yeni nesil ticaret kavramını geliştirerek elektronik ticaretin yaygınlaşmasında öncü rolü üstlendiler.

Büyük firmaların elektronik ticaret işine girmesiyle beraber yeni bir sektör oluştu ve bilgisayar yazılım firmaları diğer kuruluşların da elektronik ticaret dünyasına girebilmesi için özel elektronik ticaret çözümleri geliştirmeye başladılar.

B2B

B2B firmaların gereksinim duydukları maddelere kavuşmak için kurulan bir sistemdir. Bu yönüyle B2B firmaların tedarik pazarı işlevini görür. Birçok şirket internet üzerinden, mal ve hizmet üretim aşamasında gereksinim duydukları ürünlerini veya ara malların toptan satışlarını kolaylıkla yapabilme olanağına kavuşabilmektedirler. B2B, öncelikle paylaşabilecek doğru bilgi ve paylaşma isteği, sonra teknolojik yatırımdır. Sanal ortamda ürün katalogları arasında arama, sipariş, faturalama, ödeme işlemleri bu kapsama sokulabilir. Ayrıca ortak araştırma-geliştirme, projelendirme, ürün tasarımı, mühendislik hizmetleri ile ürün dağıtım ve teslimat işlemleri bu kapsamın bünyesindedir.

İşletmeler arası ilişkiler yatay ilişkiler olabileceği gibi dikey ilişkileri de kapsayabilir. Bunları firma, bayi, dağıtıcı ve tedarikçi olarak sayabiliriz. Varsayın ki müşterileriniz size hiç sormadan stoklarınız hakkında bilgi alabilmek istiyor. Bu durumda sisteminizden çıkacak her rapor her zaman doğru ve açık olmalıdır. Çünkü ortada sizin şirketinizden rakamları yorumlayacak hiç kimse olmaz, müşteriniz ekranında ne görüyorsa ona inanır. Bugünkü çalışma kültürümüzde şirketimizin dışındaki herkes yabancıdır. Bir yabancının bize ait olan bilgiye bize sormadan doğrudan ulaşmasını kabul etmek kolay değildir. B2B ortamında çalışmak isteyen bir şirket, hem yazılım hem de donanım sistemini buna uygun hale getirmelidir. Şirket öncelikle kendi içinde bilginin hızlı ve doğru dolaşımını sağlamalı, bir sonraki aşamada ise bu bilginin bir kısmını müşteri, tedarikçi ve iş ortakları ile paylaşmanın yollarını geliştirmelidir. Bunun için tüm işlemlerin oldukları zaman ve yerde en az hata ile işlenebilmesi gerekir. elektronik ticarette B2B, son dönemde hareketlilik gösterse de henüz çok yaygın olarak kullanılan bir sistem değildir, ancak bu sizi yanıltmamalıdır. Çünkü B2B uygulamaları yavaş bir artış izlemiyor, artış katlanarak gerçekleşiyor. B2B çalışma ortamının çok hızlı yayılacağını tahmin etmek güç değil, çünkü süreç zincirleme reaksiyon halinde gelişiyor. Örneğin 300 tedarikçi ile çalışan ve yaptırım gücü olan bir şirket, bu alanda bir adım attığı an, arkasından 300 şirketi de sürüklüyor.

Bir süre sonra ise, B2B ortamına geçen bu tedarikçiler, çalıştıkları diğer firmaların (müşteri veya kendi tedarikçileri) kapısını çalmaya başlıyor. Bunun nedeni ise, iki farklı çalışma biçiminin uzun süre aynı şirket içinde izlenmesinin daha pahalı olmasıdır. Bu zincirleme reaksiyon bir kez başladı mı durdurmak veya direnmek mümkün değildir, çünkü gerçekten de maliyet avantajı, sürat ve daha verimli bir çalışma ortamı sağlıyor; bu nedenle de bir moda veya gelip geçici bir akım değildir.

Tork ve Beygir arasındaki farklar

Tork ve Beygir arasındaki Öne Çıkan Farklar;

  • Tork motordaki krank milinin dönüş sayısı olup tekerleğe iletilen itme kuvvetidir,
  • Beygir ise araçlarda kullanılan motorun ürettiği güce denir, halk diliyle 10 beygir gücü 10 at gücü şeklinde tahmin edilip günümüze kadar gelmiştir,
  • Tork’u ölçerken krank milini yaptığı dönüş sayısının az veya çok olması arabanın hızını ve çekiş gücünü artırır veya azaltır, piston kollarının uzun veya kısa olması ise performansı etkiler,
  • Beygir değeri çok olan bir araç daha hızlı, Tork değeri çok olan bir araç daha güçlü demektir,
  • Tork halk dilinde otomobilin çekişini temsil eder,
  • Tork kamyon, otobüs, traktör ve vb yük taşıyan veya ağır işlemlerde bulunan araçlar için çok önemli olup yüksek değerler taşıması gerekmektedir,
  • Torku düştükçe vites değiştirme sıklığı genellikle artar,
  • Tork ve Beygir değerleri kullanım alanlarına göre değişir,
  • Torku yüksek araçlar genellikle ticari olarak kullanılan araçlardır,
  • Aslında Tork kavramı dönme momenti olan kuvvet X kuvvet kolu formülüdür,
  • Aynı beygir gücüne sahip bir benzinli motor ile bir dizel motor arasında iki kat tork farkı oluşabilir,
  • Beygir HP ile, Tork T ile gösterilir,

Detaylı açıklamalar;

[EsnekReklamOrta]

Tork, motordan tekerleğe iletilen itme(dönme momenti) kuvvetidir. Birimi Nm (Newtonmetre)’dir. Halk ağzıyla arabain çekişi olarak da tarif edebileceğimiz tork, kamyon, otobüs, traktör gibi araçlarda çok yüksek değerler almaktadır. Bunun nedeni yük taşıyan araçlarda hız yapmaktan çok çekişe ihtiyaç duyulmasıdır.

Tork, matematiksel olarak bir cismin açısal momentumundaki değişimin oranı olarak tanımlanır. Torkun tanımına göre, bir cismin bir veya iki açısal hızı ya da eylemsizlik momenti değişmektedir. Ve moment terimi, uygulanan bir ya da birkaç kuvvetin nesneyi bir eksende dönmeye zorlaması eğilimi olarak kullanılmaktadır. Ancak genellikle cismin açısal hızı değişmemektedir ( bu konsept fizikte tork olarak adlandırılır).

Örneğin, döndürücü kuvvet hızlanmaya sebep olan mile uygulandığında, geriye kalanı hızlandıran bir matkap gibi, elde edilen moment torktur. Tam aksine, bir kiriş üzerine uygulanan yan kuvvet moment (bükücü moment) üretir, ancak kirişin açısal momentumu değişmediği için, bu bükücü kuvvet tork olarak adlandırılamaz. Benzer şekilde, bir nesne üzerindeki kuvvet ikilisi açısal momentum üzerinde herhangi bir değişime sebep olmaz, bu şekilde bir moment de tork olarak adlandırılamaz.

Aslında bu kavram fizikte dönme momenti olarak bilinen kuvvet x kuvvet kolu formülünden başka bir şey değildir. Yandaki resimde anahtarla somunun sıkılması gösterilmekte. Burada elle uygulanan kuvvet vida ile somun arasında vidaya paralel yönde bir gerilim ve dairesel yönde moment oluşturmakta. İşte bu momente tork denir. Anahtarın sapı ne kadar uzun olur ve ne kadar geriden tutulabilirse, somun o kadar kolay dönecektir. arabain tekerleklerinde olan da bunu aynısıdır. Tekerleğin çapı küçültülürse tork yükselir ve daha ani tepki veren daha esnek bir sürüş karakteristiğine sahip olunabilir. Tabi bu durumda maksimum sürat düşecektir. Bir yerden kazanılırken bir yerden fire vermek gerekir, bu işin doğasında olan birşeydir.

Aynı devir bandında Torku yüksek olan arabaler ara hızlanmalarda yani sollamalarda örneğin 60km/h hızdan 120km/h hıza ulaşmada daha başarılıdır. Bu da arabain esnekliği olarak tanımlanır. Torku yüksek olan bir araba özellikle rampa çıkarken fazla devir çevirmeye ihtiyaç duymadan hızını koruyabilir fakat torku az olan araba ivmesini koruyabilmek için vites düşürerek hızını artırmak zorundadır.


Beygir gücü kavramı genellikle araba ve elektrik motorlarının güçlerinin belirlenmesi için kullanılmaktadır. Aslında basit bir kavramdır fakat halk arasında tanımlanırken yapılan bazı yanlışlıklar bu kavramı içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Öyleki 100 beygirlik araba deyince, 100 tane atın ürettiği güç şeklinde anlaşıldığı oluyor. Beygir gücü ifadesi günümüzde en fazla arabaleri tanıtırken kullanılmakta ancak bu kavramın temeli çok eskilere dayanmaktadır.

Beygir gücü, ingilizce karşılığı ile HorsePower (HP) kavramını ilk kez 1872 yılında kullanan kişi james watt’tır. James watt kim derseniz buharlı makinalar üzerinde çalışan ve onları geliştiren iskoçyalı başarılı bir mucit ve mühendistir. Bu mucit geliştirdiği buharlı makinaları pazarlarken müşteriye makinanın gücü hakkında bilgi vermesi gerekiyordu ve o zamanlarda makinalar fazla gelişmemiş olduğu için güç deyince insanların aklına atlar gelmekteydi. James Watt’da bu yolu izledi ve gücün simgesi haline gelen atlar üzerinden işe koyuldu.

Kömür madenlerinde yük taşıyan atları bir süre gözlemleyen Watt, ölçümleri sonucunda bir atın 45 kilogramlık kömürü 1 saniyede 1,11 metre uzağa taşıyabildiğini tespit etti.
Böylece bir at Ağırlık x Yol olarak 50 Kilogram-Metrelik iş yapmış oluyordu. James watt nedeni bilinmemekle birlikte bu sonucu yüzde 50 oranında arttırarak 75 Kilogram-Metreye tamamladı ve buna da 1 beygir dedi.